Ben Türk'üm

Amerika’ya duyduğum sempati, bazı dostların kulağını tırmalıyor.

Haklılar.

Ulus-devlet süreçlerini ve neredeyse her türlü politik kutuplaşmayı az çok tecrübe etmiş bir nesil olarak yaralarımız var.

Ancak ister inanın ister inanmayın, benim Amerika’ya karşı duyduğum sempatinin tek bir ekseni var: O da Amerika’yı insanlığın gelişmişlik mirasının bayraktarı ve bugün itibarıyla başımıza gelmiş neredeyse her güzel bilimsel ve toplumsal gelişmenin mimarı olarak görmemdir. Ve öyledir de.

Ancak her güçlü sistem gibi, iyilikleri kadar kötülükleri de devasadır.

ABD’nin kötülükleri yüzünden mızmızlanmak ise, ideali mümkün olanın önüne koyan; gerçekliği değil ütopyayı kovalayan bir zihnin ürünüdür.

Tekrar, kafası belki karışmış kişilere cevap vereyim:

Ben Türk’üm. Ve ayıptır söylemesi, yedi ceddim de Türktür. Ama ben Türkiyeli değilim ve hiçbir zaman da olmayacağım. İkisini ayırt edecek zekân yoksa, kusura bakma; sana saygı gösteremem.

250

ABD Anayasası gibi 250 yıldır kesintisiz yürürlükte kalan başka hiçbir demokratik yazılı ulusal anayasa yoktur.

Ve hiçbir anayasa, aynı anayasa metni üzerinde yaklaşık 250 yıl boyunca yapılan değişiklikler ve yargı içtihatlarıyla bireysel özgürlüklerin kapsamını ABD Anayasası kadar genişletmemiştir.

ABD anayasası ile birlikte, dünya için örnek alınması gereken en önemli hegemondur.

Kutlu olsun 250.

Bir şey

Theodore Roosevelt, ABD’nin gölgede en çok parlamış başkanlarından biridir.

Şöyle müthiş bir sözü vardır:

“Bir karar vermen gerektiğinde, yapabileceğin en iyi şey doğru olanı yapmaktır. İkinci en iyi şey yanlış olanı yapmaktır. En kötüsü ise hiçbir şey yapmamaktır.”

Bir şey yap.

Sistemler kazanacak

Bugün itibarıyla tüm iş modellerinin önündeki en büyük tehlike sistem kurmaktır.

Artık neredeyse her fikir -özellikle dijital olanlar- çok hızlı kopyalanabilir, klonları üretilebilir.

Normal şartlarda AI’ın olmadığı senaryoda fikrin prototipi, prototipin prototipi, MVP (Minimum Uygulanabilir Ürün), yeni ürün, “Ah hayır, bu çok kötü bir fikir!” aşaması, “Yok, o kadar da kötü değilmiş.” evresi ve diğerleri…

Artık bu süreçler 1 haftada kat ediliyor.

Geriye sizi diğerlerinden farklı kılacak bir şey kalıyor: Sistem.

Güzel ve güçlü sistemler kazanacak.

Kurtar kendini

2017 yılında tasarladığım ve üç versiyonunu geliştirerek dijital pazarlara sunduğum Rotta uygulamasının MVP’si için yaklaşık 7.000 € harcamış, iki ay boyunca çalışmıştık.

Bugün ise Claude, daha iyisini saatler değil, dakikalar içinde tasarlıyor, kodluyor ve çalışır hâle getiriyor.

Bugüne, Batı dünyasının kurduğu güçlü ve sağlıklı sistemler sayesinde ulaştık.

Size yıllardır hep şunu anlatırım: İyi sistemler, sıradan insanların olağanüstü sonuçlar elde etmesini sağlar.

Bu dönem büyük bir fırsat. Türkiye gibi ülkeler kendini kurtarabilir mi bilmiyorum; bana göre ihtimal çok düşük. Ama en azından siz kendinizi kurtarın.

Çok çalışın.

Bir ideal olarak inovasyon

İnovasyon her zaman, her yerde ve her şey için mümkündür.

Ancak inovasyon sadece iyi bir fikir meselesi değildir.

Bir idealdir.

Ve her ideal gibi gerçekle yüzleşme cesareti gerektirir: Hayırcılarla, inatçılarla, tutucularla ve hasımlarla.

İnovasyonun zor tarafı ona ortak bulmaktır.

Her inovasyon kendi cahiliye döneminde doğar.

Büyük kırılma

Elon Musk ve akıl hocası Gal Saad’ın X’te retweet edip önerdikleri Citizen Vigilante filmini bugün izledim. İnanılmaz fevri ve patavatsız olmasının dışında:

Batı ve Doğu arasındaki ayrışmanın ne kadar derinleştiğini, vasatın bile çok altında kalan bu düşük prodüksiyonlu filmin dünyanın en zengin ve en inovatif adamı tarafından paylaşılmasında görüyoruz.

Doğu’da bu kırılmayı aklıselimle daha ılımlı noktalara taşıyacak bir İslam devleti olduğunu düşünmüyorum. Batı’da ise orta yolda buluşabilecek bir koalisyon ihtimali de çok zayıf: Sağ neredeyse merkezde, sol ise kafayı yemiş durumda.

Huntington’un Medeniyetlerin Çatışması tezi doğrulanacak gibi görünüyor.

Maalesef.

Sıfırdan

Perspektif çok yönlüdür.

Jennifer Lopez birkaç gün önce “New York’ta doğmayan New Yorklu olamaz.” demiş. Birçok kişi bunu doğru bulurken, birçoğu da eksik görmüş. Net görüşüm şu: Evet, olamaz. Çünkü çocuk yaşta başlayan deneyim ve o deneyimle inşa edilen bakış açısı yetişkinlikte geliştirilemez. Müslüman bir mahallede büyüdüyseniz, yetişkinlikte fikirleriniz değişmiş bile olsa domuz eti yiyemezsiniz. Velhasıl, öz deneyim okuyarak, çok bilerek, gezerek, çok zaman geçirerek veya gerçekten hissederek elde edilemez.

Bazı şeyler için sıfırdan başlamak gerekir.

Ve sıfırdan başlamak bazen zorken, çoğu zaman imkânsızdır.

Bir imkansız

Dünya Kupası finalini 1.5 milyar kişinin izlemesi bekleniyor.

Sence bu insanların yüzde kaçı McDonald’s logosunu ekranlarında veya stadyumda gördüklerinde tanımayacaktır?

Bunun için elimizde bir veri yok, çıkarmak da imkansız ama en yakışıklı tahminle belki %3. Kitlesel marka olmanın ne kadar imkansız bir şey olduğunu size defaatle anlatmışımdır. Mesela bu organizasyonda Levi’s’in resmi sponsor olmayıp logosunun statlardan gizlenmesi ama o gizlenmenin ayrıca bir pazarlama kampanyasına nasıl dönüştüğünü gördük.

Bu kitlesellik statüsü -mutlaka sonsuz değildir ancak- markaya sadece sınırsız bir görünürlük değil, ayrıca onu bedava güncel tutan ilgi ve alaka geliştirir.

Bu haliyle çok cezbedicidir.

Ancak %99.99 için imkansızdır.

İmkansızın peşinden koşma.

Canım sıkıldı

Türkiye hiçbir zaman Avrupa Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmadı.

Dünya Kupası’nı da hiç kazanmadı. Aslında Türkiye, bugüne kadar 23 kez düzenlenen Dünya Kupası’na yalnızca 4 kez katılabildi. Futboldan haberi yok dediğimiz Amerika 12 kez, İngiltere 17 kez, İtalya ise 18 kez katıldı.

Bu Amerika ise hiçbir pazarlama kampanyasında “Biz öyle yeneriz, böyle yıkarız.” demedi. Aksine tüm kampanyasını “Ya tutarsa?”, “Farz edelim ki…” başlığı üzerine kurdu. Orijinali “What if?” idi.

Biz ne dedik?

“Siz hepiniz, biz Türkiye.” dedik.

Daha başlamadan yenildik.

Başladık, yenildik.

Şimdi de elimizde onlarca yarım yamalak pazarlama kampanyası, promosyon ve slogan kaldı. Hiçbir şirket de “Gelin, şu cenazeyi kaldıralım.” demedi. Hiçbir kampanyanın devamı gelmedi.

Yenilgi için hiçbir hazırlık yapılmamış. Rezil ajanslar.

Bu ülke bana hiç keyif vermiyordu.

Ama artık canımı sıkıyor.