Dokunulmazlık

Politika gücü konsolide edebildiğiniz alanlarda iş yapar. Gücün karşılığı bu alanlarda (Mesela: Sokak köpeklerini d.a. güya “Yaşamı savunma”) ‘doğru’ olan ile ilgildir ve bu mecrada ‘doğru’ hep bir suistimalin konusu olur. Çünkü güç, ne pahasına olursa olsun kazanmak için doğru farz ettiği her şeyi bir stereotipe dönüştürür. Çünkü bu yine gücün sürelenmesi için gereklidir (Mesela: “Benim başörtülü bacım…”). Bu durumlarda kontekst ve içerik anlamsızlaşır. Başörtüsü taşımayan kişi aynı durumda dezavantajlı hale gelebilir veya vice versa. Şöyle bir düşün, hangi seçim olağandır? Hangi seçim “Bu seçim bir dönüm noktasıdır!” olmayan bir seçimdir? Hiçbiri. Tekrarlıyorum; güç pekişmek ister.

Esasında politika bunu sağlamak için ürettiğimiz bir araç değildir. Güç değil, aksine sorumluluk ve bu anlamda kanun önünde riskli duruma düşmeyi beraberinde getirir. Dokunulmazlık da tam burada gücün imdadına yetişir. Dokunulmazlık, yolsuzlaşmış politikanın ürettiği en anlamsız ve en protesto edilmesi gereken ürünlerinden biridir.

Dokunulmazlık, kime karşı? Niye? Ne cüretle?

Zayıfa karşı, güç için, senin oylarınla.

İlgi, alaka ve öykü

Şunu yazmıştım, bugün üstüne tekrar düşünmek hasıl oldu. Lütfen bu üçlüsüz işe başlama:

Cem Karaca, Eminem, Frank Sinatra ve Coldplay arasındaki fark kalite ile ilgili değildir.

Öyküyle ilgilidir.

Satın aldığın öykü hoşuna giden ezgiye dönüşür.

Saydıklarımın dördü de yüksek nitelikli müzik üretmiştir.

Birini seçmiş olman diğerini daha kalitesiz değil, daha ilgisiz yapar.

İlgi, alaka ve öykü; Pazarlama için her koşuldan önce gelir.

Ah Pazarlama

Pazarlama işinizin ömrünü uzatır. İş modelin -burada _Basic Barter’_dan bahsediyorum- iş yapıyor olabilir. Bunun kalıcı olmasını, bir on yıl daha yaşamasını istiyorsan Pazarlama öğrenmek ve uygulamak zorundasın (Gökhan bu lafım sana).

Hep diyorum; Türkiye’nin Pazarlama problemi yok, problemi Pazarlama. Anpa-Gros diye bir market var: Al-satı yani ticareti belli ki, güçlü ve belli ki, pazarlaması yok. Bugün Avrupa Şampiyonası için işlek bir caddede astıkları _billboard’_ı gördüm. Tasarım, mesaj artık Allah ne verdiyse. Önemli değil. İlginç olan hala asılı olması. Ben tabelaya baktığımda üzüntü duydum çünkü turnuva istediğimiz gibi sonuçlanmadı. Belki başkası öfke bir diğeri huzursuzluk duyacaktır. Markanın artık bize şampiyonayı hatırlatmasına ihtiyacımız yok. Bu kararı Pazarlama verir. Yoksa vermez. Vermezse yarı yolda kalırsın Anpa.

Zaman ve tarih

Dünya düşündüğümüzden çok daha komplekstir -ki genellikle bu tahlili yapacak kapsamda düşünmeyiz. Çünkü yorucudur ve tabi ki, perspektifimiz kısıtlıdır.

Gelişmiş Dünya’da 60’lar müziğin, sanatın ve uyuşturucunun iç içe tavan yaptığı yıllardı. US’un Nixon’u o yıllarda esrara savaş açmıştı. Bugün esrar ABD’nin 24 eyaletinde keyfi kullanım için serbest.

Bu örneği şu yüzden verdim. Zamanın aksine tarih tek yönlü akan bir olgu değildir. Bazen geri vitese takar, bazen olduğu yerde durur ve bazen hiç beklenmedik şekilde hız alır. Bizim yani insan açısından problem; birinin bilimsel olarak göreli, diğerinin ise subjektif olarak izafi olmasındadır.

Fizik kurallarının önüne geçemeyiz. Ama tarihe daha objektif bakan ve daha iyi anlayan nesiller yetiştirebiliriz. Tek şansımız bu.


Tarihin subjektifleri tuzağa düşürdüğü sorulardan birkaç örnek:

27 Mayıs Darbesi aklanabilir mi? Hitler anlaşılabilir mi? Appollo 11 gerçekten Ay’a inip geri döndü mü? Berlin Duvarı erken mi yıkıldı? 11 Eylül devlet projesi miydi? 2008 Krizi görmezden mi gelindi? Rusya istilası ve karşı karşıya olduğumuz nükleer tehdit önlenebilir mi?

Lider

Arkadaşlar, bizim sorunumuz çok. Yani genel itibariyle Kuzey Amerika ve Kıta Avrupası dışında kalan tüm problemler eski ve anlamını uzun yıllar önce yitirmiş durumda. Bunu kenara çekilmiş, pesimist bir bıkkınlık ile yazmıyorum. Objektif olduğumu düşünüyorum. Size aksini söyleyip, gaza getiren sizi kandırıyordur. Çıkış yolu yok mu? Var tabi ki: Liderlik. Ancak sade ve basit olmalı. Böyle kişilerin varlığı/arzı problem değil. Mutlaka ülkemizde bunlardan bir düzine vardır. Problem bu kişileri böyle ömür törpüsü bir göreve ikna etmekte çıkıyor.

Ne dediğimi daha iyi analiz etmek istiyorsanız Jamie Dimon’a bakın. İngilizceniz varsa bu adamı iyice irdeleyin. “Lider nasıl olur?“un ürün şablonudur kendisi. Ve evet, siyasete girmek istemiyor.

Şikayet var

Son 20 yıldır büyüttüğümüz en işe yaramaz huy mızmızlanmak oldu. Gen Y ve Z’yi nasıl bu kadar arabesk yapmayı başarabildik hayret ediyorum doğrusu. Ama evet, politik endoktrinasyon sadece doğrusal çalışmıyor. Her şeyden şikayet eden ve kıllanan bir liderliğin sonucu bu olur.

Hep bize yapılan bir haksızlık var. Hep hakkımız yeniyor. Yamal’ın değil Arda’nın golü birinci olmalıymış da falan da filan. Bir sürü zırva. Yediğimiz haklar ve ihlal ettiğimiz evrensel kuralların bütünü ne olacak kardeşim? Daha iki gün önce yolda yürüyen iki insan akıl almaz bir ihmal yüzünden öldü yahu! Bu insanlarımızın hakkını kim yedi? Fransızlar mı? Almanlar mı? Derin bir subjektivite içine batmış durumdayız. Silkelenip işe ver gerçeklere odaklanmamız lazım. Biz bu değiliz, değildik!

İrademiz üzerine

Bugün yine Türkiye’nin politik tarihi için önemli ve talihsiz bir günün yıl dönümü. Yine birçoğumuzun ne olup bittiği konusunda kafasının karışık olduğu günlerden biri. Böyle birçok günümüz var. Ve eğer bu konuda talep/fiyat benzeri gelişmişlik üzerine bir grafik çizmiş olsaydım şuna benzerdi:

Bugünle ilgili kafamın karışık olmadığı tek bir mesele var: Bu ülkenin insanları, görüşlerini beğenin veya beğenmeyin onlara kimin neyi dikte edeceğini kendileri seçmek istiyorlar. Lakin aynı insanlar, benzer cemaatlerin güçlü yapısal varlıklarını korumaya ve 2016 darbe girişimine uzanan benzer manipülasyonlara karşı riskleri canlı tutmaya devam ediyorlar. İşte bu kısmı -maalesef- anlama şansım yok.

İrademize sahip çıkıyor olmamız harika bir şey. Onun bu kadar sık manipüle edilmesine izin veriyor olmamız ise kötü bir şey.

Umarım tekrarlanmaz.

Kim daha tehlikeli?

İki hadise:

Trump suikast girişimi ve benzeri aksiyonlar, kişiyi elimine ederek fikri yok edeceğini düşünür. Büyük yanılır.

İzmir elektrik faciasında ise iyi bir fikir saf dışı bırakıldığı için kişi/birey yok olur.

Birincisi problemi çözmeye çalışır. İkincisi görmezden gelir.

Bence ikincisi daha tehlikeli bir suikast girişimidir.

Mr. Beast

Mr. Beast 26 yaşında ve Youtube kanalının bugün itibariyle 301 milyon üyesi var.

Mr. Beast gerçek adıyla James Stephen’ın boşanan anne ve babası dar gelirli birer asker. Söylentilere göre babası sorunlu bir tip.

Soylu, varlıklı bir aileden gelmeyen, sınıfsal bir çevreden destek almamış ve eğitimini yarıda bırakmış bu yetenekli -ve belki de dahi- genç girişimci nasıl oldu da 20’li yaşlarında bir medya devine dönüştü?

Kapitalizm.

Mr. Beast’in başardığını hiçbir sosyal seviyede; kapitalist ve demokratik bir ülke dışında başarma şansınız yoktur.

Problem büyük

Ekonomik problemleri nasıl çözeceğimizi bilmiyoruz. Çünkü problem ekonomi değil. Ekonomi bir semptom. Bir kanser.

Problem neredeyse tamamen çürümek üzere olan hukuk sistemimizde. Problem sorunlu anayasamızda. Problem iyileştiremediğimiz eğitim modelimizde. Problem kusurlu demokrasi anlayışımızda. Problem boşa geçip giden son on yılda. Heba ettiğimiz, ihraç ettiğimiz potansiyelde.

Problem ekonomiden çok daha büyük.