Türkçe, sayfa 179

Kütük hikayesi

Doğup büyüdüğüm şehirde hep anlatılan meşhur bir ebeveyn öğüdü vardi.

Öykünün özeti söyle:

Zengin baba oğullarına karşı serttir. Anne bu duruma isyandadır. Baba herkese bir ders vermek ister ve günün birinde evin giriş kapısının önüne kocaman bir kütük koyar.

Eve gelen 4 oğuldan hepsi kütüğün niye orada durduğunu sorgulamadan, girişe engel teşkil ettigi gerçeğini görmezden gelerek üstünden atlayıp eve girerler. Adam eşine döner ve “Gördün mü? İşte tam da bu yüzden…” der.

Bu öykü iş dünyası söz konusu olduğunda bana şu gerçeği hatırlatır: 20 yıl önce dört yılını harcadığın kampüsün yapacağın işe katkısı sıfırdır. Önemli olan sorunları ele alış biçimindir.

“Üstünden atlayabiliyorsam benim problemim değildir!” yaklaşımı seni en fazla memur yapar.

Taklit

Soru 3/3

Taklit ile ilgili görüşünüz nedir?

Benzetme/imitasyon pazarlama söz konusu olduğunda heybesi dopdolu bir temaya dönüşebilir. Çünkü taklitler aslını yaşatabilir, savaş başlatabilir veya yeni yaklaşımlara yol açabilir.

Neredeyse her konuda olduğu gibi taklit de söz konusu olduğunda kasıt önemlidir. Mesela bir İskandinavın güneşli günlere özlemi, ilgili koşulları taklit etme girişimini tetiklemiş ve nihayetinde Sauna’yı doğurmuş olabilir.

Her yeni tasarım bir öncekini ilintiler. Eğer taklitten kasıt buysa sorun yok demektir. Her ne kadar TDK bize aksini öğretse de taklit kopya/replika değildir. Mesela Xiaomi Apple’ı taklit etmez, kopyalar. Apple ise IBM’i taklit etmiştir.

Sorular için teşekkürler :)

Fikrini değiştir

Soru 2/3

“Nereden başlamalı?”

Harika bir soru.

Yanıldığında fikrini değiştirmeni sağlamak ne kadar zaman alıyor?

Buradan başla.

Ve cevaplar konusunda dürüst ol. Çünkü bu proses, geliştirme yeteneğin ile korelasyon halindedir.

Gelişmek değişmektir. Mükemmel olmak sık sık değişmektir. -W. Churchill

Kızıldeniz

Gelen sorular arasından 3 tane seçim yaptım.

Başlıyoruz…

Soru 1/3:

Sence Türkiye’nin çözüm için neye ihtiyacı var?

Kaliteli bir öyküye.

Dolar/faiz, ekonomi, adalet, egitim vd. konuşulduğunda artık kulaklarımı tıkıyorum. Çünkü aşağı yukarı tüm bu başlıklarda ne yapılması gerektiği ve hesap ortadadır. Asıl cevaplanması gereken “Nereye gidiyoruz?” sorusudur.

Denizi yüzerek veya tekneyle mi, yoksa Musa’nın asasıyla mı aşacağız meselesini belirlemeden önce:

Neden karşıya geçmeye çalıştığımız, karşıda bizi neyin beklediğini, orada ne bulmayı ümit ettiğimiz karara bağlamamız gerekiyor.

Türkiye’nin çıkmazına ancak kaliteli bir öykü cevap verebilir.

Ve bu ülkenin elinde kötü bir versiyon bile yok. Üzgünüm.

Kötü fikir

Geçenlerde “Bana sorun” gönderisi paylaştım. Bu alan amacı dışında kullanıldı. Genellikle övgüler aldım. Gelen kayda değer birkaç soru vardı. Bunlara cevaplarımı müsait bir arada paylaşacağım.

Ama hepsinin arasında şu soru dikkatimi çekti:

“Abi her gün bu kadar fikri nasıl üretiyorsun? Ben ayda belki bir tane iyi fikir üretebiliyorum…”

“Ayda kaç tane kötü fikrin olur?” diye sordum…

Cevap gelmedi*.

*Benim yüzlerce olur.

Aynı ama farklı

Telefon telgrafı benzer şeyleri daha iyi yaparak değil, haberleşmeye tamamen farklı bir boyut kazandırarak bitirdi.

YouTube, Netflix ve WEB geleneksel TV ve Gazeteciliğin, iPhone diğer mobil telefonların sonunu aynı temayı farklı yorumlayarak getirdi.

“Benzer işler…” diyebilirsin. Haklısın da, öyle. Ama çözümler farklı.

Etrafındaki problemlere iyi bak ve şu soruyu sor: Hangisine farklı yaklaşırsam yarın dünden farklı olur? İhtiyacımız olan değişim bu soruya vereceğin cevaplarda saklıdır.

Eder

Paha biçilmez bir eseri değersiz bir paçavraya dönüştürebiliriz (Kırarak, bakımsız bırakarak, üstüne bir şey dökerek vd).

Ama aynı şekilde değersiz bir parçayı değer biçilemez bir seviyeye taşıyabiliriz (Bu nesneye anıları, öyküyü veya alıcınla bağlantı kurduracak herhangi bir öznel temayı işleyerek).

Eğer bugün müşterilerinin ürününe/hizmetine baktığında umursadığı sadece fiyatsa, onlara umursayacak başka bir şey vermiyorsun demektir.

Değerleme senin elinde…*

*Eleştirel not: Paramız ise tam da bu yüzden çok değersiz.

Hazır mısın?

Bu sorunun iki net cevabı vardır. İkisi de “Gibi, belki, sanki, galiba…” içermez.

Çünkü bu zarflar bu soru sorulduğunda herkesi olağanüstü risklere sokabilir.

Evet yada hayır. Elindekiler bunlar.

Duraksamadan “Evet” diyebilmek; oturmuş standartlar ve kayda değer bir ülkü ile birlikte, ters gidebilecek milyonlarca bağımsız ihtimalin farkında olmayı gerektirir.

Eğer “Hayır” diyorsan kendini ölçüyor ve geliştiriyorsun demektir (Sana güveniyorsuz).

Belkici, yoldan çekil.

Acili tanımla

İki tür acil vardır: Kontrol ettiğin ve edemediğin.

İstanbul trafiğinde korna çalıp aceleye oynamak iş yapmaz çünkü herkesin acelesi vardır. Havaalanında da öyle. Buradaki aciller kontrolsüz ve işlevsizdir. Yüktür ve ikincisi sınıfa girer.

Birinci acil ise bir tercih ve tutumdur. İhtiyacın olduğunda devreye sokabilir veya devre dışı bırakabilirsin. Bu acil joker gibi çalışır: Kullananı çoğu durumuda bir adım öne atar.

İkincisi için evden 20 dakika önce çıkman yeterlidir.

Birincisi ise yetenektir: İstikrar, sıkı çalışma ve önemsemekle inşa edilir.

Geçmiş vs. Gelecek

Geçmiş düzenli, gelecek karmaşıktır.

Çünkü geçmiş senin fotoğraf albümünü düzenleme eforundan, Osmanlı tarihini 500 sayfalık kitaba sığdırma girişimine kadar kayıt ile ilgilidir.

Oysa belki, sadece 1711 bir Osmanlı tarihi kitabı için 1000 sayfaya mal olabilir.

Kayıt sınırlama ile ilintilidir. Geçmiş de öyle.

Gelecek… O senin ellerinde. Hayırlı haftalar.