Niteleme

“Business Class”ın neredeyse hiçbir dilde kullanımda olan bir çevirisi yoktur. Ve neredeyse tüm havayolları bu sınıf için aynı ifadeyi kullanır.

Bu bir Selpak meselesi değildir. Çünkü özel isim değildir. Bir sıfattır.

Doğru niteleme ise en iyi markalamadır.

BMW X5 ve Land Rover Discovery; ikisi de birer Jeep’tir. Ve cip (Jeep) “General Purpose” (G.P.), yani “Genel Amaçlı” aracın Amerikan askeri argosundaki kısaltmasıdır.

Dile pelesenk olacak markalama için çok uzaklara dalmana gerek yoktur: Platinum, Elite veya Diamond mahalleden çıkamadan argon arşı turlayabilir. Markan olabilir.

(Bkz. App-Store, Post-it, Google, Chapstick, JetSki, Band-Aid, Polaroid, Memory Stick vd.)

"Self Service"

Costa’da kahve veya McDonalds’ta hamburger satın almak size oturma garantisi vermez. “Self Service” sadece servis ile ilgili değildir, kapasiteyi muhakeme etmeyi gerektirir.

Çünkü ürün fiyatlı, mekan bedava ve herkese açıktır.

Masa kovalayan insanlar için ise bu durum sıkıcı bir yarıştan çok bir aidiyet meselesine dönüşür. McDonalds yeni “Amerikan Kilisesi” ve Costa bir kütüphane olur.

Gerçekleştirmesi zordur.

Çekirdeğinde ürün vardır.

Güçlü ürün.

Nasıl hatırlanacaksın?

Garsonla aramdaki diyalog:

-Ben bir Kola “Light” alayım…

+Tamamdır abi.

-“Zero” değil ama “Light”.

+Evet abi. Gri olan!

Evet, gri olan. Renkler önemlidir. Görünüş önemlidir.

“Asla kitabı kapağına bakarak yargılamayın!” efsanesi Pazarlama söz konusu olduğunda geçersizdir.

Yargılarım. Yargılarız.

Pazarlamanın işi budur. Nasıl göründüğün önemlidir.

Özellikle kriz zamanlarında.

Kola “Light”ı gri kutusu ile hatırlıyoruz.

Starbucks, Netflix ve Spotify’ı kolpalıkları ile hatırlayacağız.

Yüzleşilmesi gereken gerçekler

Haklı veya haksız fark etmez: Her tartışmayı kazanabilirsiniz.

Ancak mesele argümanın galibiyeti meselesi değildir. Faydalı tartışma olgunun, vakanın yani gerçek durumun tespiti için yapılır. Ve hepsi olmasa da bazı gerçeklikler -çoğu argüman sahibinin hoşuna gitmez- perspektifinize göre değişkenlik gösterebilir.

Anlayış ve kavrayış şekliniz yaklaşımınıza ve nihayetinde argümanınıza şekil verir. Bu nedenle özellikle Sosyal Medya’da aynı olaya, aynı anda bakan yüzlerce kişinin farklı argümanlar ürettiğini görebilirsiniz.

Peki bu durumda gerçek nasıl tespit edilir?

Öncelikle gerçeği, ona duyduğumuz ihtiyacı ve onu deneyimleme şeklimizi tanımlamamız gerekir.

Gerçek, yaygın gözlemin konusudur. Tutarlıdır. Rastgele değildir.

Yerçekimi gibidir: Hepimiz için oradadır ve geçerlidir.

Ona duyduğumuz ihtiyaç ve onu deneyimleme şeklimiz ise görecelidir.

Zannediyorum ki, bir çocuğu, babasının intihar ederek öldüğü gerçeğiyle yüzleştirmenin ne gerçeğe ne de özneye faydası olacaktır. Diğer taraftan intihar etmek için köprüden atlayan bir kişi ile paraşütlü bir sporcunun yer çekimi deneyimi birbirinden tamamen farklı olacaktır.

Bu iki durum da seçimle ilgilidir ve seçim ekseriyetle gerçeğin size nasıl görünmesini istediğinizle ilintilidir. Bunu ise Dünya ile ilgili biriktirdiğiniz tüm tecrübe ve bilgileriniz şekillendirecektir.

Entelektüel olgunluk ve fevri olmamak bu özeti iyi anlamayı gerektirir.

Benim gerçeklik deneyimime göre ise bugün, kazanılacak argümanlar değil, yüzleşilecek gerçekler olduğunu kavramak hayatidir. Mesela, enkazdan çıkan kişinin duygu durumu ve beklentileri nispetinde şekillenebilecek “Tekbir” meselesi gibi konularla zaman harcamak entellektüel sığlıktır.

Tekrar ediyorum: Bulunduğumuz durum içinde kazanmak için peşinden koşulacak argüman yoktur. Yüzleşilmesi gereken gerçekler vardır.

Bu ise rastgele, tutarsız ve yaygın gözlem ile kanıtlanmamış meseleler etrafına çullanmak yerine; enkazı, yiten aile ve bireyi, buhar olmuş milli servet ve zamanı tüm ciddiyetiyle ele almayı tercih etmemiz ile başlayacaktır.

Her ne kadar bu durumda benim ve diğer birçok kişi için, işini yapmak -pazarlama yazmaya devam etmek gibi- zor olsa da yarından itibaren, kendimi ve okurlarımı bu didişmelerden korumak adına rutinime döneceğim.

Bir noktadan başlamamız lazım.

Ve unutmadan, evet, dün yitirdik.

Bugün doğanları kutlayalım: İyi ki doğdunuz, iyi ki varsınız.

Başarısızlık mı?

Bu aşamada yaşadıklarımızı başarısızlıktan ayırmamız gerekiyor.

Bu bir başarısızlık değil. Kesinlikle değil.

Çünkü başarısızlıklar öğreten vakalardır.

Buradan öğrenebileceğimiz bir şey yok. 1939, 1942, 1943, 1944, 1966, 1970, 1971, 1975, 1976, 1983, 1999 ve 2011 bugün işimize yarayabilecek neredeyse her şeyi bize öğretmişti.

Farkında değildik.

Artık farkına varmamız gereken bazı meseleler var.

Mesela şuradan başlayabiliriz: Bugünün bir imtihan olduğunu düşünmekten vazgeçebiliriz. Bugün hesap günü. İmtihanı dün ranta ve yolsuzluğa göz yumarken verdik.

Kaybettik.

Odak noktası

“Tarihin en büyük depremi…”

ve

“İhmaller zinciri!”

İki manşet. İki tespit. İki doğru. Bir ülke.

Birincisi önlenemez, ikincisi ciddi şekilde yola gelebilir.

Toplumumuz ihmalden kaynaklanan hatalara, suç işleme kararlılığından farklı yaklaşır.

Uğratılan zarar aynı olmasına rağmen ihmali suçtan ayıran nedir?

-Hatalara karşı yüksek toleransımız mı?

-Uysal kültürümüz mü?

-Mazlum fıtratımız mı?

Bilemiyorum.

Ancak bugün, buz kesmiş bir tavırla ikinci manşete odaklanmamız gerektiğinden eminim.

Buradan başla

Bugün neler yapabiliriz:

  • Elimizden gelenin en iyisini,

  • Kendimizi değil, mağdurları düşünerek daha tutumlu, özverili ve doğru seçimler kovalamayı,

  • Defansif veya ofansif değil, aktüel olmayı,

  • Uzun vadeli düşünmeyi (Yitirilenin sadece birey ve eşya değil, aile ve kültür olduğunu: Eşyayı ikame etme yarışına girişmeden önce neyi kaybettiğimizi iyice kavramayı),

  • Fırsatları eşitlemek için çalışmayı,

  • Verdiğimiz sözleri tutmanın dünden daha ehemmiyetli hale geldiğini anlamayı,

Bugün neler yapamayız:

  • Suçlamayı,

  • Kredi ve görüntü peşinde koşmayı,

  • Konfor ve eğlenceyi,

  • Asıl olanı unutup detaylarda boğulmayı,

  • Fırsat kovalamayı,

  • Sorumluluklarımızdan kaçmayı,

Ve yarın neye başlayacaksan şu 3 soru ile başla:

1- Zor olan kısım ne?

2- Neler öğrenmem gerekiyor?

3- Değer mi?

Kolay gelsin.

İyinin tanımı

Dibe doğru yarış kalkınmaya dönük verilen mücadeleden daha az ihtiraslı ve istikrarlı değil.

Dün Charlie Hebdo’nun karikatürü vicdan sahibi herkesi üzdü. Aynı yaklaşımı İtalya’daki depremde de göstermişlerdi.

İfade mutlaka özgür olmalıdır ama ifadenin bir eylem biçimi olduğu da unutulmamalıdır. Evet, ifade özgürdür ama sorumludur da. Özgür ve sorumsuz hiçbir şey yoktur. Bu ancak anarşinin tanımı olabilir. Ve bu durum Newton’un 3. Kuralı kadar nettir: Her aksiyon için eşit ölçüde karşıt reaksiyon üretilir.

Ve iyilik…

Bu gibi durumlarda genellemeden uzak durarak kendini gösterir. Hebdo’nun aksiyonuna karşılık: “İşte Uygar Avrupa!” iyinin üreteceği bir reaksiyon değildir. Çünkü bu haksız bir genelleme olur.

Deprem günü sabah 06:00’da bana ilk “Sizde her şey yolunda mı?” mesajını İtalyan bir tanıdığım gönderdi. Alman Bild gazetesi Türkçe “Sizi yanlız brakmayacağız!” manşetini attı. Yunan kurtarma ekibi 6 yaşındaki kız cocuğunu gözyaşları ile enkazdan çıkardı.

Ve daha nicesi…

İyi ve kötü her zaman siyah ve beyaz kadar ayrık değildir. Bazen ikisi birbirinin sınırlarına tecavüz edebilir. İyi hayli kötü ve kötü beklenmedik ölçüde iyi olabilir. Ancak ikisini birbirinden ayıran en kritik özellik: Ancak iyinin genellemeden kaçınan keskin tavrı olabilir. Çünkü bu adil olmak ile ilgilidir.

İyi olan; cömertlik, cesaret, metanet ve daha birçok erdemde zaafiyete düşebilir.

Adalet hariç.

Bugünün soruları

Çok büyük bir yıkım ve acı yaşıyoruz.

Bundan bir yıl sonra yakınlarını kaybetmemiş, malı zarar görmemiş birçoğumuz ise bugün hissettiklerini unutacak.

Geriye bugün sorgulanması gereken ancak ucuz acillere kurban edilmiş şu önemli seçimler kalacak:

1- Elinden gelenin en iyisini yapıyor musun?

2- Dün verdiğin sözleri bugünün karmaşasını bahane ederek erteliyor musun?

3- Dün görevin her neyse, bugün başında mısın? Değilsen, vekilin var mı?

4- Bugün “Belki sonra…” demenin maliyetinin farkında mısın?

5- Fırsat mı kolluyorsun yoksa fırsat mı yaratıyorsun?

Kibir değil, cömertlik. Çaresizlik değil, problem çözme. Bencillik değil, gönüllülük.

Yarın daha kolay ve daha konforlu olmayacak.

Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Sorumluluk ve kontrol

Bazı felaketler kaçınılmazdır.

Kontrol/Sorumluluk matrisini iyi anlamak ise bu kaçınılmaz durumlarda bizi doğru yönlendirebilir.

Kontrol etmek için öne çıkmak ile sorumluluk için gönüllü olmak arasında önemli farklar vardır.

Kontrol bu gibi afet durumlarında: Spekülasyon, erken suçlama, ölçüsüz reaksiyonlar ve kıyamet günü tellallığı gibi formlarda kendini gösterir.

Sorumluluk ise işler karıştığında bile nettir. Güç, istikrar ve cömertlik en berrak şekliyle ortadadır. Özeleştiri ve özür bugünün değil, yarının konusudur.

Bugün öne çıkmak istiyorsak kontrol için değil, sorumluluk için el kaldıralım.

Yarın hiçbirimiz “Keşke bugün daha fazla kontrol için, daha çok spekülasyona maruz kalsaydım!” demeyeceğiz.

Hepimize geçmiş olsun.

Başımız sağ olsun.