Tüketen rekabet

1925 yılında aralarında Osram, Philips ve GE’nin bulunduğu ampül üreticileri Cenevre’de bir kartel kurdular.

Uzun ömürlü ampül rekabetinin satışları düşürdüğünü fark eden bu “Seçkinler”: Ampül kalitesini düşürüp, yanma ömrünü azaltma konusunda anlaşmaya vardılar.

Rekabeti insanlık ve gezegenimizden yana değil daha fazla güç elde etmek için kullandılar.

Rekabeti insanlık ve gezegenimizin aleyhine kullanmaya karar verdiler.

Önünde rekabet tarzını tanımlayacak iki soru var:

“Daha çok satmak, daha çok tüketmek ve imha etmek için neleri göze alabiliriz?”

ya da

“Hep beraber nasıl daha iyi olabiliriz?”

Hayırlı haftalar.

Korkunun hükmü

Korku halinde berrak düşünemeyiz.

Eleştirel ve stratejik düşünebilmek için duru bir zihin şarttır.

Bu iki düşünce metodu ise sorunları anlamak ve onları çözmek adına olmazsa olmazdır.

Şöyle düşün: Bu metropolde yıllardır; hukuk ve eğitim sisteminden, şehir planlaması ve trafiğe kadar neredeyse her şeyden şikayet ediyoruz.

Ve son kertede, geçen 20 yılda neredeyse hiçbir şeyi düzeltemedik. Aksine sıralı problemlerimiz kronikleşti.

Zihnimizi esir alan ve bize satılan; küçülme, geri kalma ve “Aman zaman kaybederiz…” gibi korkular bugünün çıkmazlarına dönüştü.

Ve hataya düşme; korku da diğer duygular gibi mobilize olabilir ve çeteler oluşturabilir.

Bugün ülkemizi yöneten korku çeteleri işler onların istediği gibi gitmediği taktirde olabilecekler ile bizleri korkutuyorlar.

Âlâ…

İşler zaten bizim istediğimiz gibi gitmedi, gitmiyor.

Zıtlar

Çok zeki ama aynı zamanda gerzek, çok havalı ama aynı sırada beceriksiz olabilirsin.

Zıtlar içinde ve farazi hatların sınırında yaşarız. Ve iyi olanın farkına bu şekilde varırız.

İşin güzel tarafı da budur.

Çözüm yetmez

Mantıklı, gerekçeli düşünme veya tümevarım kabiliyeti ile sonuçları algılama biçimi arasında bağlantı yoktur.

Bu nedenle iki rasyonel insan aynı probleme bakıp farklı çözümler üretebilir.

Türkiye’de yıllardır süregelen “Sokak hayvanları” tartışması bu durum için harika bir örnektir.

Pazarlama sadece rasyonel davranıp, kitlesine önerdiği çözümü anlama adına fırsat vermezse: Serbest düşüştedir.

Pazarda gerekçeli düşünülmüş, her tarafından mantık akan ancak hiç satılmayan binlerce ürün vardır.

Sadece çözüm üretmen -kesinlikle- yetmez.

Ona neden ihtiyacımız olduğunu bize güçlü şekilde anlatman gerekir.

Acili paylaşmak

Suçluluğu, utancı, kederi, heyecanı, başarıyı veya sevinci paylaşırız. Aciliyeti değil.

O kadar ki, trafikte ambulansa yol vermek bile bazımız için bir soruna dönüşebilir.

Çünkü acil ayak uydurmaya izin vermez. Acil bir oldubittidir.

Acillerini anlamamız gerektiğini düşünebilirsin. Ancak unutma, bazen anlamadan önce; benimsemek, sahiplenmek yani paylaşmak isteriz.

“Yoldan çekil!” tavırının ise buna katkı sağlamadığı aşikar…

Odak | Hayır

Fokus olmak yada odaklanmak işin zor kısmını anladığın ve ona talip olduğun anlamına gelir.

İşin zor kısmı ise bize her gün sorulan:

“Şu yeni acili duydun mu?”

Sorusuna “Hayır!” cevabı verebilmektir.

Sonsuz vade

Kısa vadenin ne olduğu konusunda anlaştığımız kesin.

Uzun vade..?

Pek emin değilim.

Öncelikle, kısa vadelerin toplamı uzun vade yapar. Bu nedenle kısa vadeye önem vermemek uzun vadeyi anlamamak demektir.

Diğer taraftan vadeyi sonuçlar ile karıştırmaman gerekir.

Hazırlık süreci uzun, ödül töreni kısadır. Sahneden indikten sonra vaden devam eder.

Uzun vade bitmez. Bu yüzden uzundur.

Aslında söylenmek istenen ‘sonsuz’ vadedir. Göz korkutmamak için ‘uzun’ denilir.

Soru “Sonunda kazanır mıyım?” değildir.

Uzun vadeyi anlayan şu soruyu sorar:

“Oynamaya değer mi?”

Yaratıcı-lık

Yaratıcılık* sık kullanmayı sevmediğim, pahalı bir kelime.

Latince kökenli muadili ‘creare’den farklı olarak yoktan var etmek anlamına gelir.

Bu ise neredeyse imkansız bir görevdir çünkü Homo sapiens olarak ürettiğimiz her şey bir ilintinin ürünüdür.

Güçlü ilinti, faydalı uyarlama, pratiklik ve cesaret gibi kavramlar yaratıcı fikirler ortaya çıkartır.

Bunlar nadir bir araya gelir.

Geldiğinde ayak işleri ile uğraşmayı bırak ve işe koyul.

Hayırlı haftalar.

*‘To make grow’ / Büyütmek, De Vaan.

Birimci

En yüksek binayı, en büyük havaalanını veya en uzun duvarı inşa etme azminiz kolay mağlup edilir.

Çünkü büyüklük; zerafet, getiri, etkinlik, anlam, kalıcılık ve lüks gibi kavramların aksine bir metre ile geçilir.

Kendinizi tanımlamayı seçtiğiniz bu kıymet bir birim meselesidir. Ucuzdur. Kolay erişilir.

Uzun bir zamandır en büyük ve en yükseğe oynuyoruz. Bunun için talan, zarar, israf, tutarsızlık ve sıradanlık üretiyoruz.

Kronik hasar

Dün bir tasarım blogunda CBC’yi kaynak gösteren çok ilginç bir makale okudum.

Amerikada bir mimarlık ofisi “Stratejik dizayn(?)” dedikleri bir konseptle olası silahlı bir saldırıda kayıpları en aza indirecek bir okul tasarlamışlar.

Problemin kökenine değil de semptomlara odaklanmak irrasyoneldir.

İlliyeti düzeltebileceğiniz noktada sonuçlara karşı cephe açmak deliliktir.

Diğer taraftan İstanbul Depremi gibi zıt durumlarda problemin kökeni tamir edilemezdir.

Kökeni çözümsüz bu problemlerin ise bilanço zararı minimumda tutulur.

Yani ikincisi önlem, birincisi düzeltme ile alakalıdır.

Birbirine karıştırıldığında hasar kronikleşir.