Bayağı Müslümanlar

Hindistan’da gerçekleştirilen terörist saldırı sonrası sosyal medyada “Barış dini İslamiyet(?)” başlığı altında din tiye alınıyor. Aslında bu tiye alınmayı din değil ama dinin temsilcileri sonuna kadar hak ediyor. Bana göre az bile yapılıyor…

İslamiyet kullanıcısı tarafından pazarlaması felaket kötü yapılmış talihsiz bir üründür. Öncelikle klavuzu okunmadan kullanılan ve herkesin kendine göre konsept dışında yöntem geliştirdiği bir üründen bahsediyoruz. Kuran’ı kendi dilinde okuyup anlamaya çalışanların sayısı Müslüman toplumlarda 2%’leri geçmemektedir.

Kuranı’ın temel mesajını anlamanız için IQ’nuzun 90’ın üzerinde olması gerektiğine inanmıyorum. Bu bekçi IQ’sudur. Diğer taraftan Kuran’da kendinizi havaya uçuracak sebepleri bulabilmek için IQ’nuzun 40 falan olması gerekir. Bu da şempanze IQ’sudur.

Kuran astronomiden sosyolojiye, ticaretten psikolojiye kadar birçok topic işler. Kullanıcısını ısrarla düşünmeye davet eder. Düşünmeyenlerle de arasına çok klas bir mesafe koyar. Şöyle:

Gerçek şu ki, Allah katında yaratıkların en bayağısı aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir. - 8/22

Daha ne söylesin?

Aslan bakliyat

Geçen gün “Fast food gıda tüketiminin çözümü: Bakliyat” başlıklı bir haber okudum. İddianın sahibi Türkiye Bakliyat Federasyonu Başkanı. Gün 10 Şubat: Dünya Bakliyat Günü.

Bizi _fast foo_d’tan kurtaracak bu dahiyane çözüm önerisinin rasyonel olup olmadığı bir tarafa dikkatimi çeken şey; stratejinin pazarlama açışından ortaya attığı hatalı önermeler.

Arkadaşlar, binlerce market var ve fast food onlardan sadece biri. Kendi ürününüze pazar açmak için başka bir marketi ortadan kaldırma girişimi çok sorunlu bir yoldur. Her şeyden önce “Bakliyat” milyonlarca insanın ürünü -yani marketi- değildir.

Diğer taraftan bakliyat bizi niye tercih yapmak zorunda bırakıyor? Niye bakliyat pozitif alternatif olarak ayrışmıyor? Allah aşkına bakliyat niye sorun çözüyor? Niye yer kapmaya çalışıyor? Niye kendi alanını yaratmıyor? Yılda 570 milyar $ gelir üreten bir sektöre “nohut” niye savaş açıyor?

Eski bilgiler seri yargılar

Temel öğrenimini tamamlamış insanların büyük bir çoğunluğu kültürel, dini ve evrensel konularda kalıplaşmış fikirlere sahiptir. Bu fikirleri değiştirecek yeni bilgilere kapalıdırlar. Bu nedenle toplumlar arasında irrasyonel yargılar çok yaygındır.

Mesela bir Türk, 1453 İstanbul’unun ortaya çıkardığı gündemle bugünün batı dünyasını yorumlar. Diğer taraftan bir İngiliz, Churchill’in Çanakkale serüveninden kalma klişelerle günümüz Türkiye’sini okumaya çalışır.

Veriler bize Dünya’nın bizim onu takip edebileceğimizden çok daha hızlı gelişip değiştiğini gösteriyor. Bilgilerimiz çok eski ve fakat yargılarılarımız çok seri. Ne bildiğimiz “Batı” doğru ne de mahallemiz “Doğu” aynı yerde.

Bilgilerinizi güncelleyin lütfen. Sonra yeniden fikir üretmeye çalışın. Çok şaşıracaksınız.

Bakın

Başlangıçlar türümüz için hep önemli olmuştur. Sıfır noktası, kefaret, İsa’dan öncesi, hicretten sonrası ve diğerleri.

Kontrolde olmadığımız çok bariz olan multi eternal bir sistemin içindeyiz. Bu kaygının bizi ölçmeye ittiği çok açık. Takvimler ve saatler yapıp zamanı, uydular inşa ederek saatlik hava durumlarını ölçtük, ölçüyoruz…

Tabi, her şeyden önce bir şeyi iyileştirmek istiyorsanız ölçmeniz gerekir. Geldiğimiz nokta bu kuralın çalıştığının bariz bir kanıtı. The Big Short: Inside the Doomsday Machine beni hem kitabı hem de filmi ile çok etkilemiş bir hikayedir. Monologun şu bölümü kitabın özetidir:

“These outsiders saw the giant lie at the heart of the economy, and they saw it by doing something the rest of the suckers never thought to do: They looked.”

Kendinize ve evrene bakın. Doğum gününüz kutlu olsun.

Doğruları söyleyin

En çok zorlandığımız şey doğruları söylemektir. Yada en azından yalan söylememek. Doğrular maliyetlidir, yüzleştirir ve acı verir. Kendimize bile doğruları söylemekten kaçınırız. Fazla kilomuzdan tutun en sadist arzu ve bağımlılıklarımıza kadar yalanlar içinde yaşarız.

Şirketler neden farklı olsunlar?

Piyasada tüketiciye yalanlar söyleyen binlerce hizmet ve milyonlarca ürün var. Çok azının yalanı sahiplenilir. Geri kalanı gümbürtüye gider. Diğer taraftan doğruları söyleyenler, yani tüketiciyi gerçekle yüzleştirenler kalıcı etki bırakırlar.

Ani yargıların antidotu

İnsanlar sıklıkla ani yargılar verirler. Bu kendini koruma güdüsü ve taraf olmanın kazandırdığı güven duygusuyla alakalıdır. Bu zehirli içgüdüyü tamamen yok etmek imkansızdır ancak ehlileştirilebilir.

Ani yargılar yüksek risk içerir. Özellikle bulunduğunuz pozisyon güce haizse birileri yargılarınız nedeniyle kalıcı zararlar görebilir. Riski minimize etmek için iki kritik ölçü vardır.

Birincisi; eğer alacağınız karar mantıki bir meseleyse olgular kıbleniz olmalıdır. Hislerinizi, ön yargılarınızı, inanışınızı ve tüm soyut kriterleri bir tarafa bırakıp nesnel olmanız gerekir. İkincisi; eğer alacağınız karar ahlaki/manevi bir konuyla ilintiliyse tüm nefretinizi bir tarafa bırakıp olaya aşkla ve sevgiyle yaklaşmanız en doğru kararı almanızı sağlayacaktır.

Öznellik ve nefret cahillerin silahıdır.

İstatistik

Bir kişi bir konudan kesinlikle eminse ya o konu hakkında her şeyi biliyordur yada hiçbir şeyi. - Henry Kissinger

İnsanlar istatistikleri sevmez. Mesela ölümcül akciğer vakalarının %87’sine sigara kullanımının neden olduğunu sigara kullananlar duymak istemezler. Toplumun büyük bir çoğunluğunun yeterli IQ’ya sahip olmadığını, bu nedenle sosyal adaletin ve güç dağılımının aynı seviyede gerçekleşemeyeceğini radikal solcular kabul etmek istemezler.

Avrupa Yahudilerinin (Ashkenaziler) IQ’su 120-150 arasındadır. Bu bir istatistiktir. Eğer bu istatistiği okursanız bu gurubun neden yönetim kademelerinin en üstünde olduklarını anlarsınız. Eğer istatistiği görmezden gelir ve Yahudiler hakkında üretilen komplo teorilerine itibar ederseniz; 6 milyon insan ölür.

Fikir yürütmek ve yargıda bulunmak için istatistiği (veri) işlemeniz gerekir. Yoksa yürüttüğünüz fikir değil komplo ve önyargı/varsayım olur.

Aldatma

Aldatmanın motivasyonu kişisel faydadır. Bu faydanın mizansız ve ekseriyetle kısa vadeli olduğu bilinen bir gerçektir.

İnsanlar tercih yapar ve alım gerçekleştirirken kapsamlı değerlendirme yapmazlar. Bunun iki nedeni var: Kapsamlı değerlendirme yapacak yeteneğe sahip değillerdir ve evet; kapsamlı değerlendirmeler yorucudur.

Aldatmanın muhtemel tek sonucu ve bir tamir edilemez etkisi vardır. Aldatan yakalanır. Bu kesin sonuçtur. Diğer taraftan aldatan hiçbir zaman düzeltemeyeceği şekilde kendi kişiliğine zarar verir. Bu kompulsif bozukluk kalıcıdır; artık aldatanın gözünde herkes olağan şüphelidir.

Tüketicinizi, sevdiklerinizi ve her şeyden önce kendinizi kısa vadeli faydalar için aldatmayın.

Algı

Ekonomide algı yönetiminin eğilimi önemli ölçüde belirlediğini biliyoruz.

Yıl başında Türkiye için pembe tablolar çizip bol keseden atanlar ortada yok. Aynı şekilde ‘Dolar 8 olur!’ diyenlerden de ses çıkmıyor. Evet; tahminler revize edilmek içindir ama her koşulda algı faktörünü büyük bir bilinmez olarak denklemde tutmakta fayda vardır. Yoksa tahmininiz revize edilemeyecek derecede fiyasko olur.

Bugün küresel algı negatif seyrediyor. Popülizm, Brexit, Çin’in zirveye oynaması ve tüm lokal krizler (Suriye gibi) ağır bir sis gibi araziyi kaplamış durumda. Önümüzü görmekte zorlanıyoruz. Negatif algı tüm istatistiklerin önünde.

Her şeye rağmen revize etmeyeceğim bir Türkiye tahminim var. Şöyle:

Bu ülkenin büyümesi tüm küresel risklere rağmen orta vadede yine ivmelenir, lakin uzun vadede bile Türkiye’nin gelişmiş ülke seviyesine ulaşması mümkün değildir (2050’de yokla bunu).

Önemsemeyi öğretemezsiniz

You can’t teach ‘give a fuck’ - Anonymous

Bu son zamanlarda okuduğum en kallavi tespittir. İş dünyasının kanseri bu başlık altında roman olup dökülebilir. Yönetici olarak karşılaştığım ve genellikle hiyerarşinin esnek olduğu Türkiye gibi ülkelerde; şirketlerin en çetrefilli meselesi budur.

Çalışanın yaptığı işe, verdiği uğraşa bu perspektifle bakmasını sağlamak bence de mümkün değildir. Önemsemeyi öğretemezsiniz. Önemseme yetisi diğer doğuştan kazanılan karakteristik özellikler (Cesaret, titizlik vs) gibi sonradan edinilmez.

CV’lerde bu soru sorulmalı…

Önemsiyor musun? Do you give a damn fuck?