Alışveriş listesi

“Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!” atasözü paradoksaldır.

Çünkü hocanın doğru bildiğini aslında bilmediği ifade edilir. Bu çelişkidir. Doğruyu bilen uygular. Uygulamıyorsa bilmiyor; telkin edileni konuşuyor veya taklit ediyor demektir.

Çünkü doğru (hakikat) sadece güzel bir fikir değildir. Bir kuraldır da. Yerçekimi gibi.

Hocanın bu doğruyu bilip uygulamaması düşünülemez.

Atasözünün -belki- ifade etmek istediği; doğrunun yanlış dilden çıkması meselesidir. Ve evet, bu üzücüdür. Çünkü bu durumda -maalesef- ‘doğru’ dil sahibi ile birlikte linç edilir.

Alışveriş listesi önerisi ve israf uyarısı; doğrudur.

Doğruyu telkin eden diller yanlış.

Yazık.

Bugün öfkeliyim

Bugün öfkeliyim.

Trafik, iş kazaları, sorumsuz insanlar, liyakatsiz insanlar, tavizler, karşılıksız pazarlıklar, belirsizlikler, yorgunluk, kötü haberler, Elmalı davası gibi kahreden haberler vs.

Öfkeyi sükunet ve mutluluktan ayıran en önemli özellik onunla ne yapacağınıza karar verebiliyor olmanızdır.

Mesela mutluluk siz istemeseniz de bulaşır, paylaşılır, gizlenemez.

Öfke ise ancak siz isterseniz bulaşıcı olur. Eğer trafikte öfkenizi paylaşmayı seçerseniz artık sadece siz değil iki kişi öfkelenmiş olur.

Paylaşılan öfke güveni ve diyalog ihtimalini yok eder. İşitme mesafesindeki herkesin birbirini duyamadığı bir çıkmaz yaratır.

Öfkenizi paylaşmayın. Çünkü paylaşılan öfke yatışmaz, çoğalır.

"Zamanın var mı?"

“Zamanın var mı?” zor ve hileli bir sorudur.

Dünyamız 4.5 milyar yıl yaşında. Ortalama insan ömrünün bu yaşa oranı Dünya’nın Mars’a olan uzaklığına karşılık attığımız toplam 5 adım kadardır.

Zamanın çok eski ve sonsuz olduğu bu mahallede bize tanınmış zaman hiç denecek kadar az.

İşin hileli tarafı ise şu: Zamanı biriktiremezsiniz. Onu harcamayı da reddedemezsiniz.

O yüzden cevabım: Hayır, zamanım yok.

Fanatik

Eğer takımınız kaybettikten sonra turnuvaya ilginiz tükeniyorsa spor tutkunu değil fanatiksiniz demektir.

Ve bu iki kavram -maalesef- sıklıkla birbirine karışır.

Tutkun sürece sonuçlardan daha çok önem verir. İşin zor kısımlarını görür ve her zaman adil bir pazarlığa açıktır.

Aşırılığa yani fanatizme ise çok nadir ihtiyaç duyarız. Çünkü mutlaklar müzakere edilmemeyi ön koşul sayar ve bu bir çıkmaz sokaktır.

Aleyhte verilen bir karar sonrası hakeme küfretmek, takımının daha çok çalışması ve daha iyi bir strateji üretmesi için ısrar etmek kadar etkili değildir.

Fanatik, her zaman birinci yolu seçer.

Plasebo

Burç yorumları düzmecedir ama işe yarar çünkü plasebodur*. Ve hafife almayın plasebolar güçlü araçlardır.

Kim Ay’ın günlük hareketinin sağlığa vereceği katkıya yüz çevirmek ister ki?

Göklere bakarlar, avuç ve fincan içlerine. Ne gördüklerini bilmiyorum ama ne göremedikleri çok açık: Seni.

Bu hafta neler olacağını görmek istiyorsan aynaya bakman yeterli. Çünkü bir önceki hafta baktığın fal işe yaramadı.

*Teselli ilacı.

İtiraz ediyorum

Bugün şu haber neredeyse her yıl olduğu gibi yine dikkatimi çekti: “Sınava geç kaldı, içeri alınmadı… 2 senelik emek gitti!”

Beni neredeyse her yıl hayrete düşüren şey; bu kişilerin bahanelerini itiraz tonunda dile getirmeleridir.

İtiraz ile mazereti birbiriyle karıştırmamanız gerekir. İtiraz rasyonel sebeplere dayanır ve çok sağlıklı bir aksiyondur. İtiraz, “Evet” dememizi engelleyen eksiklileri veya istenmeyen unsurları dikkate alır.

Öte yandan bahane; bencilliğin ve kötü hazırlığın ürünüdür. Saklanmak veya kaçmak için söylenir.

Apple’ın iPhone lansmanından 2 gece önce, New York 5. caddedeki dükkanı önünde çadır kuran gençleri düşünüyorum…

Ve 2 yıldır hazırlandığı sınava 2 saat önceden varamayan bu bahane budalası…

İtiraz ediyorum.

Güven meselesi

Birilerine gün boyu koşulsuz güvenirken bazı yönlerine hiç emniyet etmeyiz.

Mesela pilota hayatınla güvenmiş olman onun parfüm önerisine kulak asacağın anlamına gelmez. Blogumun çok iyi olduğunu düşünebilirsin ama benim Coldplay heyecanım sana Spotify Premium satın aldırmaz.

Bu ikilem ise pazarlamacı için bir hipermetroptur. Burnunun dibindekini görmesini engeller. Microsoft’un iPod özentisi Zune’u veya Apple’ın PlayStation özentisi Pippin’i bu yüzden başarısız olmuştur.

İnsanlar sana ölümüne güvenebilir ama her konuda değil.

Deneyim

“Bu hayatımda izlediğim en iyi film!” veya “Bu yediğim en güzel dondurma!” ifadeleri deneyimle alakalıdır.

Ve bu koşulda kimse yönetmenlik veya gurmelik kabiliyetlerinizi sorgulamaz.

Çünkü deneyim tartışmaya açık değildir. Keza ne kadar veya kaç tane olduğunun da hiçbir önemi yoktur. “Bu yediğim ikinci dondurma ve birinciden daha lezzetli!” diyebilmek tüketicinin en tabi özgürlüğü ve senin önündeki en büyük zorluktur.

Çünkü deneyim kıyasla elde edilir.

Birileri seni kıyaslamadan önce kendini objektif şekilde kıyasla. Sonra tezgah aç.

Yada tam tersini yap ve en iyi 2. dondurma ol.

Erteleyenler

Bugün geciktim ve özür dilerim. Ancak geciktim çünkü karar vermesi gereken kişi kararsızlığı seçti.

İki tür insan vardır: Eylemciler ve erteleyenler.

Memleketim Makedonya yıllar önce çok başarılı bir pazarlama sloganına imza atmıştı: “Makedonya’nın bekeleyecek zamanı yok!”

Aslında hiçbirimizin yok. Ve sen hep erteleyen arkadaşım; tek geçerli akçeni çöpe atıyorsun. Pişman olacaksın.

Hizmette sınır yok

Bugün bir diyalog esnasında “Hizmette sınır yok abi”yi üç-dört kere duydum.

Bu da bir Türk jargonu, bir refleks. Özellikle beklenmedik bir hizmet karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen tüketiciye; biraz mecaz, biraz da mizahla söylenir.

“Türkiye’yi makarnaya boğarız!” gibi paniği yatıştırmayı hedefleyen çıkışlar bazen “Aha tam da ihtiyacımız olan bu!” dedirtse de söz verip tutmamak sükutu hayale teşnedir.

Çünkü pazarlamanın hassas karnı sözün karşılığıdır. Tutamayacağınız sözler vermemeniz gerekir.

Tabi ki, hizmette sınır vardır ve bazen perspektif sonsuzluk aynaları gibi çalışır.

Bugün şansın yaver gitmiş olabilir. Gaza gelme.