Türkçe, sayfa 180

Etkin fikir

Tesla’nın piyasa değeri 800 milyar doların üzerine ulaştı. GM, Ford, Toyota, Ferrari, BMW, Honda, Volkswagen, Mazda, Subaru ve Hyundai’nin pazar büyüklüğü anca 800 milyar dolar.

Bu iki yılda olmadı. Evet, grafikler iki yılda bu hale geldi ama tıpkı roketlerin otonom deniz drone’larının üzerine dikey inmesi gibi, Tesla da teknolojisi ile hantallaşmış bir piyasaya dikey iniş yaptı.

Beni heyecanlandıran ve hep savladığım bir konuda haklı çıkaran konu ise Tesla’nın bu devlerin aksine sıfır reklam bütçesiyle bu başarıya ulaşmış olmasıdır.

Peki nasıl?

Öncelikle, yeni bir ürün veya hizmeti piyasaya sürmek için en iyi zaman, ilgili pazarın mecalsiz kaldığı, tükendiği zamandır. Çünkü o zaman tepede daha fazla yer ve aslında oraya ulaşmak için acele eden daha az insan olacaktır.

Bu fırsattır. Elon, bu fırsatı herkesten iyi gördü.

Sadece “Yeni” olduğu için mi?

Hayır.

“Yeni”den daha güçlü bir konsept varsa o da etkindir. Kalıcı olan budur. Dön ve geçen seneye bak: Yeni çıkan ve seni birkaç hafta heyecanlandıran ürünlerin kaçı hala ortalıkta?

Etkin fikirler yayılır. Yayılan fikirler kazanır. Ve bunların reklama ihtiyacı yoktur.

Değerleme katili

Değer tartışması zor bir kavramdır. Çünkü kıymet soyuttur ve sübjektivite içerir.

Mesela kemiyetle keyfiyet arasında görece bir korelasyon olmasına rağmen birbiriyle ilgisizdir.

Bir şeyin çokluğu bütünüyle değersizliğini göstermediği gibi az olması değerli olacağı anlamına gelmeyebilir.

İstanbul’da 1 milyonun üzerinde sokak kedisi vardır. Ve bunlar British Shorthair

veya Ashera cinsleri kadar değerlenmez. Ama bu fiyatlama sokak kedilerinin hayatını diğer cinslerden daha az değerli yapmaz.

Çünkü fiyatlama çok subjektif bir değerleme yöntemine dönüşebilir. Çok yüksek fiyat bazen eşsizlik peşinde koşanların rallisi iken, düşük fiyat ise ihtiyacı olanlara değer gösterecek sabrı veya cesareti olmayan pazarlamacılar için son sığınak olabilir.

Bu nedenle maalesef ekonomilerin çoğu bazı ürün ve hizmetleri katastrofik şekilde hatalı fiyatlamaktadır.

Çünkü bazen pazarlama sadece satış odaklıdır. Kapitalin satış ise bir değerleme katildir.

Soru sor

Öğrenmenin birçok koşulu vardır ancak en çok göz ardı edileni soru sormaktır.

Öğrenmek istiyorsan soru sor.

Cevaplayan biri mutlaka çıkacaktır.

Girişimci

Söz verip tutmadığında:

1- Seninle ilgisi olmayan iki, üç, dört ve belki beşinci aşamadaki insanları zarara sokarsın. Çünkü söz verdiğin kişilerin taahhüdüne bel bağlanmıştır. Bu zincir reaksiyon ise bir bakıma krizin tanımıdır.

2- Zaman neredeyse hepimizin aleyhinde çalışmaya başlar.

Söz vermek bir girişimdir. Eğer girişimin ilgisiz kişileri zarara sokuyor ve herkese zaman kaybettiriyorsa; girişme.

Ve illaki bir title/unvan ihtiyacın varsa: Entrepreneur/Girişimci yerine Committed/Adanmış’ı dene.

Yönün şekli

İnsanların arzuladıkları şeyleri elde etme şekline yön verebilirsin veya neyi arzulayacakları konusunda belirleyici olabilirsin.

Mesela Getir ile Nazım Salur veya Yemeksepeti ile Nevzat Aydın birincisini sağladı.

Atatürk ve Lincoln gibiler ikincisini…

Bu ikisi birbiri ile karıştırılır ve fakat çok farklıdır.

Ancak ikisi de sağlam bir pazarlamaya ihtiyaç duyar.

Yeni yüz

“Yeni yüzümüzle hizmetinizdeyiz!” yerine:

-Yeni hizmet anlayışımızla,

-Yeni teknolojimizle,

-Yeni ürünlerimizle,

-Yeni ekibimizle,

-Yeni stratejimizle, demen bizi daha çok heyecanlandırabilir.

Çünkü vitrinleri ve logonu güncellemek eğlenceli olsa da fark yaratacak değişiklikler önemsemeyi gerektirir.

Ve belki de problem eski yüzünde değildi.

Düşünmende fayda var.

Göçmen krizi

Göçmen krizi iki başlıkta sorun türetiyor: Kültür ve eğitim.

Eğer tanımadığınız biri eğitimliyse kültürel çeşitliliğini tolere edersiniz. Çünkü eğitilmeye yatkınlık bir kültürel koddur. Aksi hoş görülmez.

Bu nedenle ABD, Kanada ve Avrupa’nın ekseriyeti agresif göçmen eğitim programları uygular. Kültür çeşitliliği bu şekilde absorbe edilir.

Bir göçmenin düğününde hangi müzikle eğlendiği, öğle yemeğinde ne yediği veya kişiyi neyin tatmin ettiği çok önemli değildir. Önemli olan bunları yaparken mahallesine, şehrine, ülkesine ve dünyaya olan sorumluluklarının bilincide olup olmadığıdır.

Türkiye’nin göçmen problemi ise kendi kültürel kodlarındaki komplikasyonlar nedeniyle daha da karmaşık hale gelmiştir.

Türkiye kendi insanını eğitemez haldeyken göçmenleri ıslah etme yükü ile -maalesef- derin bir çıkmazdadır.

Pazarlamanın ise bu yarışta rolü büyüktür. Çünkü pazarlamacılar tescilli kültür yaratıcılarıdır.

Mesela bir kişi bir çöp parçasını bencilce yere atarken diğeri yine bencillikle yerden alıp çöp kutusuna atabilir.

Çünkü neredeyse yaptığımız her şey yapmamaktan daha iyi hissettirdiği için yapılır. Ve hataya düşme ‘daha iyi’ alengirli bir kavramdır. ‘Daha iyi’ birinci durumda sadece “Bana fiziksel zevk veriyor!” dedirtebilir. Diğerinde ise “Yaptığım katkılar ve iyilikler hakkında kendime anlattığım hikaye bana haz veriyor!” anlamına gelebilir.

İkincisi, yani öykülü eylemi üretmek pazarlamanın işidir.

Seni daha ‘iPhone 12’ eskimeden 13’ü çıkartarak tatminsiz ve memnuniyetsiz biri haline getirebiliriz. Ya da yetinmeyi ve kanaati öğretebiliriz.

Türkiye’nin kısa ve orta vade “Göçmen Krizi Çıkış Stratejisi”* pazarlamanın ayakları altındadır.

*Böyle bir strateji yok. Bunu uydurdum. Keşke olsa.

Yeniye ikna

Birine “Yanılmışım, fikrimi değiştireceğim!” dedirtmek neredeyse imkansızdır.

Çünkü insanlar geçmişte sahip oldukları perspektif ve bilgi birikiminin yetersizliği ile yüzleşmeyi sevmezler.

Alternatif yeni ve daha doğru kararlar aldırma girişimindedir.

Bu ise ancak yeni bir öykü ile olur. Ve pazarlama budur*.

*Eğer bu yazı seni düşündürdüyse paylaş.

Yanlış seçimler

Camın buğulaşmasını engelleyen bir ürün satın aldım. Ambalajında “Lütfen İçmeyin!” uyarısı vardı.

Üretici bu uyarının anlamsızlığının farkında. Ancak bir noktada, biri bu ürünü içmiş, hasta olmuş ve üreticiyi sorumlu tutmuş.

Etrafımızda bu insanlar var. Yanlış seçimlerine, hatalı yatırımlarına suçlu arayanlar…

Onlardan biriysen şöyle düşün:

Internet’te hangi içerikleri tüketeceğine, nelere hayır veya evet diyeceğine, bugün ne öğrenmeyi seçeceğine kim karar veriyor?

Sen.

Uzun yol kısadır

Hep işe yarayan ve hiç şaşırtmayan tek kısayol uzun yoldur.

Bu blogun gündemi motivasyon, hayat dersi veya koçluk değildir.

Ancak dikkat et:

Tutarlılık ve istikrar uzun yolun ürünleridir ve bu elementler istisnasız başarıya götürür.

Evet uzun yol sebat gerektirir ama kısa yolun tekrarı çoktur. Nihayetinde daha çok zaman kaybettirir.