Çoklu sistemler

“Abi bizim problemimiz sistem” dedi bugün biri.

Hayır, sistemler. Çünkü bir sistemdeki problemi çözmek görece kolaydır. Her şeyden öte diğer sistemlerin asgari düzgün çalıştığı bir çoklu sistemde (Mesela; TDK’da “Multimedya, multimilyarder, multipleks kelimeleri listeli ama ‘multisistem’ kelimesi yok. Bu TDK’nın fihrist sisteminde bir problemin göstergesidir) bir sistemdeki problem diğer sistemleri etkilemez.

Çoklu sistemin prime ve ortak sorunu ise platolaşmak yani durağanlıktır. Bu Türkiye’deki gibi aktif bir durağanlık da olabilir. İrtifa kazandığını düşünürsün ama tüm eforuna rağmen sonuç hüsrandır.

Tehlikelidir. Telafisi zordur. Mümkünse de evvela samimi bir kabulleniş gerektirir.

Tutku ve deneyim

Elektrikli araba meselesi herkes için bir Pazarlama dönüm noktası ve dersi ihtiva eder.

Öncelikle şöyle bir döküm alalım…

Elektrikli arabalar içten yanmalı araçlara göre: 1’e 3 yakıt tasarrufu sağlar, 2’e 3 daha çevrecidir, 1’e 5 daha az bakım gerektirir. 100% daha güvenli, daha etkin, daha konforlu, daha hızlı ve daha ucuzdur.

Aklı başında olan herkes için seçim yapmak bu sıralamadan sonra çok kolaydır. Ancak Pazarlama için problem tam da burada başlar: Seçimlerin neredeyse 3’te 2’sini aklımız yapmaz. Yeniye karşı arzu ve deneyimlerimiz ana belirleyicilerdir.

Pazarlamanın her devrimsel üründe aşması gereken 2 temel engel vardır:

1- Tutku (Bu örnekte içten yanmalı motorlarlar ve -genellikle- erkekler arasındaki mistik bağ).

2- Bilgisizlik d.a. deneyim eksikliği.

Bu iki noktayı tam anlayıp talim etmeden, pazarlamaya girişme.

3'e 5

Satış ve satın alma ara verebilir. Muhasebe ve finans dinlenebilir. İnsan kaynakları da operasyonla birlikte rolantiye sarabilir. Ancak Pazarlama ara veremez. Pazarlama bitmez. Bu yüzden çoğunuz için kavraması zordur, maliyetlidir ve genellikle iş yapmaz.

Pazarlama “Üç kuruşa beş köfte!“cilerin mesleği değildir. İş modelin, müşteri memnuniyetin ve ürün kalite anlayışın ile birlikte 7/24 aktif olmak zorundadır.

Göze alamıyorsan hiç bulaşma derim.

Sorun çözenler

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yine yumruklu kavga oldu. Yine çünkü çok sık oluyor: Olmadığı yıl neredeyse yok. Yasa karşısında muafiyet tanıdığımız bu temsil yetkisi yüksek kişiler sorunlarımızı kavga ederek çözmeye çalışıyor. Sorun çözmek için sorun çıkartan mümessiller… Ve gündem sanki hiçbir şey olmamış gibi yol alıyor.

Bruce Lee’nin şuna yakın bir lafı vardı: Çabuk sinirlenmek, sizi kısa sürede aptal durumuna düşürür.

Sevgili vekiller; bu durumda sadece sizi değil, temsilen -maalesef- bizi de.

Bugün de birilerinin katkılarıyla aptal hissettik çok şükür(!) Eksik olmayın.

Kapat aç

Reset tuşu bize sorunları süreci sıfırlayarak çözebileceğimizi söyler. En başa gelmek ise sorunu çözmez, belki vuku bulduğu durağa kadar süreç tekrarlanmış olur.

Hitler’i bebekken öldürsek II. Dünya Savaşı engellenir mi? JFK suikastini önlesek Dünya daha adil bir gezegen olur mu? İki olay da muhtemel nedenin değil, nedenlerin sonucudur.

İsa İncil’in günah keçisidir. Ve bu mekanizma tüm insanlık için bir arketiptir. “Kapat aç kendine gelir…”, gelmez. Sorunlarınla yüzleşmen gerekir.

Yeni mi?

Yeni Pazarlama için kolay değildir. Jobs iPhone’nunu yeni değil, bir devrim ve dönüm noktası olarak pazarladı. Sunuma başlarken ilk cümlesi şuydu:

“Arada sırada, her şeyi değiştiren devrim niteliğinde bir ürün ortaya çıkar (..)”

Yeni olanın iki temel handikapı vardır: Hızlı eskir ve eskiye yabancıdır.

Yeni Pazarlama için bir avantaj noktası değildir.

Dokunulmazlık

Politika gücü konsolide edebildiğiniz alanlarda iş yapar. Gücün karşılığı bu alanlarda (Mesela: Sokak köpeklerini d.a. güya “Yaşamı savunma”) ‘doğru’ olan ile ilgildir ve bu mecrada ‘doğru’ hep bir suistimalin konusu olur. Çünkü güç, ne pahasına olursa olsun kazanmak için doğru farz ettiği her şeyi bir stereotipe dönüştürür. Çünkü bu yine gücün sürelenmesi için gereklidir (Mesela: “Benim başörtülü bacım…”). Bu durumlarda kontekst ve içerik anlamsızlaşır. Başörtüsü taşımayan kişi aynı durumda dezavantajlı hale gelebilir veya vice versa. Şöyle bir düşün, hangi seçim olağandır? Hangi seçim “Bu seçim bir dönüm noktasıdır!” olmayan bir seçimdir? Hiçbiri. Tekrarlıyorum; güç pekişmek ister.

Esasında politika bunu sağlamak için ürettiğimiz bir araç değildir. Güç değil, aksine sorumluluk ve bu anlamda kanun önünde riskli duruma düşmeyi beraberinde getirir. Dokunulmazlık da tam burada gücün imdadına yetişir. Dokunulmazlık, yolsuzlaşmış politikanın ürettiği en anlamsız ve en protesto edilmesi gereken ürünlerinden biridir.

Dokunulmazlık, kime karşı? Niye? Ne cüretle?

Zayıfa karşı, güç için, senin oylarınla.

İlgi, alaka ve öykü

Şunu yazmıştım, bugün üstüne tekrar düşünmek hasıl oldu. Lütfen bu üçlüsüz işe başlama:

Cem Karaca, Eminem, Frank Sinatra ve Coldplay arasındaki fark kalite ile ilgili değildir.

Öyküyle ilgilidir.

Satın aldığın öykü hoşuna giden ezgiye dönüşür.

Saydıklarımın dördü de yüksek nitelikli müzik üretmiştir.

Birini seçmiş olman diğerini daha kalitesiz değil, daha ilgisiz yapar.

İlgi, alaka ve öykü; Pazarlama için her koşuldan önce gelir.

Ah Pazarlama

Pazarlama işinizin ömrünü uzatır. İş modelin -burada _Basic Barter’_dan bahsediyorum- iş yapıyor olabilir. Bunun kalıcı olmasını, bir on yıl daha yaşamasını istiyorsan Pazarlama öğrenmek ve uygulamak zorundasın (Gökhan bu lafım sana).

Hep diyorum; Türkiye’nin Pazarlama problemi yok, problemi Pazarlama. Anpa-Gros diye bir market var: Al-satı yani ticareti belli ki, güçlü ve belli ki, pazarlaması yok. Bugün Avrupa Şampiyonası için işlek bir caddede astıkları _billboard’_ı gördüm. Tasarım, mesaj artık Allah ne verdiyse. Önemli değil. İlginç olan hala asılı olması. Ben tabelaya baktığımda üzüntü duydum çünkü turnuva istediğimiz gibi sonuçlanmadı. Belki başkası öfke bir diğeri huzursuzluk duyacaktır. Markanın artık bize şampiyonayı hatırlatmasına ihtiyacımız yok. Bu kararı Pazarlama verir. Yoksa vermez. Vermezse yarı yolda kalırsın Anpa.

Zaman ve tarih

Dünya düşündüğümüzden çok daha komplekstir -ki genellikle bu tahlili yapacak kapsamda düşünmeyiz. Çünkü yorucudur ve tabi ki, perspektifimiz kısıtlıdır.

Gelişmiş Dünya’da 60’lar müziğin, sanatın ve uyuşturucunun iç içe tavan yaptığı yıllardı. US’un Nixon’u o yıllarda esrara savaş açmıştı. Bugün esrar ABD’nin 24 eyaletinde keyfi kullanım için serbest.

Bu örneği şu yüzden verdim. Zamanın aksine tarih tek yönlü akan bir olgu değildir. Bazen geri vitese takar, bazen olduğu yerde durur ve bazen hiç beklenmedik şekilde hız alır. Bizim yani insan açısından problem; birinin bilimsel olarak göreli, diğerinin ise subjektif olarak izafi olmasındadır.

Fizik kurallarının önüne geçemeyiz. Ama tarihe daha objektif bakan ve daha iyi anlayan nesiller yetiştirebiliriz. Tek şansımız bu.


Tarihin subjektifleri tuzağa düşürdüğü sorulardan birkaç örnek:

27 Mayıs Darbesi aklanabilir mi? Hitler anlaşılabilir mi? Appollo 11 gerçekten Ay’a inip geri döndü mü? Berlin Duvarı erken mi yıkıldı? 11 Eylül devlet projesi miydi? 2008 Krizi görmezden mi gelindi? Rusya istilası ve karşı karşıya olduğumuz nükleer tehdit önlenebilir mi?