Acele bahşiş

San Fransisco’nun 197 metrelik gökdeleni Millenium Tower eğiliyor. Pisa Kulesi’nden bildiğimiz bu toprak hadisesi yaygın ama bu binada durum kritik. B1M’in aktardığı şekliyle bina halihazırda 45 cm toprağa gömülmüş ve 60 cm batıya eğilmiş durumda. Ve tüm çabalara rağmen yılda 7 cm eğilmeye devam ediyor. Çözüm? İşin en başında olduğu gibi yine mühendislik. Ama şimdi “Aşağısı sakal, yukarısı bıyık!” dedirten bir maliyetle…

Benim dikkatimi çekmesinin sebebi ise 2018’de ziyaret etme fırsatı bulduğum ve inşa döneminde göklere sığdırılamayan bu projeye verilmiş sayısız ödül.

Pazarlama ödülü yaygın kullanır ve bunun için ekseriyetle acele eder. Teşhis, takdir, onay ve kabulün çocuksu bir telaşla peşine düşeriz çünkü ücret ile alakalıdır. Evet, işçiye ücreti teri soğumadan verilmelidir ama mesele bahşiş ise biraz ara koymakta fayda olabilir.

Ehline ver

Bir arkadaşım tasarım ofisinin vitrinine astığı sarkastik bir fiyat tablosu paylaştı. Yurt dışında gördüğü ve uyarladığı bu tarife şöyle:

  • Her şeyi biz tasarlarsak - 500₺

  • Biz tasarlar siz izlerseniz - 800₺

  • Biz tasarlar siz tavsiye verirseniz - 1000₺

  • Biz tasarlar siz yardım ederseniz 1500₺

  • Siz tasarlar biz yardım edersek - 2000₺

  • Siz tasarlar biz fikir verirsek - 3500₺

  • Siz tasarlar biz izlersek - 5000₺

  • Her şeyi siz tasarlarsanız - 8000₺

Zaman, efor ve para kazandıran “İşi ehline ver…” düsturunu anlaman için -öncelikle- her şeyi kendi başına yapamayacağını kavraman lazım.

Evet, evinde ekşi mayalı güzel bir ekmek yapabilirsin. Ancak işe koyulmadan önce kendine şunu sor: Bu uğraş bugün sadece benim yapabileceğim işlerin önüne geçti mi? Geçtiyse, bir dahaki sefere ekmeğini fırından al.

Kültür çatışır

Çatışmaların çoğu kültüreldir. Kültür ise çok şey önerir, ısrarcı ve izlemcidir. Önerileri kabul görürse egemenlik talep eder.

Amerika’nın talepleri tarihteki diğer egemen selefleri gibi kültüreldir. Rusya’nın dökülen direnci, Çin’in bir adım öne geçebilmek için yırtınışları ve güzel ülkemizin asırlara yayılan yakarışları hep kültüreldir.

Kültür egemen olduğunda ise kendini gizlemez. Gösterişi sever. Değiştirmek ister. Saldırgan ve barizdir. Velakin: Bir yanı sorgusuz tahakküm etmek isterken, diğer yanı kendini güncelleyip geliştirmeyi talep eder. Bu çekişmedeki hakim tutum o kültürün geleceğini belirler.

Egemen batı kültürü takip eden yüzyılda bu çekişmeyi en doruk noktasında yaşayacaktır. Ve nihayetinde, her zaman olduğu gibi piyasa karar verecektir.

"Asla vazgeçme!"

Her son ürün bir katkı zincirinin neticesidir. Machiavelli olmasa Atatürk’ten konuşamazsın veya Tesla’sız Jobs’a hayranlık duyamazsın. Bu katkı zincirinin hakim girdisi ise şudur:

“Asla vazgeçme!”

İyi tarafta olmaktan, çok çalışmaktan ve bunu dünya ile paylaşmaktan: Asla vazgeçme.

Gerilla kim?

Bazen pazarlama benim de hep eleştirdiğim ‘Gerilla’ ve benzeri yaklaşımlarla çizgiyi aşar. Lakin insanlık olarak hıza ve yeniye yaklaşımımız o kadar nankörcedir ki, bu mesleğe gerilla olmaktan başka seçenek bırakmaz.

Mesela 90’larda Internet’ten bir günde şarkı indirmeyi sineye çekerken, bugün Netflix’te 10 saniyelik bir takılma aklımızı başımızdan alıyor.

Mesela ‘klasik’ müzik hep ‘klasik’ değildi. Müzikti. Yeniydi. Ama tükettik ki, artık klasik.

‘Hız’ ve ‘yeni’ satıyorsan şundan emin olabilirsin:

Hiçbir zaman yeteri kadar hızlı ve yeni olamayacaksın.

Hiçbir zaman tatmin olmayacağız.

Karşı taraf

Dünyamız iki, üç veya dört taraflı olamayacak kadar karmaşıktır. Bu çeşitliliği göz ardı edip sınıflandırmayı siyah ve beyaz netliğinde yapmaya çalışmak türümüz için bir intihar girişimidir.

Karşı taraf yok, ‘biz’ varız. Hepimiz, bu insan dediğimiz sistemin parçasıyız.

Bunu öğreniyoruz, eninde sonunda. Kolay veya zor yolla…

Çetrefilli çalış

Yön veren, köklü değişiklik vadeden fikirler basit olabilir. Bu fikirleri hayata geçirecek çözümler ise kompleks olmak zorundadır. Bu farkı kavramak hayati önemdedir çünkü aksiyonda ütopya korkunç sonuçlar doğurabilir.

Tarih -maalesef- basit çözümler peşinde koşan hayalperestlerin yıkımları ile doludur.

Basit düşün. Çetrefilli çalış.

Hayırlı haftalar.

Eski zaman

Dünyamızda zaman herkes için aynı akmaz. Ve bu önerme fiziğin iddiası değildir. Her ne kadar son 20 yıldaki iletişim devrimi bazı perdeleri aralasa da gelişmiş bir ülkenin zaman algısı gelişmekte olan bir ülkeninkine göre çok farklıdır.

Hatta bu durum şehirden şehire ve bazen mahalleden mahalleye değişim gösterebilir. Çünkü inovasyon ile gelen deneyim insanı esaslı değiştirir.

2001 yılında iPod’u deneyimlemiş ABD’li bir ergen ile aynı yıllarda hala CD çalara ulaşmakta güçlük çeken İran’lı bir genç için zaman aynı hız ve formda akamaz.

Bağlı olarak; bilgiyi inancın önüne alıp nesnel işleyen uluslar için bazı fikirlerin geçerlilik tarihi gelişmekte olan bir ülkeye nazaran çok kısa olabilir.

Gelişmemiş veya gelişmekte olan bir ülke için bu bilginin güncellenememesi durumu deyim yerindeyse zamanı yavaşlatır. Çünkü neredeyse her zaman efkârıumumiye radikal değişmiştir. Bu değişim ise ne kadar geç olduysa o kadar güç olmuştur.

Dünya’ya, ülke veya mahallene bir ürün olarak baktığında şunu dikkatten kaçırma:

Zamanı sadece meridyenler değil kültür, inanç ve bilim de çeşitlendirir. Zamanın göreceli olması sadece fiziğin veya meridyenlerin değil; kültür, inanç ve bilimin de meselesidir.

Acili talim etme

Gündem savaş* veya hastalık olduğunda acil hükmeder. Acilin koşullarında ise gelişime ve ihtiyata yer yoktur.

Evet, bazen acile ihtiyaç duyabiliriz… Ama ‘acil’ iş modelin ve pazarlaman için kronik bir seçime dönüşmemelidir.

Çünkü itfaiyeye duyduğumuz ihtiyacı ortadan kaldıracak uzun vadeli stratejilere odaklanmak; her hâlükârda o acili talim etmekten daha doğru bir tercih olacaktır.

*Bu blogda acili çok sık konuştuğumu bilirsin; şimdi bu kaideyi test etmenin tam zamanı.

Sözün özü

Afişte, ürününde, video reklamında, sloganında veya bildirimde altını çizdiğin:

“Sözümüzü tuttuk!” ifadesi; duygu ve zamanımızı telef eder. Çünkü söz verdiğin an ile vaat ettiğin şeyin gerçekleştiği an arasında geçen zaman sözün kapsamındandır.

Eğer geciktiysen sözün özü bozulmuş demektir. Başarısızlığın ise bildirime ihtiyacı yoktur.