Korku kullanışsızdır

Son ne zaman aldığın teklif tam da ihtiyacın olanı karşıladı?

Nadirdir.

Gün boyu teklifler alırız. “Anketimize katılmak ister misin?” sorusu tıpkı “Web Sitesi” çerezlerinin peşinde koşanlar gibi bir teklifin konusudur. İndirimler, terminler ve tüm itirazlarına rağmen “Bir adet daha almaz mısın?” diyenler…

Teklifler ikiye ayrılır: Uzlaşma ümit edenler ile uzlaşma dayatanlar.

Pazarlamanın önerileri ekseriyetle ikinci gruba girer. Çünkü çoğu pazarlamacı korkuyu kullanarak satar: Fırsatı kaçırma, geride kalma, kaybetme, eskime, dışlanma, utanma, yenilme ve diğerleri…

Korku ise uzun vadede kullanışsız bir araçtır.

Korkuyu en iyi kullananlar, hep en kötü yenilenler olmuştur (Hitler gibi).

Alternatif “Ümit” kavramı ile iş yapmaktadır (Apple, SpaceX, Tesla bunu yapar, Obama bunu yaptı).

“Senin için daha iyisi olduğunu düşündüğümüz bir teklifimiz var?”

Güzel bir başlangıç noktasıdır.

Aptallık meselesi

Aptal, zeka yoksunu kişi demektir ve bu sıfat noksanı vurgulamak için değil, genellikle küçümseme niyetiyle söylenir.

Birinin zekasının mı yoksa tecrübesinin mi gelişmemiş olduğunu anlamak ise çoğu durumda zordur.

Eğer mesele zeka geriliğiyse bu genetik bir yoksunluktur ve nasıl engelli birini yürüyemediği için aşağılamıyorsak aynı tutum ahmak kişi için de geçerli olmalıdır.

Eğer mevzu tecrübe eksikliğiyse hepimizin bir noktada aptal olduğunu ima etmiş olman seni zeka sahibi yapmaz.

Önyargı, bilginin az olduğu durumlarda güçlüdür.

Bilgisiz yargıçlık genetik değil, tercihen aptallıktır.

Dikkat et.

"Hatalıydım, kusura bakma"

“Hatalıydım, kusura bakma”yı sık duymuyorsak, hatalara karşı toleransımızda problem var demektir.

Evet, itiraf cesaret gerektirir ve çoğu kişide yoktur (Özellikle güç ve iktidar sahiplerinde). Ancak karşılığında adil ve hoşgörülü bir karşılık; alışılmış, olağan bir gelenek haline gelmelidir.

İtiraf sadece özür bekleyenin cesareti ile değil, kabul edenin cömertliği ile anlam bulabilir.

Geçenlerde karşıma bir istatistik çıktı: Avrupa’da cehennemin varlığına inançta %90 ile açık ara liderlik ediyorduk.

Tabi ki, bu veri birçok şekilde okunabilir ama cezalandırarak terbiyeye, ödül ile islahtan daha çok değer verdiğimiz vaka.

Hayırlı haftalar.

Gelecek gerçekleşir

“Yapay Zeka’ya ya da robotların iş gücüne hakim olacağı bir geleceğe hazır mıyız?”

Hayır. Biz hazır değiliz. Ancak bizden sonra gelenler ve gelecek olanlar hazır olacaktır.

Bir Millennial olarak, dedemin (Silent Gen.) iPhone’a hazır olmadığını çok net hatırlıyorum. Ben ise sabırsızlanıyordum.

Gelecek istesek de istemesek de gerçekleşir. Gelecek olan ile ilgili bazımız iyimser, bazımız kötümserdir. Bazımız hazır, bazımız boşta yakalanır.

Bir pazarlamacı olarak sorman gereken soru şudur:

Geleceğe hazır olanlara mı, yoksa değişmemekte diretenlere mi hitap edeceksin?

Tek nefeste pazarlama

Bugün Vodafone’dan paket uzatımı için arandım.

Telefondaki arkadaş hayran kalınacak bir hızla, 6-7 puntoluk o küçük yazıları tek nefeste okudu. Haklarım konusunda hiçbir bilgi edinemedim ama o sorumluluğu üzerinden attı.

Rahatladı.

Devam etmek için en ucuz paketi seçtim.

Hayırlaştık, telefonu kapattı.

En pahalısını satabilir miydi?

Tabi ki, ancak tek nefeste değil.

"Yeni yılda neler olacak?"

Başlık astroloji köşesinin cevaplamayı taahhüt ettiği bir soru. Bağlantıya tıklamadan önce geçen yıl iddia edilenleri okursan: Bugününe sağladıkları katkının sıfır olduğunu göreceksin.

Gelecek bilinemeyecek kadar karmaşık, tahminsiz bırakılamayacak kadar çekicidir.

Ancak tahmin, bizim kullanmayı sevdiğimiz şu hasarlı cümledeki “O tahminlerinde yanılmaz” iddiası kadar kesin değildir.

Tahmin, bir meteorologun; Doppler Radarı, radyonda, meteoroloji uyduları ve meteoroloji gözlem şamandıralarını kullanarak bir araya getirdiği veriyi, süper bilgisayarlarda geçmiş data ile kıyaslayarak ortaya koyduğu bir değerlendirmedir.

Yine de yanılır.

Senin Dünya Kupası finali maç skorun tahmin değil, sallamadır.

Bir astrologun (Yıldız falcısı) 2023 yılı iddiaları ise en hafif tabiriyle hurafedir.

Gelecek karmaşıktır: Düzenlemek istiyorsan bilerek yaşa.

Fiyat meselesi

Fiyatlama her zaman ilgimi çekmiştir çünkü neredeyse hiçbir koşulda doğru fiyatlama yoktur.

Yeni yılda maaşın için %30 zam talep ettiğini ve bunun dirençsiz kabul gördüğünü düşün: Harika değil mi? Değil. Zira gerçek değerinle bu %30’luk dilimin hiçbir ilgisi yoktur.

Dünya’da uçak içinde kullanılmak üzere yüzbinlerce can yeleği üretilir. Kaçı kullanılır? Can yeleğinin sıkıcı bir anonsun konusu olduğu durumdaki fiyatı ile ona acil ihtiyaç duyduğun halindeki fiyatı bir olabilir mi?

Jeff Bezos’a göre 2 tür şirket vardır: Fiyatları düşürmek ve yükseltmek için ter dökenler (Birincisi için Amazon, diğeri için Müzik/Eğelence sektörünü örnek alabilirsin).

Doğru bir sınıflandırmadır ama eksiktir.

Çünkü iki çeşit fiyat vardır: Ödemek istediğin ve istemediğin fiyat.

Bu iki zıt kutup arasında duran ise Pazarlamadır.

Özrün mahiyeti

Bir yolcu için “Gelmiş geçmiş en kötü hava yolu!” olmak istiyorsanız yolcunun valizini bir kere kaybetmeniz yeterlidir.

THY’nin sosyal medya hesaplarındaki yorumlarda orta yolu bulamazsınız: THY ya en kötüsüdür ya da en iyisi.

Bazı işler böyledir. Deneyim tek kullanımlıktır ve hataya yer yoktur. Ancak ‘özür’ farklı formlarda gelse de her koşulda geçerli bir etkileşim aracıdır ve pazarlama için çok önemlidir.

Mesela, bir uçak içi kargaşada biri üzerinize yüklendiğinde özür beklersiniz. “Ben de senin üzerine yükleneyim!” demezsiniz. Bu durumda sadece beyan yeterlidir çünkü insan için görünür olmak önemlidir. Tazminat bekleyen özür ise karşılığında zararın giderilmesini ister. Aklı başında her organizasyon için bu da basit bir değişimdir. Kompleks olan ‘ceza’ talep eden özürdür: Bu durumda zarara uğrayan sadece tazmin değil, yaşadığı duygusal acının intikamını isteyecektir. Alamadığında ise sizi “Dünya’nın en lanet hava yolu!” ilan edecektir.

Bir şirket ve organizasyon için önemli olan üçüncü kategoride deneyim üretmemektir. Bu ise ancak doğru, duygusal, insani ve zamanlı iletişim ile mümkün olabilir.

THY’nin yorum bölümü cezalı özür bekleyen müşterilerle doludur. Çünkü THY sahadaki ekibini eğitmek yerine Tomorrowland’a bilet kesmekle meşguldür.

Re: Birimci

Yeni yıla 19 gün kaldı. Değişen fazla bir şey yok. Sonuçlar ortada. Hatırlatmak istedim.


Nisan 17, 2022

En yüksek binayı, en büyük havaalanını veya en uzun duvarı inşa etme azminiz kolay mağlup edilir.

Çünkü büyüklük; zerafet, getiri, etkinlik, anlam, kalıcılık ve lüks gibi kavramların aksine bir metre ile geçilir.

Kendinizi tanımlamayı seçtiğiniz bu kıymet bir birim meselesidir. Ucuzdur. Kolay erişilir.

Uzun bir zamandır en büyük ve en yükseğe oynuyoruz. Bunun için talan, zarar, israf, tutarsızlık ve sıradanlık üretiyoruz.

Pazarlamanın sihri

“Noel” ve “Yeni Yıl” her zaman perakendenin zirveye ulaştığı dönem olmuştur. Ve muhtemelen de hep böyle olacaktır. Sektör sadece Amerika’da sezonda 900 milyar dolar üzerinde satış gerçekleştirir.

Noel’in öyküsü çok güçlüdür. Bir benzeri ve belki seküler formu olan Halloween (Cadılar Bayramı) da benzer motivasyon üzerine inşa edilmiştir: Sihir.

Noel sihirlidir. Noel’in etiketi pazarlamacısı için “Olağanüstüdür”.

Umutlu, konforlu, yeni bir sayfaya hoş ve samimi ilk dilektir: Mutlu Yıllar.

Ve bu dilek karşılığında hiçbir şey beklemeden etrafa hediyeler saçan bir sembol ile ticarete dönüşür. Karşılıksız verme iştahı bacadan giren Noel Baba ile kabartılır. Tabi ki, her şeyden önce satın alman gerekir.

Ne pahasına olursa olsun.

O kadar ki, yokluk içinde olan Amerikan başkanı Ulysses S. Grant bir noel gecesi ailesine hediye alabilmek için saatini rehin bırakır.

Bir pazarlamacı olarak bu motivasyondan pay almamak ancak ellerin armut topluyorsa caiz olabilir.

Mutlu alışverişler.