Pazarlama problemi

İklim Değişikliği ile ilgili yaşadığımız problem bu olgunun gerçek olup olmaması değildir.

Tabi ki, gerçek. Ancak bir ahmak gezegeni tükettiğimiz gerçeğiyle yüzleşmek istemeyebilir. Biz buyuz, fıtratımız bu ve şundan emin olabilirsiniz: Bu ilk ve son olmayacak. Daha çok gezegen tüketeceğiz.

Asıl mesele zaman. Ne kadar zamanımız var? Ne kadar zaman kazanabiliriz?

Bunlar şu an için zor sorular.

Çünkü hepsi bir bakıma kültürün meselesidir. Kültür ise çok inatçıdır. Kültürün bir faktör değişmesi binlerce yıl alabilir. Elimizde ise “Özgürlük” kavramını hala bir birim bile kavrayamamış kültürler var.

Dolayısıyla eğer bir konuda uzlaşamıyor, kültür inadı ile cebelleşiyorsanız -caka satmıyorum- probleminiz: Pazarlamadır.

Öyküyü yaymak, bilinir olmak, anlaşılmak, talep görmek; bir doktorun, mühendisin veya ekonomistin problemi değil, pazarlamacının problemidir.

Demokrasi bir pazarlama problemidir. Hukuk bir pazarlama problemidir. Urbanizm bir pazarlama problemidir. İklim Değişikliği bir pazarlama problemidir.

Apple sıkıcı

Dün yol üzerinde bir kozmetik markasının reklamı dikkatimi çekti. Hızlıydım, markayı okuyamadım. Slogan şu: “Kozmik Kirpikler”. Harika bir tanımlama.

Dün Apple’ın etkinliği vardı. Apple yine aynı Apple: “En iyi, en müthiş, en son ve en çok, ve hatta ultra/aşırı iyi…”

Uludağ’da kayak yapanlar bilir, meşhur bir seyyar kestaneci vardır. Malını satarken “Aşırı iyi, müthiş lezzetli kestane şekeri!” diye bağırır. Yıllardır aynı.

Apple gibi…

Anladık ve sıkıldık artık.

Ekran üzerindeki çentiğe “Dinamik Ada” dediğinizde ürün değişmiyor: Tanım dışında önerilen yeni bir şey yok.

Kozmik Kirpikler ise öyle değil. Yeni bir şeyden bahsederken, bunu olabilecek en eksantrik biçinde tanımlıyor. Alıcısını heyecanlandırıyor. Kulağa hoş geliyor ve sıkıcı değil.

Seth bir ara “Apple gibi tasarla P&G gibi adlandır” demişti.

Apple tasarlıyor ama tanımlayamıyordu.

Artık can sıkıyor.

Sıkıcı.

At gözlüğü

“At gözlüğü ile bakma, lütfen!”

Bazen gereklidir. Diğer adı fokustur.

Bilinçli taktığında: Gürültüye ve kalabalığa değil, yarışa odaklanmanı sağlar.

Benzetmenin azizliğine uğramış güzel bir araçtır.

Sahiplen. Tak, çıkar. İşe yarar.

Estetik

Bilmiyorum tam olarak nereden ve ne zaman başladı ama estetik* milletimizin öncü kaygılarından biri değil.

Güzel bir semtin, çirkin bir ara sokağında şöyle bir tabela okudum: “Mobilya Tasarım Ofisi” (Solmuş mavi zemin üzerine ‘Papyrus’ font ile yazılmış).

Kendi tabelasını tasarlayamayan bir tasarım ofisi: Tam bize göre.

*Estetik ile başarılı tasarım arasında korelasyon yoktur. Tasarım başarılı ancak estetik olmayabilir. Mesela IKEA mağazaları mimari açıdan iyi tasarlanmıştır ama estetik değildir.

Koşulsuz davet olmaz

“Ne olursan ol yine gel…” pahalı bir davettir ve aklı başında kimse bu çağrıda bulunacak kadar naif değildir.

Çünkü ön koşul veya sınıflandırma sadece pratik bir yaklaşım değil, gerçek ve gereklidir de.

Kurt ve kuzu ancak efsanevi Nuh’un Gemisi’nde yan yana gelebilir.

Kitlesel ve haliyle ‘ucuz’ Pazarlamanın oyuncağı olmuş bu söz; kolay satıldığı için Mevlana ile etiketlenir ama ondan değildir. Sınırları belli bir davetin konusu olan şu söz ise Mevlana’ya aittir:

“Biz güzeliz, gel sen de güzel ol”.

Davet* bir koşulun konusudur.

Şartlar, hükümler ise belli değerler etrafında inşa edilir.

Çağrısı herkese olan pazarlama değersizdir.

Bu nedenle başarısız olmaya mahkumdur.

*Ölüm tasavvuf ehli için bir davettir. Bu davete bugün itibariyle icabet etmiş Ömer Tuğrul efendiye Allah’tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.

Kuru fasulye

Zennup’ta kuru fasulyeye ödenen 275₺ bir çoğumuz için pahalı bir tercihtir.

“275₺ kuru fasulye mi olur?” ile -asıl ifade edilmek istenen- “Buna değmez!” çıkışı birbirinden tamamen farklı analizlerin konusudur.

Çünkü pek çok şey “Buna değmez…” olarak fiyatlıdır. En azından çoğumuz için.

275₺‘lik kuru fasulye ise sadece kuru fasulye değildir. _Network’_tür, öyküdür, pazarlamanın çok özgül bir kabileyi/kitleyi odak noktasına almasıyla oluşan paket bir üründür.

Takas ettiğin ürüne herkes aynı değeri vermeyecek ve hiçbir zaman önerin herkes için uygun fiyatlı olmayacaktır. Bunu beklemek çılgınlıktır.

Pazarlama için asıl zorluk, asıl imtihan herkesi memnun etmek değil, önerdiklerini değerli bulacak niş kitleye ulaşmaktır.

Kısa vade başlangıçlar

Sosyal reflekslerimiz kısa vade döngülere cevap verme üzerine eğitilmiştir. Oysa asıl fırsatlar uzun vadeyi tanımaya gösterdiğin sabır ve anlayışın üstüne inşa edilir.

Evet, ilk izlenim son izlenimdir ama ‘son’ zannettiğinden daha çok tekrarlanır.

Çekinmen gereken sonlar değil, kısa vade başlangıçlardır.

Nezaket, hüsnüzan, zaman

Bu hafta sonu düşünmende fayda olacak üç kritik mesele:

1- Nezaket, önemli olduğu düşünülen bazı kavramlardan (Hüner, rekabet, değişim vs.) daha önemlidir ve işi sanılandan daha çok öne çıkartır.

2- İlişkileri daha etkili ve sağlıklı hale getirmenin yolu hüsnüzan-nın (İyi niyet) hakim olduğu ortamlar oluşturmaktır. Hayatidir. Olmadığında oluşan boşluğu kavrayamayan birine karşı sabrım yoktur.

3- Senin, benim, komşunun, başkanın ve güvenliğin, hepimizin: 24 saati var. Harcadığın kişilere dikkat et. İnsanların çoğu zamanın değerini anlama noktasında kusurludur.

Pişman olacağız

Türkiye olarak ne yazık ki, kuruluşumuzdan bugüne bir ürün kimliği oluşturamadık.

Hep ucuz ve kolay erişilebilir bir tercih olarak ortada kaldık.

Bunca yıllık tecrübe ve deneyime rağmen, bugün: Değişime katkı sağlamayacak ve kusurlu tabiatımızı daha da kronikleştirecek “İhracatta Rekabetçi Fiyat” modeli ile öne çıkmaya çalışıyoruz.

Pişman olacağız.

Yeniden bakmak

Ludolph Von Ceulen (1540) selefleri gibi; 25 yılını Pi sayısının değerini yüksek hassasiyetle hesaplamak için harcadı.

Bundan yaklaşık 100 yıl sonra, 1666 yılında Hıyarcıklı Veba salgını nedeniyle evinde karantinada olan ve canı sıkılan 23 yaşındaki genç Newton ise hesaplaması yıllar alan bu problemi bir kaç günde çözecekti.

Ve artık kimsenin Pi sayısını bulmak için daireyi dilimlere ayırmasına gerek kalmayacaktı.

Yüzyıllarca birçok bilim adamı aynı probleme bakıp aynı yöntemle çözümde diretti.

Oysa bu problemi ele almanın en aşikar çözümü, en iyi çözüm değildi.

Ve çoğunlukla değildir: Etraftan dolaşlamak, yeni modeller tasarlamak ve kabul görmüş usulleri rafa kaldırıp çıplak gözlerle yeniden bakmak geleceği değiştirir.

Yeniden bakmak, tekrar dönüp bakmak değildir.