Bilginin gücü

Gücün birçok formu vardır. En belirgini para ve bürokrasi etrafında şekillenir.

Para ile gelen güç iş modeli kurabilme ve network kabiliyeti ile alakalıdır. Bürokratik güç ise politika veya dinin konusu olabilir ve yakıtı kutsal imgelerdir.

Bir diğer alternatif bilginin gücüdür. Para ve bürokrasinin aksine önceliği yönetmek değil değiştirmek ve geliştirmektir.

Az bulunur.

Türk kolası

Ülker’in Cola Turka’sı bir fiyat savaşı ve belki regülasyon şehidiydi. Kaybetti ama öğretti. Coca Cola’nın kristal ihtişamını; fiyat, vade ve bayi karı gibi konular ile tüketti. O kaydıraktan salınan kutup ayıları ile koskoca lafların, sloganların arkası boş çıktı. Bu Türk kolası sadece birkaç yılda Pepsi’yi tahtından etti.

Pazarlama ürünün önüne geçebilir ve hep mesafeli durduğum Coca Cola gibi büyük laflar edip küçük işler yapabilir. İnanıp satın almak sizin seçiminizdir.

Coca-Cola sizinle Ramazan’da kardeşliği keşfetmiş gibi konuşabilir: İnanıp gönül vermek son kertede insanların tercihidir. Çoğu insan inanmayı seçer ve bir o kadarı da başkalarının inandığı şeye inanmakta huzur bulur.

İnanmak konforlu, alternatifi zahmetlidir. Ancak zahmetsiz de rahmet olmaz.

Afiyet olsun.

Özgüven

İyi araba kullanan ve buna güvenerek hız limitlerini aşan kişilerin görmezden geldiği en büyük risk başka sürücülerin hata yapabilme ihtimalidir. Ve bu güçlü bir ihtimaldir. Çünkü trafik kazalarının %90’ı insan hatasının sonucudur. Bunların %40’ı ise direksiyon başında uyuya kalır.*

Bazen yeteneklerimize diğer dış girdileri hesaba katmadan gözü kapalı güveniriz.

Özgüven iyidir, narsisizm kötü.

Yollar düşündüğünden daha kalabalık.

*NHTSA, 2020.

Pusma

Bazen spor yaparken veya bir işin elinden tutmaya çalışırken çok garip bir hata yaparsın. Bu seni salak gibi hissettirir. Ve belki de bir anlığına öylesindir.

Ama akıllı olmaya giden yol salaklığı talim etmekten geçer.

Yarın oradan başla ve korkma.

Herkes

TDK’da ‘ahali’ şöyle tanımlanır: “Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk.”

Herkesi değiştirmeye çalışmak kışkırtır, çekici bir fikirdir ama mümkün değildir. Çünkü ‘herkes’ yoktur. Çoğu liderliğe teşne karakter ise bu cazibeye kapılıp hayal kırıklığına uğrar.

“Herkes çikolata sever.”

“Herkes yüksekten korkar.”

Hayır.

Herkesi ‘bazısı’ ile değiştirmek liderlik etmek için iyi bir başlangıç noktasıdır.

Potansiyel ve akıbet

Şirketin ürünü, sermayesi, iş modeli ve ticari aklı çalışırsa iş başarılı olur. Şüphesiz. İş modelinin önemli bir parçası olan pazarlama ise başarının seviyesini belirler.

Pazarlama bazen kendi akışında çalışasa da* konu bir potansiyel/akıbet dengesidir. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin Starbucks’a dönüşebilme potansiyeli heba olmamalıdır.

Evet, yıldızlı bir gecenin Van Gogh’a ihtiyacı yoktur (?)

Ya da vardır…

*Kurukahveci Mehmet Efendi’nin Mısır Çarşısı’ndaki organik kuyruğu gibi…

Dinamik pazarlama

Öyküleriniz, dünya görüşünüz, beklentileriniz ve kaçınılmaz sona yaklaşımınız bir ürün olarak sizi şekillendirir.

Ancak hepsinden öte eğer bir mağarada yaşamıyorsanız; öyküleriniz değiştikçe görüş, beklenti ve yaklaşımlarınız da değişir. Siz değiştikçe ise size ulaşmaya çalışan pazarlama aynı kalamaz. Dün açık tezgahtan simit sattığın kişi bugün laktoz intolerant.

Pazarlamanın birçok çıkış noktası olabilir ancak en hayati olanı; ulaşmaya çalıştığı kişilerin dünya görüşlerini anlama gayretidir.

Bu onlarla birlikte değişmeyi gerektirir.

Etraflı düşün

“Her şey zaman alır.”

İstisnalar ise kaideyi bozmaz. Peki kaide* nedir? Klişe midir?

Hayır.

Güzel kurallar doğru istatistik ile inşa edilir. Mesela ABD’de yıldırım çarpması sonucu ölme ihtimalin 11 milyonda birdir. Bu bir kaidedir.

Senin ölmek için yıldırım kovalaman kaideyi bozmaz.

“Her şey zaman alır…” güçlü bir kaidedir.

Kısayollar peşinde koşmak seni belki 11 milyonda 2 yapar.

Etraflı düşün…

*Kural.

Anlama

İnsanı anlamak zor zanaattir.

Biraz felsefe kasmam gerekirse anlamak; tam bilgi, güçlü sezgi, ve eş değer deneyim gerektirir. Bu üçlünün bir araya gelmesi neredeyse imkansızdır.

Telefonun diğer ucunda hatalı işlem ve faturalandırma için aradığım çağrı merkezi temsilcisine: “Sizi anlıyorum efendim de ve yatıştır” modeli tembih edilmiş.

Yanlış.

Hayır, beni anlamıyorsun. Hiçbirimizi anlayamazsın. Esasen anlamana değil sorun çözmene ihtiyacımız var.

Bırak tıraşı.

Gelecek yazılmadı

İki gün önce “Geleceğe Dönüş: Müzikal”i izleme fırsatı elde ettim.* Müthiş bir sahne şovu.

Bu kült film ise zamanı işleme yöntemi ile değil, onu farklı noktalardan gözlemleyenleri ele alış biçimi ile öne çıkmıştı. Öykü bu bakımdan çok özgündü. Çünkü “100 yıl sonra Dünya böyle görünecek…” manşeti hep yanılır; türümüz geleceği tahmin etme konusunda ekseriyetle başarısızdır.

Filmin lll. bölümünde gelecekten gelen Marty ile doktor arasında şöyle bir diyalog yaşanmıştı.

Doktor: Devrenin yanmasına şaşmamalı. Üstünde “Japon Malı” yazıyor.

Marty: Ne demek istiyorsun doktor? En iyi elektronik Japonya’da üretilir.

Doktor: (Şaşkınlıkla) İnanılmaz…

Japonlar 30 seneden kısa bir sürede Amerikalıların ürünlerine bakış açısını kökten değiştirmişti. Artık “Japon olmaz”dan “Japonsa iyidir!” e geçilmişti. Tıpkı Dünya’da Çin’e; balkanlarda Türk ürünlerine olduğu ve olmaya devam ettiği gibi…

Geliştirmeyi ve bunu anlatabilmeyi (Pazarlamayı) başarabilirsen çılgın doktorun dediği gibi:

“Geleceğin henüz yazılmadı, kimsenin yazılmadı. Gelecek sen ne yaparsan odur. Güzel işler yap.”

*Adelphi Theatre, Londra. Özellikle Roger Bart ve Hugh Coles’ın performansları inanılmazdı.