Azami

MVP’nin, yani asgari çalışır ürün devrinin sonuna geldik. Start-up’lar için bu konsept yatırımcının ve kimi durumda tüketicinin kurguladığı bir iyi niyet sahasıydı. Artık eğer Mars’a roket fırlatmıyorsan, ürünün %100 hazır olacak.

%99.9 bile yeterli değil. Çünkü herkes çok hazır. Herkes.

Böyle bir dönem, daha önce hiç yaşamadık diye düşünüyorum.

Gürlemeden önce

Zeus, Thor, Mikâil, Raijin veya Türk mitolojisinden Tengri’nin oğlu Kuara…

Bunların hepsi göklerin, şimşeklerin veya gök gürültülerinin tanrısıdır. Bizden haberi olmayan bir doğa fenomenini -şimdi değil tabi ki, antik çağda- tanıma ve anlama çabamızın ürünleridir. Ve mütemadiyen bunu yaparız, öyküleyerek anlamaya çalışırız.

Yenisin, ilksin, çıkış yapmaya çalışıyorsun, gürlüyorsun…

Lakin kusura bakma, senin öykünü biz yazamayız. Ama öykün olmadan da seni anlayamayız. Gürlemeden önce yaz, ver okuyalım.

Pazarlama buradan başlar.

Prefabrik

Dün itibarlı üç-dört kaynaktan önemli bir düşünürün vefat ettiği duyuruldu.

Bugün Noam Chomsky hayatta mı değil mi, bilmiyorum.

Çünkü yine dün bu bilgi eşi tarafından yalanlanmış.

Belki AI dijitalde kafamızı karıştırıcak birçok gerçek olmayan içerik türetecek. Lakin en dramatik yalanları üretme rölünü hiçbir organizmaya kaptıracağımızı düşünmüyorum.

Seviyoruz bunu.

"Islak Havlu"

Bugün çocuk reyonunda biraz zaman geçirdim. “%99’u Su, %1’i büyük bir sır” olan o ıslak mendillerden ararken, -gizli meşhur- Sleepy’nin “Islak Havlu” başlıklı ürününü fark ettim. Ambalajda havluya sarılmış bir bebek de vardı. Üçlü paket olduğu için yanındaki ürünlerden ebat olarak epey büyük duruyordu. Bir müddet rafın önünde bekleme moduna geçtim: Akıl yürüttüm…

Öncelikle, havlu neden ıslak satılır diye düşündüm. Sonra havluya sarılı bebek fotoğrafını görünce, “Herhalde seyahat durumunda bebeğin genel vücut temizliği için kullanılıyor” dedim. Nihayetinde ürünün aslında “Islak Havlu” değil, ıslak mendil olduğunu anladım.

Bakın, ben normal zekâda bir adamım. Bu anlamsız düşünce sürecini bana yaşatan Pazarlama departmanının inşa ettiği sıkıntılı kullanıcı arayüzüdür. Birçok açıdan kusurludur.

Pazarlama iş görmediğinde iş gördüğünden daha çok fark edilir.

Ve hayır, bu iyi bir şey değildir.

İyilik

İyilik, bir dostunuz veya iş arkadaşınızdan sizin için bir şey yapmasını istemenizdir.

Kırmızı kart gibidir. Yalnız bir sefer kullanılır.

Ve işe yarasa da yaramasa da borçlandırır. Bir sadakat değiş tokuşudur.

Pazarlama için bir iyilik, gerçek bir iyilik, birçok promosyonun ve kampanyanın önüne geçebilir. İyi düşün.

Erişim

Mesaj kutumda tanımadığım birçok insanın bayram tebriği var. Erişim seçkin bir konsepttir: İhlal söz konusu ise tebrik bile rahatsız eder. Rahatsızlık bir tarafa fonksiyonellik ve etkinlik de çöp olur.

Dün gece eşimin posta kutusunda okunmamış ~2.000 mesaj olduğunu fark ettim. %90’ı spam olan bu posta kutusu artık büyük ölçüde işlevsizdir.

Yazılım ve İnternet için önümüzdeki on yılın çözülmesi gereken problemler listesinde işlevini yitirecek bu araçların yine erişime saygılı muadilleri ile yenilenmesi olacaktır.

Mutlu Bayramlar.

Umarım bu ileti mesaj kutunuza izinsiz ulaşmamıştır.

Zayıflık

Dune: Part Two’nun belki en can alıcı diyaloğunda imparator Paul’a şöyle cevap verir:

“- Onu neden öldürdüğümü biliyor musun? Çünkü o, kalbin kurallarına inanan bir adamdı. Ancak kalp, yönetmek için yaratılmamıştır. Başka bir deyişle, baban zayıf bir adamdı.”

Bu tespite katılamıyorum ama karşı da çıkamıyorum.

Ne dersin?

Mızmızı bırak

Çok mızmızlanan bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Evet, sorunlarımız var ama sorunlara çıkan basamakları da kendimiz inşa ediyoruz. Tamam, belki sen farklısın, belki sen bugünü öngördün ancak unutma; muhalif olanın varlık sebeplerinden biri de sensin. Her neyse, bu ihtilafı güçlü bir tartışma. Bunu Saridje Blog’ta pek yapmıyoruz. Ama sık yaptığımız şey şu: Problemleri ve kavramları sınıflandırmak.

Dün bir arkadaşım: “Abi limitleri kaldıracaksın, insanları eğiteceksin!” dedi. Hatalı. Çünkü limitler olağan gündelik kısıtlar gibi değildir. Geçilince yüksek tehlike arz eder.

Dünkü motosikletli meselesini tekrar ele alalım: Yayayı ezdi çünkü limitleri aştı. Yaya ezildi çünkü kısıtların önüne geçti. “Burada yüzülmez!” yazısını düşün. Bu yazı bir kısıttır. Onu geçip suya girdikten sonra ise olay biter: Limiti aşmış olursun.

Biz kısıtları sık tahrik eden, ancak limitlerden de pek anlamayan bir milletiz. Aştığımızda da “Ah, bu nasıl oldu ki?” diye hayret eder, koşullardan mızmızlanmaya başlarız.

Değişmeliyiz.

Etik ve kural

Bugün bir motosikletlinin yayaların arasına dalıp bir kadını ezdiği videoyu izledim.

Evet, dalıp ve evet, kasıtla.

Ülkemiz etik ve kurallar arasında yerini bulamayan kötü yetiştirilmiş bir ergen gibi davranıyor. Neredeyse her kırılma noktasında böyleyiz. Çok acayip.

Yayaların geçiş hakkı olmadığı halde yola girmeleri bir kural dışılıktır.

Motosikletlinin yaptığı ise etik dışıdır.

İkisi arasındaki fark şudur:

Kurallar daha etkin ve kullanışlı bir sosyal inşa etmek için ortaya konulur. Etik ise doğru olanı yapmak, iyi tarafta durmak ve insani değerler hakkında pratik etmek ile ilgilidir.

Adına forsmajör veya jargonunuz neyi uygun görüyorsa onu deyin ama etiğe ters düşen her kuralı geçersiz sayın ve askıya alın.

Tekrar: Videodaki yayalar kural dışı, motorcu etik dışıdır.

Birincisi uygun bir dille uyarılıp, cezalandırılır.

İkincisi dışlanmalı ve ciddiyetle ayıplanmalıdır. Her fırsatta.

Yoksa bu zorbalığın önünü alamazsınız.

Olağanüstü durum

Pazarlama eforu ve işin doğası bazen çok farklı kulvarlarda akabilir. Pazarlamanın hayalperest bir tutumla gerçeklerden kopmuş gibi düşündüğü zannedilebilir. Bu iş planı için artık 1+1’in 2 yapmadığı olağanüstü durumlarda olağandır.

Ancak Pazarlama -iş modelinin çökmüş olmasında kusurlu olsa bile- 1+1=2 ile ilgili değildir.

Sıradan olanla muhattap olamaz. O diğer departmanların işidir.