Türkçe, sayfa 173

Yer aç

Acil olan her zaman önemli değildir.

Hep acil olana odaklanmak bazen önemli olanı gözden kaçırır. Çünkü acil; hoşgörüsüz, sabırsız ve ısrarcıdır.

Önemli olanı aylardır göz ardı edip hep acile odaklananlar büyük bir ekonomik drama sebep oldular.

Önemli olana yer açmak için bazı acilleri rafa kaldırın.

Geçmiş

Geçmiş tanı koymak ve iyileştirmek için rafta duran bir veriden fazlası değildir. Çünkü zaman geriye doğru akmaz. Geçmişse bitmiştir. Ve tarih tekerrürden ibaret değildir.

Telgrafın telefona, telefonun internete evrilmesi ‘tekrarı’ anımsatsa da gelecek kökten değişmiştir. Geçmişte takılmak, orada yaşamak biraz aşık olmaya benzer. Bu bir sonraki adımın mümkün olduğuna inanmama durumu başarısızlığın menşeidir.

Geçmiş senin için ara sıra tozunu aldığın bir kitaptan fazlasıysa; geleceğine hükmetmeyi de rafa kaldırabilirsin.

Akıldışı

2003’ün kült olmaya aday “Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti” filminde iki kahramanımız ahşap bir sandalı omuzlarında ters taşıyarak su içinde kamufle olmuşlardı.

Bunun fiziksel olarak mümkün olup olmadığı İnternet’te uzun bir süre konuşuldu. Hatta MythBusters (Efsane Avcıları) konuyu test etti. Sandalı su içinde tutmak için en az 900 kg bir kuvvete ihtiyaç vardı ve bu imkansızdı.

Peki satın aldığımız bu öyküde neler imkanlıydı:

Bir korsanın bir bölüğü alt etmesi, insanların yeniden dirilmesi, lanetli ruhlar, sihirli pusulalar, hayalet gemiler, balık adamlar, ahşap denizaltılar, zehirli hazineler mi?

Mümkün olanı tartışmak elimizde ölçmek için veri varsa anlamlıdır. Öyküler ise verisiz gelir ve ekseriyetle “Gerçek öykü” diye bir şey yoktur. Bu yüzden çok güçlü araçlardır.

Öykü sorgulatmaz. Denetlemez.

Satın almadan önce iyi düşün. Akıldışının sınırları yoktur.

Kaçınılmaz bozulma

Serbest piyasanın güçlendirdiği şirketler piyasanın serbest kalmasını istemez. Monopoller, taahhütlü sözleşmeler, patentler ve benzeri araçlar bu amaca hizmet eder.

Her sistem ise zamanla bir entropiye (kaosa) evrilir. Bu minimum enerji, maksimum düzensizlik halini; tavizler, istisnalar ve yalanlar besler. Alternatif yeni sistemler kurma gayretindedir.

Yakıtı fedakarlıktır. Az rastlanır.

Hayır

Başka seçeneğin olmadığını düşünerek “Evet!” diyorsan bu bilinçli bir onay değil ödünlü bir teslim oluştur.

‘Evet’ bazen yenildim, kuşatıldım, tuzağa düştüm veya çaresizim anlamına gelebilir. Genellikle bu çıkarımların hiçbiri doğru değildir.

“Hayır!” demeyi talim edenlerin önünde sayısız olasılık vardır. Çünkü gürültüye, tacize, baskıya ‘hayır’ demek önemli fırsatlara ‘evet’ demek için olanak yaratır.

‘Hayır’, bazı durumlarda çok güçlü bir ‘evet’ olabilir.

Kayıplı kazançlar

Gazetenin manşeti, trafiğin kavgası, evliliğin akdi, siyasetçinin tehtidi veya vaadi, ekonominin gidişatı…

Ülkemizde neredeyse hepsi sıfır toplamlıdır.

“Bu linke tıkla yoksa geri kalırsın!”

“Yol vermezsen kaza yaparız.”

“Beni anla ya da terket!”

“Bana oy ver. Vermezsen ülke kaybeder…”

Sıfır toplamlı bir oyunda birinin kazancı hep diğerinin kayıplarından oluşur. Bu oyunlar belki rekabetçidir ama bütünleştirici değildir. Tehdit eder, korkutur, arkanıza baktırmaz ve böler/ayrıştırır.

İçinde yaşadığımız sistemlerde ise ölçülebilen niceliklerin hiçbiri sabit değildir. Bu nedenle sosyal etkileşimlerin hiçbiri sıfır toplamlı olamaz.

“Hayır, sana oy vermezsem ülke elden gitmez. Ve evet, sana yol vereceğim.”

Servet meselesi

Servet kavramı belirsizlik, adaletsizlik arttıkça ve hizmetler daha az erişilebilir oldukça gündem oluyor. Medya kullanıyor, siyaset kullanıyor ve pazarlama kullanıyor.

Öncelikle serveti/zenginliği özetleyelim:

Servet üretkenlikle yaratılır. Bu üretkenlik değerleri coşturur.

Üretkenlik inovasyonla gelir ve inovasyon ancak yatırımı ve değişimi teşvik ederek hayat bulabilir.

Bu devir/döngü ise ancak demokrasi ve adaletin hakim olduğu bir habitatta mümkündür.

Aksi mümkün değildir!*

Evet servet manipüle edilebilir ve evet, yanlış ellere düşebilir. Ama yanlış ellerde üretilemez ancak tüketilebilir. Ve tüm bu atmosfer seni korkutmasın. Başarabilirsin.

Güzel bir fikre, çok gayretli üretkenliğe, inovasyona ve bu güzel gelişmeleri yayacak hoş bir pazarlamaya ihtiyacın var.

Herkesin durmayı planladığı yarın başla.

*%0 başarı şansı.

Jules Verne’e gülenler

2001 yapımı Vanilla Sky’da cani pazarlamanın oyuncağı olmuş şöyle hoş bir alıntı vardı:

“Jules Verne’e de gülmüşlerdi…”

Bu pazarlama görünümlü propagandanın çok sık kullandığı bir kalıptır. Bu yolla olası olmayan ihtimallere karşı çıkan aklıselimlerin kafası karıştırılmaya çalışılır. Çünkü insanlar geri dönüş hikayelerine bayılır.

Beyzbolun iş modelini dramatik şekilde değiştirmiş Billy Beane veya Amerikan ipotek piyasasına kafa tutan Michael Burry’nin öyküsü bu nedenle milyonlara ulaşmıştır. Ama genelde geçmiş, geleceğin onu bize paketleyip sattığından daha karmaşıktır.

Propaganda ise aksini iddia edip, ekseriyetle gelecekte yanılma ihtimali ile tehdit eder. Bugün de birileri bizi Jules Verne’e gülenlerin düştüğü duruma düşmek ile korkutuyor. Jules Verne’e gülenlerin elinde onu ciddiye alacak veri yoktu.

Bugün küresel ısınmadan ekonomiye, teknolojiden tarihe, elimizde çok büyük ve güçlü bir data var. Bugün propoganda hiç olmadığı kadar görünür ve belirgin.

Belki de artık doğruları konuşup gerçek pazarlama yapmanın zamanı gelmiş olabilir. Çünkü kimsenin güldüğü yok.

Aşırıcılık

CBS’in kadim The Late Late Show* sunucusu Craig Ferguson’un mizahını çok severdim.

Bu İskoç komedyen 2008’de sahne aldığı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin geleneksel yemeğinde harika bir kinaye yapmıştı. El Kaide’nin Glasgow havaalanı sandırısını tiye alarak:

“El Kaide İskoçya’ya din savaşı getirmeye çalıştı(?) Üzgünüm ama bunun için en az bin yıl geciktiniz. Futbol takımınız da yok. Lütfen evinize dönün.”

Dünyada birçok ekstremist grup var ve bunların çoğu insanlığın geldiği noktayı anlamakta güçlük çekiyor. Çünkü aşırılık nihayetinde bir ideoloji değil bir şiddet formuna dönüşüyor.

Şiddetin ise birçok biçimi vardır. Bugün ekonomik bir şiddete maruz kalıyoruz ve görünür tek bir sebebi var: Aşırıcılık.

Herkese bol şans.

*2005-2014

Ferforje

İstanbul’da son günlerde zemin kat evlerde mahsur kalıp ölenlerin haberlerini okuyorum.

Acil durumlarda demir korumalıkları aşamayan bu insanlar feci şekilde hayatlarını kaybediyorlar. Büyük bir haber kanalı ise bu problemin çözümünü ferforjeciler çarşısında arayan bir haber yapmış. Karın tokluğuna çalışan zanaatkarlara “Neden ferforjelerin açılır kapanır yapılmadığı?” soruluyor (!)

Bir acil çıkış regülasyon faciası olan bu sorun; yasa yapıcıya (Belediyeye, meclise vd.) değil de halkanın en son unsuruna yönlendiriliyor.

Sorunun ne olduğunu anlamadan sorunu çözmek olası değildir. En büyük ve en kronik sorunumuz bu.

İnanılmaz bir kısır döngünün içindeyiz.