Pan Am

Pan Am (1927-1991) Amerikan havayolu şirketi çok güçlü bir markaydı. Bugün hala birçok havayolu tarafından kullanılan kurallar, klişeler ve Pazarlama triklerini onlar icat etmişti. İflas etti çünkü öncülüğünü yaptığı yolun bilinmezleri ilk onu vurdu. 1970 Petrol Krizi ve havacılıkta deregülasyon ön şoklardı. Pan Am, Lockerbie (1988) terörist saldırısında mürettebatıyla birlikte 259 yolcusunu kaybetti. Şimdi uzaktan bakınca kötü yönetim kararları olarak yorumlayabileceğimiz her şey: O gün için ilkti, yeniydi.

Marka inşa etmenin ön cephesi büyük ölçüde algı üzerinedir. Eğer ürününüz yeni bir keşfin konusuysa algıya karşı biraz mütevazi davranmanızda fayda vardır. Çünkü yeni keşfedilmiş araziler, ekseriyetle rekabetin en sert yaşandığı alanlardır.

Hayatta kalmak istiyorsan: “Aç kal, budala kal.”

Mucize

Her zaman çok basit bir Pazarlama stratejim vardı:

Yaratıcı ol, müşterilerine herkesten çok özen göster, sözünü tut.

Sonra da mucizenin gerçekleşmesine şahit ol.

Kolay

Kolay

Dün yapmaktan korktuğumuz her iş -ne olursa olsun- bugün başlandığında neredeyse istisnasız şekilde “Düşündüğümden daha kolaydı…” ile noktalanır.

Ne kadar çabalarsak çabalayalım, rüzgârın yönünü değiştiremeyiz. Ancak bu, yelkencilikte ustalaşamayacağımız anlamına gelmez.

Hemen olmaz ama bir gün mutlaka olur. Ve o gün günlerden kolaydır.

Hayırlı haftalar.

Adalet (Eğitim)

Eğitimin çatı kavram olduğunu düşünüyorum.

Düşünce biçiminden pratiğe her şey eğitimin konusudur. Kaynağınız ister kadim bilgi, ister akademi veya vahiy olsun hepsi eğitimle başlar. Suyu koru, bol su iç veya oturarak iç.

Adalet de aynı şekilde; eğitimle başlar. Çünkü adalet de diğer birçok şey gibi sağlıklı bir pratik gerektirir. Adalet de diğer birçok şey gibi sadece bireysel vicdanın konusu değil, ortak katılım ve sistematik denetleme mekanizmasının bir ürünüdür. Eğitimsiz kurumsallaşamaz, iş göremez.

Trafikte yayaların hakkını gasp edeni kritik edebiliyorsan; diğeri senden daha vicdansız olduğu için değil, sana doğru olan öğretildiği ve kuvvetle muhtemel diğeri daha eğitimsiz olduğu için vaka olabilir.

Lisan, örnek davranış veya ceza ile fark etmez: Adalet öğretilir.

Zihniyet

Medeniyetle ilgili meseleleri tartışmak zordur. Çünkü kapsam her hangi bir mesleğin/ilim dalının kavrayabileceği ölçeğin çok üzerindedir. Özellikle din bilimleri yani teologların bu konu üzerinden ahkam kesmesi beni çok rahatsız eder. Ve bunun sekülarizmle falan alakası yoktur: Yutamayacağı lokmayı ağzına alan herkese saygı eşiğim düşüktür.

İnka’ların meşhur Machu Picchu’sunun inşası Sistin Şapel’den sadece 30 yıl öncedir. Sistin Şapel’deki Michelangelo’ya ait “Tanrı’nın Eli” tavan çalışması ile İnka’ların kayıp şehrinin öyküsü ise birbirinden ışık yılı uzaklıktadır.

Bugün bir Çinlinin bir Amerikalı gibi iPhone kullanıp aynı hayat dilini konuşması sizi yanıltmasın. Zihniyet*, medeniyet korkuluğunun içini dolduran samanların arasında sadece bir iğnedir. Onu bulmak ve anlamak zannedilenden daha çok zaman alır.

*TDK: “Bir toplum veya topluluktaki bireylerde görüş, alışkanlık ve inançların etkisiyle beliren düşünme yolu, düşünüş biçimi(..)”

Kimliksiz

Müşterini bil; kendini bil.

Kulağa çok avam veya basit gelebilir. Zannettiğinden daha karmaşıktır. Özellikle görece başarı yakalamış ticaretler takasa ve kazandıkları paraya o kadar odaklıdırlar ki, kendi müşterilerini tanımaya zaman bulamazlar. Ne zaman işler yavaşlar veya rekabetten dolayı ayrışmak icap eder, bu markalar panikle sağa sola savrulur. Acele ve yanlış kararlar verir.

Kimliksiz Pazarlama olmaz.

Senin kimliğin müşterindir.

Biz seni ondan tanırız.

Kim kiminle?

Abraham Lincoln’ün en sevdiğim sözlerinden biri şudur:

“Efendim, benim endişem Tanrı’nın bizim tarafımızda olup olmadığı değil; en büyük endişem, Tanrı’nın tarafında olabilmektir, çünkü Tanrı her zaman haklıdır.”

Bu tutucu bir söylem değildir. Lincoln’ün muhafazakar bir figür olmadığı bilinir. Bu etik bir söylemdir. Tevazuyu her şeyin önüne alan, doğru olanın önemini kavramış bir liderin duruşudur.

“Allah bizimle!” deme cüreti mutlaka çok güçlü bir ego ve sağlam bir cehalet gerektirir.

Son aşama

Yaşam mücadelesinden sonra arzular, o da tamalandıktan sonra anlam arayışı başlar. Anlam ise ancak öyküyle şekil alabilir. Bu nedenle öyküsüz her mesele bir bakıma anlamsızdır. Özellikle Pazarlama.

İllüzyon

Yapay Zeka ile yapılmış Marketing işlere baktığımda beni tedirgin eden AI’ın yaratıcılığı değildir: Bizden koca bir potayı harmanlayarak öğrendiği ile ortaya koyduğu kolajın, bizim uzun zamandır ne kadar jenerik işler yaptığımızı gösteriyor olmasıdır. Volvo reklamına bakın Allah aşkına! Neredeyse her araba reklamı aynı kaldıraçları kullanır ve tempo yıllardır hep aynıdır (AI bu kalıbın üzerine hiçbir şey katmamıştır). Bu yüzden Bud Light’ın (Artık o ABD’de bir gazi) Opus No.1 çalışmasına çok dikkat çekmiştim. Pazarlama yaratıcılık yoksa son kertede gerçekten hiçbir şey ifade etmeyebilir. Bu kapsama; öykü inşa etme varsa onu işleme ve gerekliyse güncelleme, en doğru şekilde dikkat çekme ve ivedilikle güven oluşturmak girer.

Bakın, AI’ın yaratıcılığı öldüreceğini veya yaratıcı olan insanlarla olmayanlar arasında haksız bir rekabet yaratacağını düşünmüyorum. Evet, Shutterstock gibi iş modelleri %100 çökecek, yaşama şansı yok. Ancak AI (Bu tespitle beni belki I, Robot’taki tutucu Will Smith’e benzetebilirsiniz) bilinç kazansa dahi ne bir Michelangelo ne de bir Mozart olabilecek. Dolayısıyla onu kullanan da aynı şekilde. Hemen kızma, bu şu demek değil; AI bu sanatçıların ürettiklerinin benzerleri ve belki daha iyilerini üretemeyecek. Üretebilir. Ancak bireyi İnsan yapan doğumdan ölüme kadarki tüm süreç bambaşka bir hikayenin parçasıdır. Biz AI ile aynı tür değiliz. AI’ın olası entelektüel üstünlüğü en uç noktada bizim nükleer denizaltımız ile köpekbalığına karşı kurduğumuz organik üstünlüğe benzeyebilir. Ancak organik orijinallik asla icat edilemez. Belki taklit edilebilir, belki bir Matrix distopyası içinde klonlanabilir: Ama hayır, Shakespeare’i Hamlet’e taşıyan serüven kop-ya-la-na-maz.

Ve yine bu noktada beni korkutan AI değil: Yazının başında dediğim gibi; bizim kötü bir taklidimiz olması ve onu kullanan kopyacıların yaratıcılık illüzyonuna kapılmasıdır.

İşte bu durumda, Dünya yaşanılır bir yer olmaktan çıkacaktır.

Karanlık taraf

Bilimin apokaliptik tarafı üretkendir. Los Alamos’ta bize nükleer gücü verdi. Neredeyse bir asır geçti; hala diken üstündeyiz. Sıfır toplamlı oyunların bu baş aktöründen paçayı kurtarırsak Yapay Zeka çıkışta bizi bekliyor olacaktır. AI bizi en az nükleer bir savaş kadar korkutmalı mı?

Kesinlikle, evet.