Lüzumsuz münakaşa

Bir ses sanatçısı verdiği konserde playback yaptığı için gelen itiraza şöyle bir karşılık vermiş: “Satın aldığın bilette öyle bir bilgi var mıydı? Orkestrayla gelecek canlı söyleyecek, böyle bir bilgi var mı?”

Muhakkak her şey bir değiş tokuştur. Ancak sattığın ürüne gelen ilk itirazda konuyu hemen ne alıp ne verdiğine getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye’deki işletme mantığı genellikle böyle çalışır. O yüzden büyük şirketler dahil birçok girişimin düzgün çalışan bir müşteri hizmetleri birimi yoktur.

“Bilette yazıyor mu?” sorusuna gelince…

Muhtemelen yazmıyor. Ancak oluşturduğun beklentiler, verdiğin imaj, önceki sözlerin, ve işin doğası haklı çıkmak uğruna üç kuruşu tartışmayı anlamsız kılar ve sana sadece münakaşa değil, müşteri kaybettirir.

Ve atlama bu bir eğilimdir. Sen istemesen de devamı gelir.

İşin formu

Arada Yapay Zekâ ile ilgili yazıyorum. Sen mutlaka sık sık okuyorsundur. Çok ilginç gelişmeler oluyor. Değişim birkaç on yılda bugüne nazaran yarını tanınmaz hale getirecek. Bu kesin ama korkma. Çünkü genelde başlıklar hep martaval, seviye şu:

“Yapay Zeka sizi işinizden edecek…”

Tabi ki, edecek. Sonra yeni işler bulacağız.

Son 15 yıldır etrafta hiç sütçü gördün mü? Pratik olarak elektriğin kullanılmaya başlandığı 19. yüzyıl, geçmiş onlarca yüzyılın ürettiği binlerce mesleği yok etmişti.

Mesele hiçbir zaman işin formu değildir.

Yapay Zekâ üzerine düşeni yapacak.

İşlerimizi elimizden alacak. Ancak çalışkanlığımızı* değil.

*Dur bir dakika; eğer o yoksa problemin muhtemelen yapay değil, organiktir. Üzgünüm.

Tesadüf

“Fenerbahçe şampiyon olacak!” diyen astrologun %50 şansı vardı. Sermayenin rastlandı olduğu bir meslek için bu oran hayli yüksek. Tesadüfü açıklamak ise süper kolay bir meseledir: Tesadüf ona anlam yükleyen öyküsüz hiçbir şeydir. Tesadüfleri biz insanlar -yani bu Dünya’nın gördüğü en iyi öykü anlatıcıları- icat ederiz.

Bu paravanlar bazen işe yarar: İlginç fırsatlara kapı aralayabilirler.

Onlara bel bağlamak ise asla akıl işi değildir.

Trendyol Süper Lig 2023-2024 sezonunda şampiyon olan Galatasaray’ı tebrik ederim.

Sataşın

Türkiye’de yaratıcı pazarlamanın önündeki en önemli engel diğer her konuda olduğu gibi aklımıza set olan örtülü kültürümüzdür. Bizde kültürü inşa eden kodların çoğu çekingendir. Benzer Ortadoğu kavimlerinde olduğu gibi kısıtlama ve ürkütme üzerine tarifelendirilmiştir. Bu durum aynı mahalleye tezgah açtığımız rakiplerimizle aramızdaki ilişkiyi bile abuklaştırır.

Aynı ürünü sattığınız kişiyle kendinizi kıyaslamanız, rakibi tiye almanız ve bazen hunharca saldırmanız işin doğası gereğidir, gereklidir. Ürünü daha iyi anlamanızı, kendinizi geliştirmenizi ve tüketiciyle daha güçlü bir bağ kurmanızı sağlar.

Yaratıcı Pazarlama sırtınıza dayanan duvarları yıkmak için vardır.

Çekinmeyin. Sataşın.

Hemfikir

Uber’in Türkiye reklamı çok güzel bir çıkış ya da giriş olmuş.

Kampanya print ad’ler dahil bir bütün olarak ilintili ve doğru. Merak edenler için yöntemin adı: Anlaşmazlık türet ve çöz. Markada uzlaştırmak Heinz’in yıllardır uyguladığı “Heinz’i uzat…” metodun bir benzeri.

Bu yazı bir kritik değil, bir şablon tarifi.

Ölç tart. Uyarla.

Öykü üzerine

Uzun müddet takıldığın ama çözemediğin bir konu varsa şu soruyu sor:

“Fikrimi değiştirmek için nasıl bir kanıta ihtiyacım var?”

Eğer bu kanıt mevcutsa ve hala fikrini değiştirmemek üzerine direniyorsan meselen gerçek değil; öyküdür.

Öykü ise olgular ile güncellenmez. Ancak yeni bir öykü ile güncellenir.

Zorunluluk

Değişimle ilgili en önemli meselelerden biri adaptasyondur.

“Ayak uydurabilir miyiz?” veya “Şimdiki gibi konforlu olur mu?” önemli çekincelerdir.

Statüko kalıcı değildir. Dünya hiç olduğu gibi kalmıyor. Değişiyor. Ve bugün belki her zamankinden daha hızlı.

Inanın ki, -böyle söylemek garip geliyor ama bu argümanı size ispat etme şansım yok- değişim kimsenin kontrolünde değil. Bu nedenle uyum sağlamak opsiyonel olmaktan çıkıyor.

Adaptasyon Homo-Sapiens için 30bin yıllık bir zorunluluk.

Perspektif

“Bir tuvalet kağıdı üreticisiyseniz farklılaşma seçenekleriniz kısıtlıdır…”

Öyle midir?

İlk bakışta evet: Fiyat birinci önceliktir. Ürünün bambudan, organik, çevreci vd. klişe üç beş lakırdı etrafında örgülenir. Belki biraz parfüm ve renk eklersin, olup biter.

Hayır.

Pazarlama, eğer mesele yeniden konumlanma veya farklılaşmaysa perspektiften başlar. Ve ilk soru şudur:

“Herkesin aynı şekilde ürettiği şeye ben nasıl renk katarım değil, bu ihtiyacı karşılama yöntemini nasıl kökten/sıfırdan tasarlarım?”

Absürt gelebilir, “Tuvalet kağıdı nere, teknoloji nere!” diyebilirsin, ama Napster ve iPod, müzik endüstrisini, Youtube ve Netflix yayıncılığı bu yaklaşımla kökten değiştirdi.

İşin boyutu ne olursa olsun her iş; eskimiş, vakti geçmiş perspektiflerin presinde boğulur.

“Biz hep böyle yapıyoruz…” bir strateji değildir.

Dün ne oldu? Bugün ne değişti?

2016 yılında 45bin liraya araba, bugün akıllı telefon alınan bir takas düzeninde değerin ve bunun üzerine alınacak kararların sağlıklı olması beklenemez. Ekonomimiz kayıt dışılığı ile bilinir. Görünen gerçek değildir. Çünkü görünmeyen buzdağının su altındaki kısmıdır.

Bugün karşımızda tartışmasız duran makas ve veri ise net ve gerçektir.

Ancak:

Yeni bilgilere dayanarak yeni kararlar almak bu topraklarda çok zor bir meseledir. Kültür, töre, inanç adına ne derseniz hakim karar vericilerdir. Bazı insanlar için bu, yanlış olduğunu kabul etmek anlamına gelir ki, ben Türkiye’de “Bu benim hatam, kusura bakma!” diyen insana rastlamadım.

Açıkçası dün kaybettik. Bugün, yarın nasıl kazanırız üzerine kafa yormamız gerekiyor. Bunu yapabilmek için ise neyin değiştiğini anlamaya dünden daha çok ihtiyacımız var.

Her ikisi

Keşifle buluşun arasındaki farkı biliyoruz. Birincisi gizli olanı, diğeri olmayanı ortaya çıkartma işidir. Mesela Piri Reis bir keşşaftı. Mimar Sinan ise bir mucit.

Atatürk her ikisi.

19 Mayıs kutlu olsun.