Türkçe, sayfa 172

Kahve lütfen

Bir bar veya lobide söylenmiş birçok söz Lincoln’e atfedilir. Zira bu gibi isimler alıntıya değer katar, söz yayılır. Abraham Lincoln’ün ise çaycı değil kahveci olduğu biyografilerinden bilinir ve güzel bir anektod aktarılır…

Kelime oyunları meraklısı Abraham ona çay getiren bir otel görevlisine şu cümleyi kurar:

“Eğer bu kahveyse bana lütfen çay getir. Yok eğer bu çaysa bana lütfen kahve getir.”

Her halükarda kahve getir.

Ben de kahveciyim ve yıllardır Türkiye’de “Çay iç!” baskısına maruz kalıyorum.

“Ben istemiyorum!” derseniz güçlü ve kuşkulu bir “Niye ki?” tepkisi yersiniz.*

“Biz içiyoruz sen niye içmiyorsun!” ise verimli bir “Niye?” değildir.

Ve maalesef birçok “Niye?” karşı tarafın menfaatini soruşturmak için değil, kendi avantajını korumak için sorulur.**

Bu empatiden yoksun “Niye?”lerin cevabı ekseriyetle kupkuru bir “Çünkü öyle!”dir.

Bu kaldıraç ile iletişim kurma şansın yoktur.

*Bugün yine yedim.

**”Sen niye oy vermiyorsun?”, “Sen niye tepki koymuyorsun?”, “Sen niye konuşmuyorsun?” gibi…

Fıtrat meselesi

İngiltere Kraliyet Muhafızı’nın önüne çıkanı yere yığması arada sırada gündem oluyor. Oysa konu çok gösterişsiz. Hayret edilecek bir tarafı yok. Çünkü bu bir fıtrat meselesi.

Kuş uçar, aslan geyiği parçalar ve evet, bu Kraliyet Muhafızı da önünde duranı ezer.

Asıl soru şu: Neden önünde duruyorsun?

Fıtratın önüne geçme çabası bir protesto formudur. Başkalarının nasıl hissettiği, kültürel normların neler olduğu veya nasıl bir etki yaratmaya çalıştığımız meselesi ise sadece protestonun konusu olamayacak kadar kapsamlıdır.

Vehasıl; önüne çocuk atıp test etmeden önce o muhafıza neden durmamayı telkin ettiğimizi tartışmamız gerekir. Ve bu daha anlamlı bir başlangıç noktası olabilir.

Farz-etmeyiz

Trafikteyiz…

Muhtemelen hepimiz eve dönmeye çalışıyoruz. Yorgunuz. Ve aramızda ısrarla kornaya basan bir arkadaş var… Ne demek istediğini anlamıyoruz çünkü hiçbirimiz kornaca konuşmuyoruz.

Birkaç tahminim var:

“Geç kaldım çünkü 15 dakika fazla uyumak istedim…”

“Arabanı kıskanıyorum çünkü daha iyisi için çaba gösterecek cesaretim yok…”

“Hepinizden nefret ediyorum çünkü sevgilimle kavga ettim…”

İletişim için seçtiğin araçlar anahtardır. Eğer yeteri kadar açık ve yerinde olmazsan farzetmemize sebep olursun. Varsayıma kapı aralamak ise tehlikeli bir oyuna dönüşebilir. Çünkü bazen farzetmeye tenezzül bile etmeyiz.

Bu yıl ne istediğin konusunda açık ol ve anladığımız dilden konuş.

Yeni anlıktır

‘Yeni’ abartılır.

‘Yeni’ anlıktır.

Kutusu açılmış her ürün iade şansını kaybeder ve yarından sonraki gün; 2022 artık yeni sayılmayacaktır. Çünkü yeni her zaman geçicidir. Asıl kalıcı olan değişimdir. Ve eğer değişime katkı sağlamak istiyorsan bu yıl “Yeni”den ziyade “Etkin” olanı kovala.

Mutlu yıllar!

Al sat

Bazı ürünler alınır, bazısı satılır.

Ekmek almak için fırına sen yürürsün, sağlık sigortan için ise senin ayağına gelinir. Erikli seni “Su iç lütfen!” diye ikaz etmek için aramaz ama Türk Telekom ikna için ısrarcıdır.

Bu ihtiyaç/arzu ikilemi için yapılmış bir başka çıkarımdır. İki motivasyon da -ihtiyaç da arzu da- pazarlama için önemlidir. Bazen ürünün bir ihtiyaç değilken arzulanabilir veya tam tersi.

Önemli olan hangi isteğe yatırım yaptığındır.

Ürünün satılıyor mu, alınıyor mu?

Herkes

Herkes hata yapar, kısa vadeli düşünür, üşenir, öfkelenir, erteler, yargılar, kötü kararlar verir ve basiretsiz davranır.

Herkes.

Herkesin içinde ise mentorun, hocan, o çok sevdiğin liderin, patronun, canın baban, Süpermen ve sen* de varsın.

Eğer bu ‘herkes’ konusunda uzlaşıyorsak geriye sadece zararın ölçeği kalır.

*Kendin dahil kimseyi koşulsuz savunma.

Neden başaramıyoruz?

“Neden başaramıyoruz?” Birey, şirket veya toplum…

Nasıl okuyacağının önemi yok. Düşünmeni hızlandıracak üç ana sebep:

1- Sosyal konsensüsü sağlayamıyoruz.

Detaylarda boğulmadan; adaletin, özgürlüğün ve sorumluluğun ne anlama geldiği konusunda uzlaşmamız gerekiyor. Bunu sadece %51’in onayladığı bir anayasa ile gerçekleştiremeyiz.

2- Ortak bir ideal etrafında toplanamıyoruz.

Makro ölçüde bir ideal tanımlamasına ihtiyacımız var: ABD’nin defakto sloganı “E Pluribus Unum”u* gibi. Parti, dernek veya takım tezahüratlarından arındırılmış ortak bir girişim.

3- Kendimizi tanımlayamıyoruz.**

Biz kimiz? “Made in Türkiye” ne anlama geliyor? Dünya’nın neden bize ihtiyacı var? Dünya neden Türkçe okusun, konuşsun veya yazsın?

*”Çoktan tek”, “Çokluktan, birliğe” vd.

**Kendini, şirketini veya ürününü ancak 1 ve 2. aşamayı tamamladıktan sonra tanımlayabilirsin.

Gönder gelsin

Fiyat pazarlamanın konusu değildir. İlgisizdir.

Pazarlama söz verir ve bu sözü tutmaya olanak sağlayacak kadar ücret alır.

Düşük fiyatın, indirimin ve kampanyanın cazibesi hızlı unutulur.

Söz verip tutmamak ise kuyruk sancısı bırakır.

Unutulmaz.

Eğer ürünün seni tatmin ediyor ve verdiğin sözü karşılıyorsa bizi etiketle korkutamazsın.

Sözünü tuttuysan; gönder gelsin.

Gerçek soğuk

Bazen olgular ihtiyaç duyulan hızda yayılmaz. Çünkü gerçek, bir termometrenin göstergesi kadar net olsa bile; bizim o sıcak su dolu sürahiyi kara dönüştürecek girişimde bulunmamız gerekir.

Neden? Çünkü bu fikir havanın -25 derece olduğu gerçeğini dikkat çekici şekilde ortaya çıkartır.

Ve diğer her şey gibi gerçeğin de dikkate ihtiyacı vardır.

Pazarlama budur.

Seni kim tanıyor?

Bahse girmeyi, iddiayı ve olasılıklara oynamayı severiz. Ancak çoğunlukla bildiğimizle, tanıdığımızla eyleme geçeriz.

“Seni kim tanıyor? Ve bu ne anlama geliyor?”*

Bu soruları sormadıysan, pazarlama senin için örtüsünü bile kaldırmamış demektir.

*Mesela Noel Baba’nın sesini, yüzünü, renklerini, kıyafetini, niyetini tanıyoruz. Bu yüzden güveniyoruz, satın alıyoruz.