Gelecek ile ilişkimiz

Biz değişime sebep olmuyoruz; ona reaksiyon gösteriyor ya da, daha iyi ihtimalle, ayak uyduruyoruz.

Bu durumda geleceği kontrol etmek, bizim kabiliyet alanımızın çok dışında kalıyor.

Bunun farkında olmak, bir nebze de olsa temkin üretiyor.

Hiç farkında olmamak -toplumumuzun çoğunluğu için geçerli olan durum bu- ise yüksek maliyetler doğuruyor.

Ortadoğu akıllanmıyor. Olmuyor.

Hikayeyi kontrol et

Bu yıl iki film bekliyorum: İlki Tom Cruise ve Alejandro Iñárritu’nun The Digger’ı, ikincisi ise Denis Villeneuve’ün Dune: Üçüncü Bölüm’ü.

The Digger harika bir film olacak. Bugün yayımlanan fragmanda uzun zamandır Pazarlama hakkında yapılmış en taze ve kaliteli tanımlamayı duydum:

“Gerçekleri biliyorlar. Ama asıl hikâye… henüz anlatılmadı.”

Yani Pazarlama, 30 Sayfa’da çok yönlü anlattığım gibi, hikâyeyi kontrol etme sanatıdır.

Fikrin kölesi

Eğer fikirlerini önemsiyor ve değerli olduklarına inanıyorsan, onları ancak hayata geçirerek koruyabilirsin.

Hayata geçirilmemiş her fikir, sahibini kendine köle eder.

Aksi de fikir için geçerlidir.

Karar senin.

Engellenebilirdi

Dünyada onlarca soykırım gerçekleşmiştir ve hâlen devam edenler de vardır: Darfur, Rohingya gibi.

İnsanların insanları öldürmesi, yaradılışın ilk hikâyesiyle başlar.

Buna yabancı değiliz.

Bilmem bilir misiniz ama meşhur Amerikan İç Savaşı’nda yaklaşık 750 bin kişi ölmüştür. Diğer bir deyişle, bugün gerçekleşmiş olsaydı yaklaşık 8,1 milyon insana eş değer olurdu.

Ancak bunların arasından Srebrenitsa’yı diğerlerinden ayıran ve -acıları karşılaştırmak doğru olmaz ama- bir parça daha fazla içimizi cız ettiren şey, engellenebilir olmasıydı.

Srebrenitsa bize, ne olursa olsun kötülüğe karşı yumuşamamayı, mücadeleye ara vermemeyi ve ona bir nebze bile olsa iyi niyet beslememeyi öğretmiştir.

Küçük beyinler

Bundan on yıl önce Türkiye, bu topraklarda yaşayan milletlerin yüzyıllardır geliştirdiği kültürün gereğini yerine getirdi ve yine bir askerî darbe üretti.

O gün öğleden sonra Katar’daki iş seyahatinden dönmüş, kanepede uyuya kalmıştım. Israrlı bir telefon aramasıyla uyandım. Arayan, o dönem Makedonya’da bakanlık görevinde bulunan bir dostumdu. İlk haberi ondan aldım; ardından son dakika haberleri patladı.

Şunu düşündüğümü hatırlıyorum: “Abi, benim bu ülkede ne işim var yahu!”

Maalesef, Türkler olarak Osmanlı’nın Fetret Devri’ne girmesiyle başlayan süreçte, buna Atatürk de dâhil olmak üzere, güçlü bir kimlik ve ideal üretemedik. Çoğunluğun üzerinde mutabık kalabildiği bir sosyal kontrat yazamadık.

16 Temmuz’da da olan bitene iğrenerek bakıyordum; bugün de yaşadığımız tüm siyasi ve hukuki darbeler bana aynı şeyi söylüyor: Değişen hiçbir şey olmadı.

Küçük beyinler, küçük hayatlar, küçük sonuçlar.

Olasılıklar denizi

Un ve suyla yapabileceklerimiz bize sadece kadim bilginin nasıl şekillendiğini ve arkasındaki gizemi değil, olasılıkların sınırsızlığını da öğretir. Burada kadim bilgiden kasıt, “İlk kim ‘Hadi şu tavuğun götünden çıkan yumurtayı kaynatıp yiyelim.’ demiştir?” gibi sorulardır.

Bilemeyiz…

Aynı şekilde, suyla unu ilk karıştıranın, ondan önce de buğdayı öğütenin aklından geçenleri de bilemeyiz.

Su buğday unuyla karıştığında iki protein çalışmaya başlar: Glutenin hamura dayanıklılık ve elastikiyet sağlarken, gliadin esneklik kazandırır; birlikte gluten ağını oluştururlar.

Ve ne yaparsanız yapın, dünyanın hiçbir noktasında koşullar birebir aynı olmadığı için bu karışım aynı sonuçları vermeyecektir. Bazen sıcaklık, bazen su, bazen un, bazen de ona dokunan eller fark yaratacaktır.

Biz olasılıklar denizinde yüzüyoruz.

Ve gündelik hayattaki her şey bunu gözümüze sokuyor.

Fazla kasmamak, genel geçer bir hayat tavsiyesi değil; vazgeçilmez bir kural olmalıdır.

Düşün konuş

Düşünce, cümleden hızlıdır. Benim yazı stilim de bu gerçeğe teslim olmuştur. Kısa yazar, hızlı konuşurum.

Bazen ikisi de pervasızlık veya ego olarak okunabilir. İkisine de eğilimim yoktur.

Derdim zaman kazanmaktır. Arzum, haklı veya haksız olmak değil; hızla en rasyonel sonuca ulaşmaktır.

Bu akşam bir faiz haram/helal tartışması yaptık.

İddiam şu: İslamiyet, takaslardan birini yasak kılmış ve adını faiz koymuş olabilir. Bugün enflasyon oranına göre belirlenen ve adı yine faiz olan merkez bankası faiz oranı ile söz konusu iddia arasındaki benzerlik, ben ve Vittoria Ceretti arasındaki benzerlik kadardır.

Ayran arakdaş ayran

“Bir gönderinin ertesi sabah mutlaka, kesinlikle orada olması gerektiğinde.”

(When it absolutely, positively has to be there overnight.)

1978 FedEx sloganıdır. Diğer birçok harika FedEx sloganı arasında en meşhurudur. Müşterisiyle onun dilinden, direkt ve samimi bir şekilde konuşur. FedEx’in güncel sloganı: “Bugünün, yarınla buluştuğu yer.” Yine dinamiktir ve yine ürünün iddiasının arkasında durur.

Bugün Sütaş Ayran’ın bir reklamına denk geldim. Bizim pazarlama etiğimizin özeti gibi bir markadır bu. Slogan şu: “İçtikçe iyi hissedeceksin!”

Ayrandan bahsediyoruz. Sütü kaynat, mayala; yoğurt olsun. Su kat, ayran olsun. Reklam boyunca birileri devamlı “Sütaş Ayran” diye bağırıyor. Ben hayatımda birinin markete girip “Bana Sütaş Ayran verir misin?” dediğini duymadım. Sütaş Ayran istiyor olsan bile “ayran” istersin. Çünkü bu, istese herkesin yapabileceği ve ikamesi inanılmaz kolay olan bir üründür. Ve kesinlikle ayranı iyi hissedelim diye içmiyoruz. Bu medikal bir ürün değil. Ayrandan beklentimiz tek yönlü olmalıdır. Kola’dan da öyle. Baklavadan da.

-Ayran mı kola mı?

+Ayran.

Cevap hiçbir zaman “Bugün iyi hissetmek istiyorum, o yüzden ayran” olamaz.

Eğer senin ayranın diğerlerinden daha iyiyse bunu direkt, olduğu gibi konuş; aynıysa da konuşma, sus. FedEx’in ürünü DHL veya UPS’ten çok farklı değil. Ama iletişimi farklı. Bağırmıyor, histen falan bahsetmiyor. Kargodan ne bekliyorsak onu konuşuyor.

Ayran ve kargo ilk okumada sana uzak örnekler gibi gelebilir. Ben de yazı uzadıkça sıkıldığım için daha fazla detaya inemeyeceğim: Aynılar.

Aynılık satarken düz ve net olacaksın.

Bağırmayacaksın.

Öğrenemedik arkadaş.

Vallahi öğrenemedik.

Kripto işler

Kripto para piyasalarında konuşan pazarlamacıları dinlediğinizde, ne kadar teknolojik, güvenli, küresel ve inovatif olduklarını duyarsınız. Merkeziyetsizlikten, finansal özgürlükten ve geleceği inşa ettiklerinden bahsederler. Ancak bu piyasanın büyümesini mümkün kılan temel kaldıracın, takibi arzu edilmeyen yasa dışı ödeme ağları olduğunu pek duymazsınız.

Çünkü anlatının parçası olan ile gerçeğin taşıdığı yük her zaman aynı değildir. Kaldıraç ile malzeme birbirinin zıttı ya da birbirinin kamuflajı olmadığında, güçlü ve kalıcı bir pazarlama inşa edebilirsiniz.

Pazarlama, gerçeği görünmez kılmaya değil, gerçeği anlaşılır kılmaya hizmet ettiğinde uzun ömürlü olur.

Aksi takdirde bir gün gelir; anlatıyla gerçek arasındaki mesafe kapanır. O gün de yutamadığınız her lokmanın hesabı sorulur.

Kompleks içinde yüzenler

Son gelişmeleri takip ediyorsunuz.

Maalesef bu bölge, fikir özgürlüğünü hiçbir zaman pratiğe dökemeyecek. Yani en azından bizim hayatımız süresince buna şahit olacağımızı düşünmüyorum.

Bu gerçekten çok üzücü bir şey.

Yeni bir baba olarak, özgüven kazandırmaya çalıştığım oğluma baktığımda tam da bu olmamış, olgunlaşmamış kültürlerin ikilemlerini görüyorum. Ebeveyn olarak seni korkutan her şey çocukla ilgili değildir; seninle ilgilidir.

Aynısı devletler için de geçerlidir. Ve tanıdığımız bu civar devletler, kendimiz de dâhil, her ne kadar büyük laflar etseler de kompleksleri içinde yüzen, özgüvensiz ve olgunlaşmamış yapılardır; öyle kalmaya da devam edeceklerdir.