Teach instead of warning

Caution signs aren’t there to prevent catastrophe.

“Do not use elevator in case of fire” will not help during evacuation and will not get any attention on normal days.

You hang one because you don’t want to take initiative. You hang one because you flinch from accountability. You hang one just to say: We told you so!

What is the alternative then?

Education.

You teach those who you seek to serve instead of instructing them. Then you engage. And, then, shortly thereafter, you might not need to hang warnings anymore.

Norm ve otorite

Bugün daha az ‘norm’ daha çok ‘otorite’ ürettiğimiz vakadır.

İronik ve iddialı dursa da 12. ve 16. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş Monarşimizin Cumhuriyetimizden daha fazla norm türettiği kanısındayım.

Otorite kontrol etmek için ‘yönlendirir’. Bunu yaparken kendisine bile faydası olmayan gereksiz taleplerde bulunur (Mesela havaalanı güvenlik kontrolünde ayakkabılarımızın çıkartılması gibi veya başörtü ve Wikipedia yasağı gibi).

Otorite geçicidir bu nedenle kalıcı değişim hedeflemez. Amacı basmakalıp yaşam alanını kontrol altında tutmaktır.

Norm ise ‘rehberlik’ eder. Öğretir ve uzun vadede daha iyisi için çalışır (Mesela mezarlıkta yüksek sesle konuşmamak otoritenin kontrolünde bir kural değil toplumun geneli tarafından kabul edilmiş bir normdur).

Normlar kalıcıdır. Otoritenin aksine hedefi kontrol değil umumi faydadır.

Daha az otorite ve daha çok norm üretebileceğimiz sistemler kurmak dileğiyle…

Glencoe

Glencoe İskoçya’da bulunan buz devri ürünü bir vadi. İskoçların dikkat çekici pazarlama taktiğiyle namı dört bir yana yayılmış bir doğa harikası.

Bir doğa rezervi. Koruma altında. Ancak aynı zamanda bir turist cenneti de.

İskoçya, Lord veya Lady ünvanı ile birlikte bu vadide 1 metrekarelik araziler satıyor. Yani yaklaşık 50$’a Lord oluyorsunuz.

Resmi tapunuz ve sertifikanız dünyanın neresinde olursanız olun size kargolanıyor. Arazinizi de istediğiniz zaman ziyaret edebiliyorsunuz. Tabi ki inşaata izin verilmiyor.

Pirüpak bir pazarlama örneği.

Kazanırken kazandıran ve anlamlı bir öyküyle değişime ortak eden bir Pazarlama. 

Sonra düşündüm…

Asya’dan Avrupa’ya en sembolik geçiş noktası İstanbul.

Sizce ülkemiz bunun altyapısı ile birlikte pazarlamasını yapıp, sertifikasını satsa nasıl olur?

'Olabilir'in sınırları

’Olabilir’in sınırları bazen çok belirgindir.

Mesela jeolojik bir handikap olarak Argan sadece Fas’ın Sous vadisinde yetişir. Bu nebat UNESCO’nun biyosfer rezerv listesindedir.

Dünyadaki tüm kaynakları bir araya getirseniz bu ürünü yeryüzünde başka hiçbir yerde üretemezsiniz.

‘Yaparız abi’ bir Türk ticaret jargonudur ve ’Olabilir’in sınırları test edilmeden verilen hileli bir sözdür.

Mümkünün sınırları bilinmeden/ölçülmeden verilen tüm sözler, potansiyel olarak sizi bozguna/iflasa sürükleyecek sonuçlar doğurur.

Lades

Lades her daim zeki, hazır ve farkında olmanız gereken harika bir oyundur.

Geçmişi Etrüsklere kadar dayanır. Sabırsız ve fevrilerin işi değildir.

Elinize bişey tutuşturulmadan önce ‘aklımda’ demeyi gerektiren bu oyun ile günümüz tüketim kültürü arasında çok ciddi bir analoji olduğunu düşünüyorum.

Tüm bu üretim/tüketim döngüsü içinde devamlı Lades olan, cani pazarlamanın köleleştirdiği bir kitle oluştu.

Bu oburlar gettosu günümüz ‘denge’ sorunsalının ana arteri.

Eğer bu mahallenin çocuğuysanız Lades’le bir ara vermeyi deneyin.

Herkes ve her şeyle tek taraflı Lades oynayın.

‘Aklımda!’ demeden almayın.

Mukabiliyet

Joe isimli kullanıcı Tesla’ya araç içi uyarı seslerinin çocuğunu korkutup uyandırdığını ve kendisinin bundan duyduğu rahatsızlığı anlatan bir e-mail gönderir.

Tesla takip eden güncellemede sorunu çözer.

Yazılıma araç içi uyarı seslerini otomatik olarak düşük seviyeye çeken bir mod/kip ekler.

Mod’a şikayeti ileten Joe’nun ismi verilir: Joe Mode.

Şirketler için ürün/hizmet kalitesinden sonra bana göre en hayati üçüncü kavram (İkincisi pazarlamadır) mukabiliyettir. Her koşul ve durumda tüketiciye cevap vermek, responsive olmaktır.

Mukabiliyet yeteneğiniz gelişmiş ve çalışıyorsa pazarlamanın da omuz atmasıyla, Tesla örneğindeki gibi organik, viral ve kalıcı etki oluşturabilirsiniz.

Yeni zordur

Toplumun %6’sı yenilik karşıtıdır ve belki sadece %5 yeniliğe açıktır.

Geri kalan %89 (Muhtemelen bu satırları okuyan sen) adapte olanlardır.

Bu nedenle yeniliğin başarı şansı çok düşüktür.

2000’li yılların başında Internet’in sona erdiğini okumuştuk. Lakin birileri bugün bildiğimiz şekliyle sessizce Internet’i inşa ettiler. 

Facebook Birleşik Devletler’den çıkmaya hazırlanırken milyonlarca insan bu yeniliği tedirginlik ve şüpheyle karşıladı. Aynı insanlar şu anda gelir kaynaklarını sosyal medya üzerinden sağlıyorlar.

Peki nasıl oluyor?

Her şeyden önce yeniliği kabul ve adapte eden %5’lik kesimin anahtar olduğunu unutmayın. Modern tabiriyle sadece influencer’lar (Maalesef tam Türkçe karşılığı yok) geri kalan biz %89’u ’yeni’ye ikna edebiliyor.

Velhasıl yeni bir fikriniz varsa %6 ihtimalle ‘kesinlikle’ başarız ve %89 ihtimalle ‘büyük’ ölçüde başarısız olacaktır.

Yeni bir fikrin ancak %5 başarı şansı vardır.

Yeniden!

Yeniden.

Üzerine çok fazla düşünmediğimiz bir kavram.

Neleri yeniden başlatabilir, deneyebilir, tasarlayabilir, çalıştırabiliriz?

Birçok şeyi.

Ulysses S. Grant

Meksika Savaşı’nda Birleşik Devletler için 2 yıl savaştı.

Yoruldu. Askerliği bıraktı.

32 yaşında sivil hayatta ‘yeniden’ geçim derdine düştü.

Çiftçilik, odunculuk ve emlakçılık yaptı.

Başarısız oldu.

Bir noel gecesi ailesine hediye alabilmek için saatini rehin bırakacak kadar yokluktaydı.

Amerikan İç Savaşı’nın patlak vermesiyle ‘yeniden’ orduya döndü.

Genelkurmay Başkanı oldu.

Savaşı kazandı.

  1. ABD Başkanı oldu.

Başkanlık görevinden sonra ‘yeniden’ ticarete atıldı.

İflas etti.

Son günlerinde kanserle savaşırken, tek derdi çocuklarına bir miras bırakmaktı.

Ulysses S. Grant’in Kişisel Anıları kitabını ölümünden bir kaç gün önce bitirdi.

Ailesi bu kitap sayesinde ‘yeniden’ servet sahibi oldu.

Yeniden!

Umutsuzluk ve çaresizlik **‘yeniden’**in ne kadar güçlü bir kavram olduğunun farkında olmadığımız için başucumuzda.

Yeniden, müthiştir.

Üstüne gidin.

Thomas Cook

Yıllık 10 milyar$ satış yapan, 19 Milyon müşterisi olan ve 22 Bin kişilik istihdam sağlayan **‘Kitle Turizm’**in mucidi Thomas Cook; iflas etti.

Thomas Cook Türkiye’nin ihtilaflı booking.com çekişmesinin de baş aktörlerinden biriydi.

GETOB Başkanı iflas ile ilgili şu yorumu yapıyor:

“Türkiye olarak bunu 5-6 yıl atlatamayız. Otelcilerin nakit akışları bozulacağı için birçok olumsuz durum yaşanacak. Bu boşluk zor dolar.”

İnsanlar %94 oranında irasyoneldir. Kararlarımızı çoğunlukla duygusal beklentiler ve kültürel etkilerle veririz.

Thomas Cook vakası konu Dünya’yı okuyup anlamaya geldiğinde nasıl bir fiyasko yaşadığımızın apaçık bir göstergesi.

Bir Birleşik Krallık firmasının iflası Türk turizm sektörünü böylesi derinden etkilerken, bu çağda küreselleşmeye direnen ve bu bağlamda irrasyonellikte ısrar edenlerin sonu hayır değil.

Düşünün…

Etki

Yaşadığımız mobil devrimle birlikte ‘etki’ pazarlamanın lider kavramı haline dönüştü.

Markalar etkiyi daha çok fonksiyonellik ve daha fazla özellikle sağlamayı öncelik haline getirmiş durumdalar.

Proteinli sütler, terapi uygulayan refleksolojik halılar (ne anlama geldiğini yemin ederim ki, bilmiyorum) ve Dünya’nın iklimini kurtaran ‘süper kahraman’ çöp poşetleri…

Job’sun online mağaza fikrinin tetiklediği ‘dahası’ güdüsü nedeniyle, ihtiyacımız olmayan özellikler ve fonksiyonlar içinde boğulduk, boğuluyoruz.

Yapmayın.

Sevgili pazarlama; bırak halılar halı olarak kalsın. Bırak halının ‘vücudu dengeleyeci etkisi’ eksik olsun. Çünkü pazarlama palavrayla ‘etki’ hedeflediğinde ‘dikkatler’ dejenere olur. Dejenere ettiğiniz tüketici dikkati ise uzun vadeli güven inşa edemez.

‘Dikkat-Güven’ döngüsü pazarlamanın varoluş sebebidir.