İnat etme

Bir işi uzun süre yapmak o işi en etkin şekilde yaptığın anlamına gelmez. Bu yüzden “Bu meslek artık tarihe karışıyor…” veya “Çırak bulamıyor…” haberlerini sık sık okuruz. Çünkü insanlar etkinliği konfora satar.

Yöntemde ısrar etmek, yeniliğe ve alternatiflere kapalı olmak; serbest piyasanın çalıştığı ekonomilerde GM’ler, Nokia’lar, Blockbuster’lar ve Yahoo’lar doğurur.

Evet, “1890’dan beri…” veya benzeri vurgular otantiktir, belki deneyime ve mottodaki orijinalliğe vurgu yapar ama önemsizdir.

Mesela, Tesla sadece 10 yıl içinde 130 yıllık araba endüstrisinin yönünü değiştirmiştir.

Uzun yıllardır emek verdiğin mesleğine alternatif çıkarsa şu soruları sor:

Daha önce denendi mi? Daha kullanışlı mı? Daha güzel sorunlar çözüyor mu?

Cevapların güçlü birer “Evet!” ise inat etmeyi bırak ve işe koyul…

Torbalar kalsın

Ticaret kültürümüzün ürettiği birçok pazarlama kalıbı vardır. Mesela müşterinin “Torbalar kalsın…” talebine verilen her olumlu karşılık pir pazarlama biçimidir. Bu esnaf testi hizmet verdikleriniz söz konusu olduğunda sorumluluğa bakış açınızı irdeler.

Satış sonrasında nerede ve nasıl durduğunuz ise pazarlama için hayati bir meseledir.

İki gündür mahsur kaldığımız havaalanından Türk Hava Yolları’na ulaşamadık.

İleriye dönük hizmet satmak ise (Uçak bileti gibi) bir “Torbalar kalsın…” vakasıdır.

Döndük, kapıyı çaldık ama ne esnaf var ne de torbalar.

Numara yapma

Otellerdeki her şey size özel olarak etiketlidir çünkü hiçbir şey size özel değildir. Mesela yüzlerce kez kullanılmış bir ürün “Umarız bu lüks ve size özel bornozun keyfini çıkartırsınız…” etiketiyle satılır.

Pazarlama yapar gibi görünmek için öykü üretmez. Ve açıkçası bu lüks bornoz hizmeti; karşılığını aldığın, teslim etmen gereken bir zorunluluksa başka seçeneğin yoktur.

Seçeneğin varmış, yani önemsiyormuş gibi davranmak sırıtır. Ne satın aldığımızın farkındayız.

Lütfen numarayı kes. Pazarlama bu değildir.

Pazarlama dehası

Bugün bir Kuzey Afrika ülkesinde seyahatteyim. Kullandığımız güzergah Üçüncü dünya sergisi gibi…

Açıkta ekmek satan, arkasındaki arazi yangınına aldırmadan toz duman içinde seyyar kasaplık yapan ve devrilmek için aracına yük yapmış bir tüpçü bile gördüm.

Gündemleri risk. Yöntemleri başıboşluk.

Tüm bunların arasında dikkatimi çekiyor: Kamyoncuların ekserisi dorselerinin üzerine marka etiketleri yapıştırmış. Birinde kocaman formatlarda Nike, Apple ve Gucci var… Bu simgelerin ürettiği ürünler bu kişilerin ilgi alanında değil. En iyi ihtimalle onlar için ulaşılabilir değil. Kovaladıkları tek bir şey var: Statü. Her simge o dorsenin apoletlerine takılmış birer yıldız görevi görüyor.

Başarılı markalar (Pazarlama) bunu yapar. Statüler oluşturur. Dünya’nın diğer ucunda, ulaşmak için gayret göstermediği birine bile bayrak taşıtır.

Zalim bir araç olarak kapitali suçlayabiliriz ancak öyküyü işleyen bu maharetli ellerin ardındaki dehayı görmezden gelemeyiz.

Erken

Chris Hadfield* daha dokuz yaşındayken astronot olmayı kafaya takmıştı.

Erken mi?

Hayır.

Eğer yarına erken başlamayı planlamıyorsan; ya hedeflerin net değil ya da yok demektir.

Çünkü vakit geldiğinde geç kalmış olacaksın.

*Üç kere uzaya çıkan bu Kanadalı 2013 yılında emekli oldu.

Düşük bütçe

2009’dan bu yana agresif şekilde seyahat ediyorum. Birkaç iç hat ve kısa mesafe dışında hiç Pegasus’u kullanmadım. ÇünküPegasus bir LCC.*

Sık uçan bir yolcu için düşük maliyetli bilet minimum zaman ve konfor kaynı vaat eden bilettir. Ücretlendirme bu müşterinin kaygısı değildir. Hizmetlerinin takipçisi olmadığım Pegasus ise bugün beni şaşırttı.

Bir yurtdışı uçuş için asist ettiğim ailem sorunsuz ve hızlı bir şekilde check-in ve bagaj teslim işlemlerini Pegasus’un “Express Bagaj” servisi ile insansız gerçekleştirdiler.

Beni şaşırtan uzun yıllardır uygulamada olan bu otomatik bag drop teknolojisi değil bunu Türk havayolları’ndan daha başarılı şekilde etkinleştirmiş olmalarıdır. Bu ise sadece dijital bir dönüşüm meselesinin değil, başarılı bir saha çalışmasının sonucu olabilir.

Ve bugün gözlemlediğim saha organzasyonu, kaaynaklarını ele aldığımda THY’ye eleştirilerimin özeti gibiydi.

Yaygın kullanılan bir ABD askeri liderlik yasası şunu önerir:

Bir örgütün geleceği karargahtaki generallerde değil, sahadaki erlerdedir.

Bu yönetim optimizasyonu ise; uçak kalitesi, müşteri ve lounge hizmetleri, fiyat ve diğer faktörler kadar görünür olmayabilir ama kesinlikle belirleyicidirler.

*Low-cost carrier (Düşük bütçeli havayolu)

Doğru tahmin

Bahaneler işe yaramaz. En kalitelisi bile sınıfta kalır. Mücbir sebep* ise ancak bir ön koşul olarak sunulursa anlamlıdır. Aksi takdirde geriye hadiseyi net bir şekilde açıklamak kalır.

“Geç kaldım çünkü uyudum”

“Hata yaptım çünkü dikkatim başka bir yerdeydi”

“Başaramadım çünkü yeterince çalışmadım”

gibi…

Bir diğer alternatif zarar vuku bulmadan önce yapılan hatasız tahmindir. Doğru tahmin ise az bulunur ve paha biçilmezdir.

Mesela Marmara için verilen kar alarmı kendini doğruladığında; para, zaman ve belki de hayat kurtaracaktır.

Bu sonuncusu gerçek bilgi, anlamlı tecrübe ve hazır bir kararlılık gerektirir. Bunlarsa bir bahanecide esamesi okunmayan özelliklerdir.

Hayırlı hafta sonları…

*Act of God

Sonra sat

Bir yapı marketin önündeyim. İçeri giremiyorum çünkü alışveriş arabası alacak bozuk param yok. Almam şart. Yanıma biri yaklaşıyor, bozuk para öneriyor. Kendisinden 5₺ karşılığı 1’er liralar alıyorum.

İşim görüldü sevinciyle arabalara doğru yürürken arkamdan sesleniyor: “1 lira verir misin?”

Çok süssüz, gösterişsiz ama harika bir yaklaşım. Olağanüstü bir etkileşim deneyimi.

Büyük ihtimalle önerisiz sadece 1 lira isteseydi veya 1 lira karşılığı bozukluk önerseydi vermeyecek ve kabul etmeyecektim. Tebessüm ve içten bir onay ile 1 lirayı uzattım. Teşekkür ettim.

Plazalardan satış yapmaya çalışan genç arkadaşlarım; satış ders 101:

Önce bağ kur, etkile ve sorun çöz. Sonra sat!

Büyük veri

İnternet sahipsiz bir mecra. Buradaki data/verinin istila ettiği yaşamları ise birçok kişi tartıştı, kitaplar yazıldı.*

Artık veri satın almak, onu işlemek çocuk oyuncağı. Bu davranışların demografi atlası neredeyse herkesin emrine amade.

Algoritmadan size ulaşanlar cümlelerine sizi ne kadar çok önemsedikleri veya sizi nasıl iyi tanıdıkları safsataları ile başlıyorlar. Çünkü evet, algoritma çalışıyor ve senin ilgini çeken içerikler üretiyor. Ancak seninle ilgili içerik üretmiyor. Çünkü seni tanımıyor. Tanıdığını varsayıyor. Bu nedenle inşa ettiği etkileşimler kalıcı olmuyor.

Nasıl daha iyi olabilir?

*1- Big Data, Brian Clegg 2- Öngörülemeyenler, Akan Abdula.

Oyun üzerine

Her şey bir oyundan ibarettir. Ve neredeyse her zaman bir oyun döndüğünün farkında olmayanlar en çok aldatılanlar olur. Bu kayıplarında onları hep bir oyun döndüğünü farz edip oyunun kurallarından bihaber olan komplocular takip eder.

Çünkü her oyun doğası gereği keskin en az bir veya birçok kural ile çalışır. Ve neredeyse hiçbiri çözülemeyecek kadar esrarengiz değildir.

Eğer bir oyun içindeysen veya kurduysan sana birkaç tavsiye:

Birisi elinden önemli bir parçayı aldığında veya gasp ettiğinde artık oynayamam tuzağına düşme. Devam et. Evet, araçlar önemlidir ama tecrübe de öyle.

Birisi amacın sadece mümkün oldukça çok kazanmak olduğuna ikna etmeye çalışırsa; kanma. Bu kişilerin hayal güçleri zayıftır. Her oyunu alternatifler yaşatır.

Hile yapma. Çünkü hile yarışmak istemeyenlerin aracıdır. Her oyun nihayetinde bu kişileri saf dışı bırakır.

Ve son olarak; oyunu değiştiremezsin ama öyküyü değiştirebilirsin.

Bol şans.