Puzzle ve eşitlerin birincisi

Puzzle’ları severim.

Bütünü tamamlayabilmeniz için her parçaya ihtiyacınız vardır. Tüm parçalar eşit ölçüde önemlidir.

Bu bakımdan Puzzle, nadir oyunlardan biridir.

Puzzle’ın aksine çoğu oyun ‘primus inter pares’ yani eşitlerin birincisi koşuluyla çalışır.

Yaradılış da bir bakıma fıtrat olarak böyledir.

Nihai eşitlik yoktur.

Nihai eşitlik sağlayamayan oyunlar (yaratılış gibi), oyun kurucusundan denge kurmasını bekler.

Denge kurmak ise zor iştir.

Gezegenimizin tek oyun kurucusu olan türümüz denge kurma konusunda apaçık başarısız olmuştur. 

İklim değişikliği bu başarısızlıklardan biridir ve hataya düşmeyin; küresel dönüşüm bir eşitlerin birincisi oyunudur.

Aşka düşmek

‘Fall in love’ İngilizcede veyahut bizim vurgulamayı sevdiğimiz şekliye Batı’da ‘Aşka düşmek’ demektir. Peki neden ‘düşmek’? Neden güvensiz ve belirsiz bir eylem olan ‘düşmek’ belki de çoğu insanın hayatı için en önemli kavram olan ’Aşk’ı fiilleştiriyor?

Kesin cevabın etimolojik veya kültürel kontekst içinde yapılacak bir tartışmadan çıkartılabileceğini zannetmiyorum. Ancak Latin kökenli ’Felix Culpa’nın (‘Kutsal Düşüş’), Adem ve Havva’nın dünyaya gönderilmesinden, Yahudilerin _Exodus’_una kadar birçok Yahudi-Hristiyan inancını konseptleştirdiğini biliyoruz. Buradaki ‘düşüş’ analojik olarak ilgili kavram üzerinde etkilidir.

Buna karşın bizler aşık oluruz. ‘Olmak’ Türk Dil Kurumu’na göre; meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak, gerçekleşmek ve nitelik kazanmakla aynı anlama geliyor. Bizler aşkla nitelik kazanıp, varlık buluyoruz. Bizler aşık oluyoruz. Keza Mevlana aşkı bir köprü olarak tarif eder ve şunu söyler:

“Aşıklar sonunda bir yerlerde buluşmazlar. Onlar en başından beri birbirlerinin içindedir.”

Batı’nın ürettiği hayranlık duyduğum bir çok kavram var. Belki de günümüzün ideolojik bir çok sorunsalına eurocentric çözümler önerebilirim. Lakin dostlar; Batı düşe dursun… Söz konusu aşksa ben ‘olmayı’ tercih ediyorum.

Monopol

Kapitalizmin monopol riskinden korkmak, tek gecelik bir ilişkinin STD ihtimalinden korkmaktan daha saçmadır. 

Evet, kapitalizm monopol doğurur. 

Monopol kapitalizm severin göze aldığı açık bir risktir.

Bugün e-kitap pazarının %76’sı Amazon’un, sosyal mobil trafiğin %82’si Facebook’un, arama motorlu reklam pazarının %92’i Google’nin elindedir.

Inside Bill’s Brain’de bu soru Gates’e sorulduğunda şu cevabı verir:

“Eğer monopol kısa vadede aşırı yüksek pazar payı demekse; evet. Eğer yeri değiştirilemeyecek teknolojik öncülüğe sahip bir güç anlamına geliyorsa; hayır.”

Monopollerden yakınmak bir kapitalist sever için ‘bu ne perhiz bu ne turşu’ durumudur. Serbest piyasa ekonomisi girişimcisine en yıkılamaz deneni yıkabilecek gücü vermiştir.

Monopol olarak tanımladığınız rakipleriniz hakkında mızmızlanmayı bırakın ve daha çok çalışın.

Tahmin ve hayal

11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin terörist bir saldırıyla yerle bir olacağını tahmin edemedik. Ancak yıllar öncesinde Hollywood yapımları bu distopik hayali farklı formlarda defaatle işlediler.

Hayalle tahmin birbirini besleyen ve fakat çok farklı iki kavramdır.

Tahmin verilere dayalı öngörüdür. Hayal ise -distopik veya ütopik- belli belirsiz bir imgedir. Tahmin ücretle gelir, hayal bedavadır.

11 Eylül’ü tahmin etmedik çünkü vuku bulduğu şekliyle tahmin yürütebilecek veri elimizde yoktu. Hayal ettik çünkü hayalin karşılığı yoktur.

Hülasa, iki kavram da olasılıklardan beslenir. Tahmin olasılıkları test eder, hayal ise o riski alamaz.

200

Bu blog’da bugüne kadar 30.000 üzerinde kelime yazıldı. Bu 200. yazım. Bu rakam ileri sayım ve ucu açık bir hedefle ilgili.

“Dünya’da 200 adet beyaz kaplan kalmış!” dediğimde 200’e bakış açınız bir anda değişir. Çünkü geri sayımlar sıradan olanla ilgili değildir.

Sizin için anlamlı olan ileri sayımları ‘geri sayım’ gibi konumlandırabilir misiniz?

Evet; ileri sayımlarınıza sınırlar belirleyerek…

Tarantino bunu ‘10 film’ hedefi ile yaptı. 

İleri sayımlarınızı ‘geri sayım’ tadında yaşamanız dileğiyle…

Görünür ve ulaşılabilir

Şu iki kavramın kapsamı hakkında fazla düşünmediğimiz açık:

‘Görünür’ ve ‘Ulaşılabilir’

Yaşadığımız dijital devrime rağmen, markaların reklam giderleri içinde aslan payı hala yazılı basın ve TV’de. 

Gazetelere verdiğimiz reklamlarda her okuyucu için ortalama 5.60₺ harcıyoruz. Bu pastada podcast’lerin payı 0.40₺ iken WEB hala 2.30₺’lerde sürünüyor. 

Mobil internet, sosyal medya ve podcast’lerin hedef kitlesine ulaşılabilirlikte açık ara önde olmasına rağmen neden bu ısrar?

Doğamız/fıtratımız gereği görünür olmaya ulaşılabilir olmaktan daha fazla önem veriyoruz.

Tam sayfa gazete reklamı görünür hissettirir ama sizi hedef kitlenize ulaştırmaz.

Matematik harikadır

Matematik harikadır. Çünkü neredeyse kusursuz çalışır. Matematiğe güvenebilirsiniz.

iPhone XS Face ID ~0,65 saniyede çalışır. Apple son tanıtımında yeni iPhone’ların %30 daha hızlı Face ID ile çalıştığını söyledi. Bu 0,195 saniye daha hızlı demek.

Eğer biraz matematik tutkunuz varsa %30’un büyük ve oyun değiştiren bir oran olduğunu bilirsiniz.

Ancak Matematik her ne kadar harika olsa da Matematiksel olarak her büyük olanın gerçek hayatta aynı karşılığı yoktur.

0,195 saniye küçük, %30 büyüktür.

Art niyetli pazarlama %30’u seçer. Siz seçmeyin.

İşlerinizi kaptırdınız

Oxford Üniversitesi’nin 2017 yılında yaptığı bir araştırmaya göre; 25 yıl içinde iş alanlarımızın %47’si makinelerin eline geçecek.

Sanılanın aksine bu mecburi devir teslimin tek sebebi ‘hız’ değil. İşlerimizi makinelere kaptırıyoruz çünkü bizden iyi yapıyorlar.

Starbucks’ta ‘az süt, az karamelli, extra shot’ Caramel Macchiato siparişlerimin 10’da 9’u hatalı hazırlanıyor.

Tüzüğün dışına çıkıp elimizden gelenin en iyisini yapmaya üşeniyoruz.

İşimizi düzgün yapmıyoruz.

İşini düzgün yapmayanları iş talebinde bulunan ‘beyaz yakalar’ makineler ile değiştirecek.

Bu dijital devrimin kaçınılmaz sonucu.

Hatırlayın

Geçmişe takılı kalmakla hatırlamak ayrı şeylerdir.

Hatırlamak gelecekle ilgilidir. Hatırlamak kim olduğunuzdan çok kim olmayı arzuladığınızla ilintilidir.

Bugünü hatırlıyorum. Bugün demokrasiyi silaha teslim ettiğimiz gündü.

İçeriksiz slogan

Selpak “Farklı Düşün” (Think Different) dese heyecanlanmayız. Çünkü slogan içeriğin önüne geçemez. Nihayetinde elimize tuvalet kağıdı verilecektir.

Ürününüzün sesi slogan ve klişelerinizden daha yüksek çıkar.

Ürünün kendisinden çok slogan ve klişelere kafa yormak; yelkenleri rüzgarla değil nefesinizle doldurmaya benzer.