Form ver

“Pilim zayif ve hava kararıyor.”*

Opportuninity’nin Mars’tan Nasa’ya iletiği son mesaj buydu. Bu mesajı milyonlar paylaştı; rover hatırladı, tanıtıldı ve sevildi.

İnsanlık duygusuz bir algoritmayı bağrına bastı. Çünkü mesaja form veren: Pazarlamaydı.

*Şu anda yolda ve aynı durumdayım.

Babil kalesi

Nebukadnezar’ın ölçekten haberi olsaydı cennete ulaşmaya çalışan kule fikrinden vazgeçerdi.

Ölçek bilmek çok hayati bir perspektif kazandırır; geliştirir ve öne taşır.

“Ne kadar büyük olmasını istiyorsun?” sorusundan “Ne kadar iyi olmasını istiyorsun?” sorusuna geçiş ‘ölçeği’ talim etmeyi gerektirir.

Bunu inanç besler, bilim besler, sanat besler.

Yetersiz etki

Popeye (Temel Reis) güçlü bir öyküyle çocukların ıspanak yemesini sağladı. Ancak çocuklar ıspanak yemeyi değil, olası etkilerini sevdi.

Çünkü ıspanağın tadı vaka. Öykü bunu değiştiremez. Vaad edilen etkinin de kendini göstermemesi ile damak tadından verilen taviz geri çekilir.

Pazarlama ise kol verir, tat veya kalite değil.

Nasıl çalışır?

Atanmış işi ele alış biçimi kişiden kişiye özellik gösterir. Ancak uzun vadede kazandıran tek bir tutum vardır:

“Bana ne yapacağımı söyle, nasıl yapacağıma karışma!”

İş veren ve görenin ihtiyaç duydukları karşılıklı güven ve cesaret bu beyanda gizlidir.

Az bulunur.

Güzel isim

Victoria’s Secret harika bir marka ismidir. Adidas ise aynı ölçüde çok kötü bir seçim.

Ancak bu tespit hiçbir şeyi değiştirmez. İkisi de milyar dolarlık şirketlerdir.

Odağını değiştir.

Ne eksik ne fazla

Geçen gün eve temizlikçi kadın geldi. Dikkatle uyarıp yapma dediğim ne varsa yapıp birkaç zarara sebep oldu. Bunu kötü niyetle yapmadı… Sadece yapılması gerekenin ondan talep edilenden daha çok olduğuna kendini ikna etmişti.

Yanıldı.

Bir açılışta uzun bir konuşma yapması beklenen Lincoln şunları söyler:

“Bana verilen görev, bayrağı göğe çekmek. Mekanizmada sorun olmazsa bunu yapacağım. Bayrak göğe çekildikten sonra onu orada tutma görevi halka düşecek. Konuşmam bu kadar (Gülüşmeler ve alkış).”

Bu “Bazen sadece senden isteneni yap, ne eksik ne fazla!” düsturunu izah eden harika bir örnektir. Çünkü her zaman tüm olgu ve gerçeklere hakim olamazsın. Bu mümkün değildir.

Konumun, ünvanın ne olursa olsun bazen sadece asker olman gerekir.

Kritiksiz olmaz

Bir işin değeri aldığı kritik ve bunlara verdiği karşılık ile ölçülür.

İşin eleştirilmiyorsa bir işe yaramıyor demektir.

Eleştirisi bol işler üret ve nihayetinde ‘yapıcı’ olanları tasnif edecek erdemi göster.

Gerisini rahmetli dedemin tabiriyle: Salla da salla, yar salla…*

Salla gitsin.

*Kendine has bir melodisi var…

Taraf

Hangi tarafta olursan ol her zaman destekçi bulursun.

“Dünya savaşlarını başlatalım mı?”

“Bu adamı asalım mı, asmayalım mı?”

“Ay’a gidelim mi gitmeyelim mi?

“Yeni anayasaya evet diyelim mi, demeyelim mi?”

Kabile kimliklerimiz; Müslüman veya Hristiyan, Fenerbahçeli veya Galatasaraylı, soğanlı veya soğansız menemenciye kadar karmaşık bir dünyaya duygusal tepkiler verir.

Ancak kimlikler bencil ve dikkatle ele alınmamış seçimler sarmalına girdiğinde artık mesele seçim değil doğru ve yanlıştır.

Yarın yine taraf olacağın kesin. umalım ki, doğru taraftasındır.

Ekstra

Sık uçan bir yolcu olarak bonus miller topluyorum. Bugüne kadar ise hiç “Geçerliliğini yitirecek milleriniz…” uyarısı almadan kullanım yapmadım.

Çünkü bazı ürünler; bonuslar, ekstra indirimler, stok fazlaları vd. tehdit ile dikkat çekmeye ihtiyaç duyar. Bu bir pazarlama sahtekarlığı, tuzağı falan değildir. Sadece ekstra olana karşı tutumumuz böyledir; ekstra ise bekleyebilir, sonra harcanabilir veya gözardı edilebilir.

Şimdi, lütfen dikkat et:

Aynı şekilde bazı kişisel özelliklerin, insanlara yaklaşımın veya işinde takındığın tutum fazlalar, ekstralar içeriyor olabilir. İnsanlar bu ekstraları sanki hep varsayılanmış gibi görmezden gelebilir.

Her ekstran için bir son kullanma tarihin olsun. Çünkü ekstra şımartır.

Parayla olmaz

“Parayı veren düdüğü çalar” mı? Her zaman değil.

Bu çok içselleştirdiğimiz atasözü bir kültürel koddur ve çoğu durumda yanlış okunur. Mesela uluslararası sularda yüzdüreceğiniz bir askeri “Süper Uçak Gemisi” inşa etmek 8-12 milyar $’a* mal olur. Ama yapamazsınız çünkü bu ürün paradan çok know-how’un konusudur.

Bu “Bir şeyleri yapabilme bilgisi veya kabiliyeti” ise ancak zamanla kazanılır. Bu nedenle Türklerden daha iyi baklava veya İtalyanlardan daha iyi pizza yapabilmeniz için para yetmez; 1000 yıl geriden başlamanız gerekir.

Kültürünüzü nasıl beslediğiniz, bu konularda ne kadar talim yaptığınız ve bu bilgiyi nasıl kurumsallaştırdığınız anahtar meselelerdir. Ve evet, parayla saadet olmaz.

*Türkiye’nin ihracatının sadece %5’i.