Sıkıcı

Sonuçların verdiği hazza süreci baypas ederek ulaşamazsın.

Sağlıklı ve amacı olan her işin prosesi kullanım kılavuzuna benzer. İhtiyacınız olan olmayan her şeyi ihtiva eder. Etmek zorundadır.

Ancak okuması da yazması da sıkıcıdır.

Ürün inşa etmek sıkıcıdır.

Ve sıkıcı sadece bir hal değil; kullanmaktan ve parçası olmaktan sıkılmaman gereken bir elementtir.

Eğer sıkıcı ile başa çıkamıyorsan işe hiç koyulma derim.

Hızlı infaz

Bugün Londra’da bir şirketin müşteri hizmetleri ile yaptığım görüşmede şöyle bir cevap aldım:

“Noel nedeniyle sevkiyatlarımız çok yoğun. Siparişiniz hala gönderilmemiş olabilir.”

Bu cevap bende hazır bir bahane izlenimi oluşturdu. Sinirlendim. Ön yargım harekete geçti ve tepki koydum: “Madem gönderemeyecektiniz, neden web sitenizde bugün teslimatı için söz verdiniz!”

Söz verip tutmamak bizim kültürümüzün önemli kodlarından biri. Alışkınız. Aynı beklentideydim. Ancak karşı taraf durumumu biraz kurcaladıktan sonra şunu fark etti: Ürün posta odasına bırakılmıştı. Sorunsuz teslim aldım.

Ön yargı böyle bir şey: Kolay ve hızlı inşa edilmez ama kolay ve hızlı infaz eder.

Keşke ders alsak.

Ahali

Bu aralar seyahat ediyorum.

Gündemimizi takip edemedim: Bu sabah fark ettim ki, hakem dövmüşüz.

Evet, dövmüşüz.

Bu saldırıda hepimizin payı var. Çünkü bireye böyle bir eylemde bulunma cesaretini veren umumdur. Bu kişi tek başına değil, ahali adına hareket etmiş.

Artık gizlenmeyi bırakıp nasıl bir toplum inşaa ettiğimiz gerçeği ile yüzleşmemiz gerekiyor.

Yoksa daha çok yerlerde sürünürüz.

Koleksiyoner

THY biniş kartı (Boarding pass) basmaya büyük ölçüde son verdi. Lounge’ta ise internet kullanımı için fişe şifre basan kiosk bir müddettir yok. İkincisine Atatürk Havalimanı döneminde bile anlam veremiyordum. Çok garip ve gereksiz bir israftı.

İlki ise üzdü: Adı koyulmamış bir biniş kartı koleksiyoneriydim.

Zaman belki de en çok derlemcilere düşman.

Ve evet, dijital koleksiyon ilgimi çekmiyor.

Soyut mefhumlar

Yaratıcı* (Creative) işlerin içinde olmuş, kimine de katkı sağlamış biri olarak gözlemim şu: Evet, creative’sen creative’sin. Sonradan olamazsın. Ve bu “Creative işlerden anlarım, iyi beğenirim!“le aynı değildir: Güzel beğenmek bir yetenek sayılmaz!

Ancak diğer yetenekler gibi creativeness da pratiksiz ve disiplinsiz hiç bir şey ifade etmiyor.

Ortaya iş koyana kadar yeteneklerin hepsi soyut mefhumlardır.

*Kavram bağnazı değilim ama creative’in karşılığı olacak güzel bir kelime bulamadık. İngilizcedeki ‘creator’ ve ’creative” arasındaki farkı ‘yaratıcı’ yakalayamıyor. Doğru bir kelime değil.

"Bu adil mi!"

Kalıbını belli belirsiz alışverişte ve kişiselleşmiş ticari ilişkilerde sık duyarsın.

Cevabı yoktur.

Çünkü takasın kendisi problemlidir: Sınırları flu, el sıkışırken gerçekleşmesi umulan beklentiler ise karşılıksızdır.

Bu duruma düşmeni engelleyecek 3 kriter:

1- Kiminle olursa olsun; her iş sözleşmesini kağıda dök. Bu sıradan bir WhatsApp yazışması bile olabilir. Yeterlidir.

2- Ne istediğin konusunda dürüst ve net ol. Senin için makul olan başkası için elverişli olmayabilir. “Makul” tehlikeli bir Ortadoğu kavramıdır. Uzak dur.

3- İş aldıysan parasını, para aldıysan işini zamanında teslim et.

Seçim problemi

Bugün arzında sıkıntı yaşadığımız meslek grupları ve zanaatlerin hiçbiri yüksek yetenek gerektiren alanlar değildir. Neredeyse ekserisi sağlam bir pratikle herkes tarafından yapılabilir.

Yeteneğin aksine pratik bir seçimdir. Ciddi adanmışlık gerektirir. Ve geliştikçe yetenekmiş gibi hissettirir.

Duvar ustası, elektrikçi veya boyacı piyasasındaki kıtlık; devletin bu alanlara yönelmesi gereken potansiyel kişilerin seçimlerini kolaylaştırmasıyla aşılabilir.

Yetenek veya insan problemimiz yok.

Seçimleri arafta, “Ben ne olacağım?” sorusuna cevap bulamayan boş gezer problemimiz var.

"Elimden gelen her şeyi yapacağım!"

Sadece bir koşulda kabul edilebilirdir:

Elini yeteri kadar hazırladın mı?

Pişme süresi veya biraz daha baharat; durumu iyileştirir mi, kötüleştirir mi? Eli hazır olan bir şef için bu kolay bir tercihtir.

Diğer her şey gibi elinden gelen de istikrarlı bir pratikten geçer.

Ve bu kalıp bahaneye hazırlık değil, ancak bir taahhüt olabilir.

Rakipsiz

“Rakipsiz fiyat…” mümkündür. Bir deli çıkıp zararına bile satış yapabilir.

Ancak “Rakipsiz kalite” olası değildir. Çünkü daha iyiye doğru yarışın sonu yoktur.

Hangi kulvarda koşmak istediğin sana kalmış.

Ün meselesi

TikTok’u indirmeyi denemedim bile. Bu durumun teknolojik mutaassıplık/bağnazlık veya Çin’den haz etmememle alakalı olmadığını belirtmem gerekir.

Sebebi çok basit: TikTok’ta ün sahibi olmuş kişiler benim piyasam değil. Bugün Türkiye’nin en çok takip edilen ilk 10 TikTok kullanıcısına baktım; sadece birini tanıyorum.

Bazı insanlar “Ne kadar ünlü?” ile “Kimin ünlüsü?” arasındaki farkı kavrayamıyor. Bunun sorumlularından biri de dilimizdeki eksiklik: “Ün” kelimesini TDK “Herkesçe bilinme…” olarak tanımlıyor. O kadar saçma ki, bir kişi nasıl herkesçe bilinebilir?

Mümkün değildir.

Bir hafta önce Henry Kissinger öldü.

Benim için ünlüydü.

Annem için değil.