Öz eleştiri

Öz eleştiri size eleştiri yöneltildiğinde dikkate almanız gereken bir kavramdır. Yapılan tüm eleştirelere kulak tıkayıp duraklar tükendikten sonra ‘öz eleştiri’ bir işe yaramaz.

Evet, Ak Parti özeleştiri şansını ve Türkiye toplumu kademeli ve anlamlı bir iyileşme fırsatını kaybetti.

Türkiye bir tarikat/kült toplumuna dönüştüğü için çoğu insan bunu kavrayamıyor. Çünkü diğer kritiklerde olduğu gibi bu kritiği de anlamıyorlar. Kritik bir nasihat veya tavsiye değildir. Kritik bir uyarıdır ve öncekilerin aksine ekseriyetle gerçek ve doğru korkulardan inşa edilir.

Birçok muhafazakar dün kehanet onları yarı yolda bıraktığı için şaşkın ve şüphedeler.

Eğer onlardan biriysen; kritikle başla. Başaramıyorsan; kendine doğruları söyle. Çünkü ikisi de aynı yola çıkacaktır.

Öz eleştiri? O şansı kaybettin.

Demokrasi problemi

Tire’nin -kooperatif- yoğurdu İçim’den çok daha lezzetlidir. Deneyen herkes bunu bilir. Ancak İçim mutlaka daha çok satar. Çünkü Ülker’in Pazarlama ve maliyet/sürüm gücüyle Tire’nin mücadele etmesi mümkün değildir.

İşin sana bakan tarafı ise seçimdir. Daha çok göz önünde ve daha ucuz olan senin için daha kolay bir seçim olacaktır. Ve nihayetinde sonuç nettir: İçim seçersen fiyatı, Tire seçersen lezzeti satın almış olursun.

Demokrasinin seçim problemi de buradadır. Seçtiğinle aldığın neredeyse hiçbir zaman denk değildir. Bazen sadece A taraf kaybetsin diye B tarafı seçebilirsin. Bu durumda sonuç senin için kazan/kaybet karışımı bir şey olur. Hülasa bu durum sana şunu düşündürmelidir:

Bugün yaptığın seçim; senin ne düşündüğün, nasıl katkı sağlamak istediğin, neleri değiştirebileceğinden bağımsız bir roldür.

Yarın, bu gerçeği unutmaman ve bildiğin yolda yürümen dileğiyle…

Kimi seçiyoruz?

Batı büyük bir kulüp. Entelektüel birikimi, birlikleri, şirketleri ve sosyaliyle çok başarılı. Bununla yüzleşirsiniz veya yüzleşmezsiniz; gerçekler değişmez. Biz maalesef gelişmiş ülke olma hayallerini yaptığımız tercihlerle en az 50 yıl erteledik. Ve evet, bu bir tercih meselesiydi. Sağlıklı bir akşam yemeği ile kalorili Big Mac arasında seçim yapmak kadar da basitti aslında. Big Mac’i seçtik. Aramızda bazımız “Oh, iyi de yaptık…” diyebilir, hakkıdır. Afiyet olsun. Ancak aynalarda kendimizi kandırmayalım. Ekseriniz dünyayı gezdiniz, gördünüz. Artık hayal kurmaktan vazgeçelim lütfen.

Şimdi, kimi seçiyoruz?

Gerçeklik

Güzel mottolar mikro monologlar gibi çalışır. İyi olanı çok iyi iş görür. Arada bazılarını yazmış ve alıntılanmış biri olarak; hem dokundurma hem de kara mizah yönüyle benim için tüm zamanların en iyisi budur:

-muhtemelen Woody Allen söylemiştir-

“Gerçekliğin düşkünü olduğum söylenemez ama yine de düzgün bir yemek yiyebileceğimiz tek yer burası.”

Afiyet olsun.

Natürel renkler(?)

Sadakat hakkında çok konuşulan ancak içi en boş kavramlardan biridir. TDK’ya göre bu Godzilla mefhum içten bağlılık demektir. Neye bağlılık? Fikre, inanca, finansal veya statükoya dönük bir hedefe mi? Ve süresi nedir? Zamansız mıdır?

Dürüst olmayan patronlar çalışan sadakatini icat etmiş olabilir. Ve samimiyetsiz, muallak fikirli liderler davaya içten bağlılığı.

Dile pelesenk olan anlam kazanır diye bir kaide yoktur. Geçen gün biri “İstediğim şey, böyle natürel renkler…” dedi. Oysa ki, tüm renkler natürel.

İstediğin şey sadakatsa önce açık ve dürüst ol, dökül: Ne istiyorsun? Ve süresi nedir?

Pazarlamasız mucit

Bir şeyi icat etmiş veya üretmiş olman onu pazarlayabileceğin anlamına gelmez.

Dünya çapında nam yapmış bir tane bile İtalyan menşeli pizza veya kahve franchise yoktur.

Pizza Hut, Dominos, Little Caesars, Papa John’s, Starbucks, Caribou Coffee, BlueBottle Amerikan ve PizzaExpress, Caffè Nero, Costa İngilizdir.

“Pazarlama en az icadın kadar önemlidir!” diyeceğim ama yeterli olmayacak.

Belki biraz daha fazla.

Büyük sorular

Netflix’in “3 Cisim Problem”i güzel bir çalışma olmuş. Gizli Çin propagandası ve diğer sinsi siyasi mesajları göz ardı ederseniz anlamlı bir tema işleniyor: Türümüzün evrenle mücadelesi!

Bu mücadele temel olarak iki soruda şekilleniyor: Niye buradayız? Nereye gidiyoruz?

Yapım bu kadim sorulara bilimin perspektifinden hala cevapsız kaldığımızı hatırlatıyor. Bu anlamda gerçekten çaresiziz. Çünkü önümüzdeki zaman geride bıraktığımızdan kat be kat daha çok. 100, 300 ve 500 yıl evren ölçeğinde hiçbir şey ifade etmiyor.

Ve o popüler sorular: Başkaları var mı? Varsalar bizden iyiler mi? Kendi içimizdeki savaşları kazandıkça bakındığımız bu kuşkular mütemadiyen içimizi kemiriyor.

Önümüzde birçok bilinmez var. Ancak zamanımız da bol.

Türün yol alacağından kuşkum yok.

Yeni sorun

iPhone 2007 yılında sadece telefon piyasasını değil, Internet’i ve hatta pazarlamayı bile kökten değiştirdi. Ve bunu daha önce var olmayan bir sorun peydahlayarak yaptı.

Evet, sorun: Çünkü telefon o günden sonra sadece telefon olmaktan çıktı. Üzerine para harcanacak bir alete dönüştü.

Her yeni fikir, her yeni yaklaşım: Birileri için kısa sürede büyük bir soruna dönüşecektir.

Akıllı Pazarlama sorunu ortadan kaldırıp geçmişte kalmaya direten değil, onu çözmeye çalışandır.

Sorun çöz, yeniyle. Ve diren; kazanacaksın.

Bölümler

Düşük, orta veya yüksek kalite yoktur. Bu sınırlarda segmentler vardır.

Hangi segmentte üretim yaptığın fark etmeksizin o segmentin kalite gereksinimlerini karşılaman gerekir.

Eğer kaliteye yaklaşımın bu seviyede değilse Pazarlama yapamazsın.

Öldüren üçlü

Dün akşam Rusya’da yaşananlar yine gösterdi ki, masumu katletmek çok kolay.

Katliamı soğukkanlılıkla ifa edecek mental yetiştirmek ise çok zor iştir.

Fikir, ideal, inanç: Bu üçlü size her şeyi yaptırır.

Doğru tarafta kalmanız dileğiyle.