Birkaç soru

Yarın bir şeyleri pazarlamak için sahneye çıkacaksan cevaplaman gereken birkaç soru:

Neyden korkuyorsun?

Sence kıt kaynak nedir?

İnsanlar seni nasıl tarif ediyor?

Kimleri bir araya getiriyorsun?

Kimi değiştirmeye çalışıyorsun?

Ürününe bak: Cevaplayamadıkların üstüne düşünmen gerekenlerdir.

Kim takdir ediyor?

Ürünün, ortaya koyduğun çalışma kimin ilgisini çekiyor?

Seni kim takdir ediyor?

Kimin için miras biriktiyorsun?

Biriktiriyor musun?

Öyleyse hayal kırıklığına uğrayacaksın.

Ve şundan emin olabilirsin: “Daha iyisi olabilir!” diyen hiçbir girişimci miras ve para için işe girişmedi.

Jobs, Gates ve benzerleri; sorun çözme, optimizasyon ve yeni bir bakış açısı kazandırmak için ürettiler. “O yaptı!” dedirtmek için değil.

Kimsenin umrunda değil.

"Efsane Günler"

Black Friday ve benzeri uygulamalar bir tuzaktır.

Ancak bu daha çok gereksiz ürünü, herkesten daha çok ve daha önce kapma yarışında tuzak kuran da düşen de aynı tarafta.

Artık daha çok; adalet, kanaat ve aklıselimin önünde duruyor. Sınırsız üretim neredeyse herkes için daha çoku mümkün hale getirdi. Daha çok, daha çokun önüne geçti. Ve daha çok asıl meselemiz oldu.

Geçmiş olsun.

Ne sattığını bil

“Otururken emniyet kemerini bağlı tutunuz.” bir hatırlatmadır. Kural ihlali uyarısı değildir. Aklı başında herkes bu hatırlatma olmasa da kemerini bağlamalıdır.

“Uçağımız daha park yerine yanaşmamıştır, lütfen yerinizden kalkmayınız!” anonsu ise bir uyarıdır.

Hatırlatma işe yaramaz çünkü çoğu insan zor yollardan tecrübe kazanır. Sert bir türbülansta kafasını tavana çakan hiçbir yolcu bu hatırlatmayı görmezden gelmez.

Uyarı işe yaramaz çünkü uçmak için değil, bir yerlere varmak için para öderiz. Bir yerlere varmak işi ise çoğu insan için kaygı, endişe, anksiyete demektir. Uçağa binerken ve inerken acele eden çoğu insan kaygı bozukluğu deneyimler.

Ne sattığını bil ki, hatırlatma ve uyarıların bir işe yarasın.

Israr sıkıcıdır

Fuarda bekleme salonundayız. Önümüzden her 15 dakikada bir elinde termosu ile çay satan güler yüzlü bir genç geçiyor. Her geçişinde “Yok teşekkürler, biz almayalım…” diye karşılık veriyoruz.

İçeriği ve sorma stilini çeşitlendirerek sanki bir önceki hiç yaşanmamış gibi tekrarlıyor: “Çay alır mısınız?”

Bu turda “Evet, alırız…” deyip bu tutarlılığa prim veriyoruz.

Israra değil. Çünkü ısrar sıkıcıdır.

Sebat ise aynı hedefe farklı yollarla ulaşma sanatıdır.

İfadede, yaklaşımda, öneride ve sözde tutarlılık: Pazarlama için hayatidir.

İnanmak isteriz

Haber başlığı şu: “Cinci hoca geri döndü!”

Geri döndü çünkü sattığı öykü çok güçlü. Var olmayan bir şeye inandırmak sıra dışı bir pazarlama konseptidir. Bunu başardıktan sonra istediğinizi, istediğiniz fiyattan satabilirsiniz.

Bir çocuğun diş perisinden, Hogwarts’ın büyülü koridorlarına kadar hızla yayılan ve kalıcı olan her öykü umutsuzca gerçek olmasını dilediğimiz vaatlerden oluşur.

İnanmak isteriz.

Kandırmak ister misin?

Yerinde sayamama

Bugün Bağdat’tayım.

Babil’in Asma Bahçeleri’nden modern dünyanın viranlığına uzanan 2500 yıllık bir yıkımın öyküsü.

Duraksız bir geri sayım.

Yerinde saymanın bile yeri geldiğinde ne kadar zor olduğunu gösteren bir gerileme.

Ne trajedi ama…

Amatör pazarlama

Kararlarımız ve seçimlerimizin çoğu, aslında tüm rast gelişlere tepkilerimiz duygusaldır.

Ve duygular ekseriyetle görecelidir.

iPhone veya Luppo fark etmez, bu takasın seni nasıl hissettirdiği satın almada belirleyici faktördür.

Hararetli ve günden güne gelişen bir tartışma olarak: “Qatar FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmalı mıdır?” sorusu pazarlama için kritiktir.

Çünkü olgular bir tarafa, bu soruya ilk bakışta verdiğin cevaplar yine duygusaldır.

Öncelikle, bir Dünya Kupası ile sokak arasında oynanan tek kale futbol maçının duygu ve heyecanı onu yaşayanlar için aynı seviyededir.

İki taraf da güvenli ve konforlu hissettikleri çevrenin etkisiyle yoğun duygusal iletişimdedir.

Qatar, bu duygu değişiminin yapılacağı mekanı kendi elementleri ile dönüştürerek tepki topladı. Burada karşı durduğun/durduğumuz duyguların çevirisi: Nostalji, özgürlük, vefa, öfke, acıma veya haset olabilir.

Hangisinin daha baskın olduğu önemli değildir.

Önemli olan, pazarlama için, Qatar’ın bu duygulara önem veremeyecek düzeyde amatör olmasıdır.

Çünkü ancak profesyoneller duygusal tarafsızlık geliştirebilir.

Qatar amatördür.

Soruyu tekrar soralım: “Amatörler FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmalı mıdır?”

Muhtemelen hayır.

Duygu kıyaslanabilir olmasa da bu etkinliği milyonlar paylaşır: Sadece bir mahallenin tek kale maçı değildir.

Hazırlanan kaza

“Otoyolda egzoza bulanmış açık simit satamazsın. Bu fakirlik seviyesini atlattık.”

Geçerli bir gözlemdir. Ve bir seviye değerlendirmesidir. Buna katılmayanların olduğu açıktır çünkü otoyolda hala simit satılır. Bu ve benzeri seviye kontrolleri ise regülatörün/devletin problemidir.

Tıpkı trafiği daha da çirkinleştirmiş Martı’lar gibi. Tıpkı mafya tarafından yönetilen taksiler gibi. Tıpkı Aleyna’yı kaldırımda yürürken arabasıyla ezip komaya sokan caniyi; 14 yıl önce aynı suçtan serbest bırakma meselesi gibi.

Kaza hayatımızın önemli bir parçasıdır. Umulmayan olayların içinde müşterek bir yaşam mücadelesi verdiğimiz de vakadır.

Ancak otoyolda satılan simit, Martı, taksi ve bu katil herif: Beklenmeyen değil, hazırlanan kazalardır.

Yazıklar olsun.

Karşılık

ABD’li Dışişleri Bakanı Henry Seward, Alaska’yı Rusya İmparatorluğu’ndan 7.2 milyon $ karşılığında satın almıştır.

Yani metrekaresi: 0.0000041 $ karşılığında.

Bugün Rusya için Alaska’nın metrekare değeri nedir?

ABD için karşılığının ne olduğu açık:

ABD’nin satın aldığı bu arazinin yeniden satış değeri; genel memnuniyeti karşısında bir anlam ifade etmemektedir. Bu nedenle Bitcoin’e yatırım yapmakla ev almak arasında büyük bir fark vardır.