Akademiden uzak dur

AI ile ilgili yaptığımız her tahmin bizi 1900’lü yılların deli saçması gelecek öngörülerini ortaya atmış kıyamet spekülatörlerine benzetmeye başladı. Ve hatta milenyumun başındaki iklim felaketi düzenbazlarını da andırıyor olabiliriz.

Evet, benziyor, andırıyor ve balon gibi hissettiriyor. Bu kadar. Ancak gerçek bizim korkularımızın da ötesinde bir yerde.

Yapay zekâ ile birlikte bilgiyi ele alışımız tamamen değişecek. İnsanların akademik yetkinlikten her geçen gün daha da uzaklaşacağı ve akademinin nihayetinde sadece entelektüel bir uğraş olarak kalacağı bir geleceğe ilerliyoruz.

Bu yeni çağda bilgiyi kovalayanlar arasında etkilenmeyecek tek tür belki dedikoducular olacaktır.

Varsa üniversite çağına yaklaşmış çocuğunuz, mesleğe yönelin. Akademiden uzak durun.

Öyküsüz veri öksüzdür

Veri birçok şeyi çözer ve okunması çok zor değildir, ancak yorum arzulanan nihai sonucu raydan çıkartabilir.

Bu, bir inanç meselesine veya bilimsel bir konuya veri üzerinden bakmak için eşit şekilde geçerlidir.

Peki yoruma ne yön verir?

Hikâye. Öykü.

Bu araç çok güçlü bir girdidir. İnananı 1+1’in 3 olduğuna ikna edebilir.

Öyküsüz pazarlama olmaz. Veri yol açar, yol yapacak motivasyonu inşa edemez.

Karşılıklı zaman

İşe başlamadan önce işin nasıl ele alınacağı üzerine tartışma yaşadığımız bir mavi yaka şöyle bir cümle kurdu:

“Abi, benim için fark etmez, ben 2 saat de çalışırım.”

Yeteneğini saat olarak sattığının farkında olan bu arkadaş ekstra süreyi sorun etmeyeceğini ifade ediyor. Ama saatin sadece ona karşı çalışmadığının farkında değil.

Hizmet veya servis satarken müşterileriniz sizin zamanınıza ödeme yapar; sizin de, karşılığında hizmet verirken promosyon olarak kullandığınız müşterinin zamanının kıymetini ondan iyi bilmeniz gerekir.

Bu konu pazarlıksızdır.

Odadaki fil

Dünden devam ediyoruz…

Bir örnek verelim. Türker çiftlikte büyümüş, atlara alışkın iki yaşında bir çocuk olsun. Ailesi onu hayvanat bahçesine götürüyor. İlk kez bir fil görüyor ve şimdi önünde üç yol var:

Başını çevirip başka hayvanlara yönelir, yeni bilgiyi görmezden gelir.

Ya da filin özelliklerini eğip büker, onu “at” şemasına sığdırır: “Anne bak, at!” Türker’in kafasında fil diye bir şema yok. İri gövde, gri renk, kuyruk, uzun yüz; ona göre bu bir at. Annesi düzeltene kadar fil at olarak kalabilir. Bu yeni bilgi Türker’in dengesini bozmuş olur.

Ya da “hayvan” şemasını biraz genişletir, fili içine alır.

Yaş ilerledikçe çocuk bir üst gelişim aşamasına geçer; eski şemaları uyumsuz bilgiyle daha sık çarpışır. Silverman ve Geiringer’in tespiti şu: Bir çocuğun düşünme biçimini değiştirmek istiyorsanız ona bulunduğu aşamanın altındaki değil, üstündeki kavramları gösterin. Ama tam bir basamak üstünü. Çocuk kendi seviyesinin bir basamak üstündeki örnekten etkilenir; daha aşağıdakinden ya da iki üç basamak yukarıdakinden değil.

Yapay zekâyı tanımlamada yaşadığımız sorun, onu sadece bir söylenti olarak bilenler için bu çocuk metaforundan farklı değildir. Birincisi, AI şu anda ortalama için 10–15 basamak yukarıdaki bir bilgi. Size birkaç hafta önce yazmıştım: AI şu anda terminalde yaşıyor. Ve yetenekleri gerçek işlere hâlâ dokunmuş değil. Ve evet, ne grafik tasarım ne kodlama ne muhasebe ne de yazdırdığınız o avukat dilekçesi gerçek iş değil. Gerçek iş çöpünüzü toplayan, tesisatınızı tamir eden, yumurtanızı, sütünüzü, ekmeğinizi kapınıza, marketinize getiren, gazınızı ve elektriğinizi taşıyan operasyonel iş gücüdür. Bu insanlar gerçek işler yapar. Ve bu işlerin birçoğunun alt kademesinde taşıyıcı sütun görevi gören mavi yakanın neredeyse %80’i olup biteni anlamaya zaman dahi ayıracak durumda değildir. Burada iki risk var. Konudan kopuyormuşum gibi hissettirebilir ama çok ilintilidir:

1- Programcılar şu anda kendi mesleklerinin birçok pratik için sona erdiğinin farkında. Artık bir web sitesi yapmak için Wix’e veya bir programcıya para ödemenize gerek yok. Web sitesinin ne kadar kompleks olduğundan bağımsız olarak AI ile şu anda her şeyi inşa edebilirsiniz. Bu durum ister istemez bu sektörde değerin nerede olacağı ve nasıl fiyatlanacağı sorusunu getiriyor. Aynı soru grafik tasarımdan dijital okuma yapılabilecek her mesleğe kadar (hukuk, radyoloji, muhasebe, finans, üretim sistemleri, neredeyse her tema) geçerli. Burada kritik soru şu: “Uzmanlıkları kıt olmaktan çıktığında insanlar güvenliklerini ve toplumdaki saygın yerlerini nasıl koruyacaktır?”

2- Hayatını belli bir kapasiteye ulaşmak için disiplin içinde yaşayan bu insanların (mühendis, avukat vs.) yapabildiklerini, hiçbir zaman disiplinle yaşamamış sıradan insanlar bir tıkla gerçekleştirdiklerinde nasıl bir sosyal çatışma ile karşı karşıya kalacağız? Yine denge sağlamak için değeri her geçen gün artacak olan mavi yaka işlerini mavi yakadan alacak robotlar kapımıza dayandığında bu insanları nereye konumlandıracağız? Yani hem akademik hem de zanaat olarak yetkin olmak için harcanan zamanın karşılıksız kalması bugün kavrayabileceğimiz bir barter değil.

İki nokta da bize bakıp duran, daha önce hiç aşina olmadığımız, tanımadığımız bir filden farksız.

Görmezden gelsek kısa vadede, bunu ata benzetsek uzun vadede büyük zarara uğrayacağız.

Kataloğumuzda yer açmak istesek bu mızrak o çuvala sığmayacak.

Yetişkinlerin çocuk gibi öfke nöbetlerine kendinizi hazırlayın.

İşimiz zor.

Equilibrium

Gün içinde şu anda 2,5 yaşındaki oğlumla zaman geçirirken yaşadığımız dengesizlikler üzerine uzun zamandır düşünüyorum. Geçen gün Piaget’nin “dengeleme” kavramı ile tanıştım. İngilizce kökeni equilibrium’dan gelen bu psikolojik yaklaşıma kavramsal olarak uzak değilim. Yine yapay zekânın değer eğrisinde yarattığı dengesizliği hatırı sayılır bir müddettir düşünen biri olarak olası senaryolar üzerinde çalışıyorum. Önce şu dengeleme kavramını bir temize çekelim:

İnsan olarak karşılaştığımız her şeyi anlamlandırmaya ihtiyaç duyarız; dünyayı anlamak, onun içinde var olabilmek için şarttır. Piaget’nin “dengeleme” (equilibration) kavramı tam burada devreye girer.

Bir çocuk, kafasındaki mevcut şemalara uymayan bir bilgiyle karşılaştığında dengesi bozulur. Bu rahatsız edici bir durumdur; çocuk onu düzeltmek ister. Bunu üç yoldan biriyle yapar: yeni bilgiyi görmezden gelir, onu zaten sahip olduğu bir şemaya sığdırır (özümseme) ya da şemasını yeni bilgiye göre değiştirir (uyum sağlama).

Üçü de çocuğu yeniden dengeye getirir. Ama gelen bilgiye bağlı olarak bu denge çoğu zaman kalıcı olmaz.

Bundan sonrası biraz komplekstir ve bu yazının konusu değildir. AI karşısında yetişkinler olarak birer çocuğuz ve çoğumuz bu yeni bilgiyi şu anda görmezden geliyoruz. Bu dengesizlik ciddi bir maliyetle gelecektir. Yarın olası gerçek sonuçları üzerine konuşacağız.

Hayırlı haftalar.

Her şey kültürdür

Yıllar önce “Lüks Bir Kültürdür”ü yazdım. Şu sıralar tam gaz yokuş aşağı almış Nike’ın işe bakış açısını eleştirirken Rolex’e iltifat ediyordum.

6 yıl önce, 6 yıl “yıllar önce” sınıfına girmezdi. Covid’den sonra sıkıştırılmış dosya gibi yaşadık. Çok şey gördük ve ciddi anlamda sosyal olarak değiştik. Bana göre bu 6 yılda yaşadığımız değişimin tohumları 2008’lerde atıldı. Aynı müreffeh 90’lar Amerikası’nın tohumlarının Reagan döneminde atılması gibi düşünün. Köklü bir dijital değişim, globalizasyonun iliklerimize işlemesi ve Gen Z’nin içtimai hayata atılımı bu 10 yılda oldu. Bu nedenle evet, “Lüks Bir Kültürdür” göreli olan bu uzay zamanda yıllar önce kaleme alındı.

Bu yıllar bana kültürün önemini daha da iyi öğretti.

Kültür inançtan çok daha güçlü bir değişken ve kesinlikle daha belirleyici.

Cem Yılmaz’ın “fakir Milano’ya gider, ayakkabı tabanlığı bakar” metaforu yine kültürle ilgilidir ve nokta atışıdır. Maalesef fakir bir kültürde büyüdüyseniz asla zengin olamazsınız. Eğer kültürünüz size insan olmayı öğretmediyse hiçbir eğitim ve din öğretisi sizi insan yapamaz.

Şu anda dünya bir kültürler savaşı yaşıyor.

Umarım ki doğru taraf galip çıksın.

Espresso Arap

Espresso Lab BAE merkezli Mair Group’a satılmış.

Espresso Lab nihai yıkım utancından Araplar’a devrolarak kurtuldu. Beni yanılttılar.

Satıldıkları şirket büyük. Toplam varlıkları 1.5 milyar dolar üzezerinde. Espresso Lab’ın %70’ne talipmişler.

MAIR’in, Espressolab’in %70’i için ne ödediği şu an için belli değil. Kahve zincirleri genelde FAVÖK’ün 10–15 katına satıldığı için bedel kabaca 175–270 milyon dolar olabilir; bu açıklanmış bir rakam değil, benim tahminim.

Bu tutar MAIR’in yaklaşık 386 milyon dirhemlik (~105 milyon dolar) net nakdinin epey üzerinde. Bu yüzden şirket muhtemelen borçlanmak zorunda kalır ve borçsuz yapısını kaybeder. Ayrıca Espressolab şubelerinin yaklaşık dörtte üçü Türkiye’de olduğundan kazancının büyük kısmı TL cinsinden. Yüksek enflasyon ve değer kaybeden TL, bu kazançları dirheme çevrildiğinde küçültebilir, iş Türkiye’de büyümeye devam etse bile.

Yani Espresso Lab tahminim değişmedi.

Batacağı lokasyon değişti.

Tebrikler Esat, güzel para.

Koşulsuz ithalat

Dün bir okuyucu arkadaşım okul saldırılarını kastederek şunu söylemiş veya sormuş –o kısmını anlamadım–: “Biz bunu nasıl ithal ettik?”

Kısa cevap: globalizasyon.

Instagram’ı ve TikTok’u yan etkileriyle beraber satın alıyoruz.

Geçen ay bağımsız bir araştırma kuruluşunun şöyle bir tespitine denk geldim: Çin TikTok’unun algoritması, Amerika ve Türkiye versiyonlarının aksine, genç yaştaki kullanıcıların önerilerini katı biçimde temiz tutuyor. Yani önünüze bir kavga videosu çıktı ve izlediniz. Algoritma dakikalar boyunca sizi benzer boş içeriklere boğmuyor. Aksine özellikle matematik ve diğer bilimsel konuları ilgi çekici konseptlerle –bakın, deyim %100 yerinde- dayatıyor.

İthalat yasalarında Türk Gıda Kodeksi’ne gösterdiğimiz özeni bu dijital ürünlere de göstermemiz lazım. Bu konuda inanın ki “domuz eti ye, daha iyi” noktasındayız.

Bakan ama görmeyen

Bakan Çiftçi: “Okul güvenliği konusunda son derece hassas olacaksınız. Tehlike okul kapısına gelmeden tedbir alacaksınız.”

Burada bu bakan kendi kendiyle aynada konuşmuyor. Başkalarına konuşuyor. Müdürlere, güvenliklere laf atıyor.

Akıl alır gibi değil.

İşte bu bakan ama görmeyen zihniyet yüzünden benzer olaylar maalesef yeniden yaşanacak. Bunu yazmak bana kolay değil. Ama bu olacak. Kendi güvenliğinizi kendiniz sağlayın. Bu sisteme güvenmeyin.

Çift yönlü

Beş yıl önce şunu yazmıştım, hatırlamamız lazım:

Irak’ta pazar yerinde gerçekleştirilen intihar saldırısı şu şekilde planlanır: Birinci bombacı hasta taklidi yapar, insanları etrafına toplar ve fitili ateşler. İkinci bombacı panik halinde yaralılara yardım edenlerin bir araya gelmelerini bekler ve kendini havaya uçurur.

Eğer iyi taraftaysan ve dibe doğru kıyasıya bir yarış olmadığını düşünüyorsan, yanılıyorsun.

Yarış her zaman, her koşulda çift yönlüdür.

Bugün bunu hatırla.