Türün ömrü

Modern İnsan 300 bin yıldır hayatta. 65 milyon yıl önce nesli tükenen Dinazorlar yaklaşık 160 milyon yıl yaşadı.

Ölçeği kestirebiliyorsun…

Bireysel olarak zamanımız yok ama türümüzün önü açık. Zamanı bol.

Dünyamızın en kötü ihtimalle önünde yüz milyon yılları var.

Şöyle düşün: Sadece 20 yılda bir önceki yüzyıla kıyasen tanınmaz hale gelebilen bir tür, 1.000 veya 10.000 yılda neye dönüşebilir? Tasavvur etmek zor.

Değişim zaman alır. Ve evet, zaman dardır.

Senin için, benim için…

Homo-Sapiens’in zamanı bol.

Dönüş

“Zararın neresinden dönersen kardır.” - Atasözü, TDK.

Yönle ilgilidir.

Çünkü evet, doğru yönde ilerlemeye başlamak için asla geç değildir.

Dön, şimdi!

Nuh'un gemisi

Nuh’un gemisi kıssası bir tarafa çok seçkin bir konsepttir.

Davetsiz giremezsin. Çünkü içeriği esasa ilişkindir.

Önemli olan ise mutlaka değerlidir. Değerli olan korunur.

Teşbihte hata yok: Önemli olanı hıfzetmek de sağlıklı bir beynin işidir.

Bilgi artık ne bir zümrenin tekelinde, ne pahalı, ne de ulaşılamayacak bir noktada.

Gemiye yüklediğinden sen sorumlusun.

En'li

“Bügün hayatımın en kötü günü…”

Muhtemelen değil.

Bugün bayram.

Bayramlar en’lidir. Değerini bil.

Net yaklaşım

Amerika’da “Lazımsa, bizde yok!” sloganıyla iş yapan bir dükkana* denk geldim.

İhtiyaca değil de arzuya hizmet eden her girişim bu kadar net değildir.

“Olmalı mıdır?” bu başlıkta etik bir sorudur.

Hangisini ürettiğini bilmek ise çok önemlidir. Çünkü pazarlama yaklaşımını belirler.

İnsanlar arzuladıkları her şeyi elde edemezler.

Ancak bu yüzyıl itibariyle ihtiyaçlarımızın neredeyse tamamı karşılanır.

Hangi kategoriye düştüğün konusundan net olman gerekir.

Kısır perspektif

Bazı küçük işletmeler küçük kaldıkları için eleştirilir: “Büyüyemedi korkak, aynı kaldı!” diye yaftalanır.

Bu sadece haksız bir suçlama değildir. Aynı zamanda perspektifin sadece ölçeğe çalıştığını gösterir.

Evet, tartı işe yarar. Ama Mona Lisa’yı tartarak satmaya çalışmak karlı bir ticaret değildir.

Seviye korumada diretmek; kimlere hangi kalitede hizmet vermeyi netleştirmiş olan idealistlerin işidir.

Evet, tartı da işe yarar*.

*Ama ne kısır bir perspektiftir.

Toy beyin

ABD’de taze sebze dağıtımı yapan bir işletmeci, teslimat için geciktiği restoran 100$ kesmesin diye trafikte hız yapıp makas attı: Sebep olduğu kazada 2 yaşındaki Aida hayatını kaybetti.

Aida’nin ömrünü 100$’lık bir aciliyet belirledi.

2016’da Mısırlı bir pilot, kokpitte oksijen seviyesinin acil konumda olduğunu

kontrol etmeden sigarasını yaktı: Akdenize çakılan uçakta 65 kişi hayatını kaybetti.

Kendisi ile birlikte 66 kişinin ömrünü bir sigara keyfi aciliyeti belirledi.

Sonucunda birilerinin hakkına girdiğimiz, yaşam alanını taciz ettiğimiz veya sadece telaşa

verip can sıktığımız acillerimizin çogu aslında karşılıksızdır.

Acile boyun eğmek toy beynin ürünüdür. Bu görgüsüz ve beceriksiz beyin bir gün gelir sahibini de yarı yolda bırakır.

Eski problem

Türkiye olarak problemimiz yarım asırdır problemlerimizin eski olması.

Tekrar eden problem, problemin farkında olmadığını gösterir ve bu büyük bir problemdir.

Mesela Amerika için 1960’larda problem Ay’a ayak basmaktı. Bu problem çözüldü/eskidi. Artık yeni bir problem var: Mars’a ayak basmak.

Pazarlama problemin olabilir. Hukuk, demokrasi veya erken uyanamama problemin…

Eğer problemin yeniyse problem değil. Eskiyse büyük problem.

Israrcı panda

Billboard’lar şehri Kahire 21. Yüzyılın Don Draper’larının buluşma noktasıdır.

2010 yılında viral olan şu peynir reklamını hatırlayalım*

“Pandaya Asla Hayır Demeyin” birçok uluslarası ödül aldı. Kayda değer dikkat çekti. Sosyal hatta jeopolitik analizleri yapıldı.

“Bu panda kimi temsil ediyor?” sorusu bir paranoya konusu oldu.

O zaman da bugün de aynı soruya cevabım değişmedi: Panda hepimizi temsil ediyor.

Yıllardır aynı iPhone’u yeni iPhone’muş gibi bize satın aldıran pandalar içimizde yaşıyor.

Direnç göstermenin ise çok yalın ve kısa bir formu var.

Yaygın kullanımıyla, Hamlet 3. Perde, 3. Sahne, 87. Repliğini alıntı yapmam gerekirse:

Hayır.*

*Çok sık talim etmen gerekir.

Kaşif kafası

Bugün bir toplantı sonunda şu kanı bende betonlaştı:

İnsanlar iki kategoriye ayrılır; istikrar, bağlılık ve güven peşinde koşanlar ile keşif, arayış ve bağlı olarak başarısızlığı (istikrarsızlığı) gelişim için önemli bir girdi sayanlar.

Birinci de işe yarar ikinci de.

Ama sadece ikincisi bilinmeyeni ortaya çıkartır.

Elon Musk ikinci kategori için bu yüzyılın en doruk* noktasıdır.

*Ramazan da doruk noktasına ulaştı. Artık gecikiyorum. Kusura bakma.