Dikkat, takdir ve karar

Pazarlama ile yapmak istediğiniz; fark etmemizi sağlamak, takdir edilmek ve nihayetinde karar verdirmektir.

Seçim sorumlulukla gelir. Eğer hayati verilerimiz sağlıklı ve yerindeyse seve seve taşın altına elimizi koyarız, sorun yok. Ancak her şeyden önce:

1-Fark ve

2-Takdir etmemiz (Yaptığınız işi),

3-Karar vermemiz gerekir (Satın alma).

Güzel Pazarlama ile mümkündür…

Hangi insan?

Bugün Apple Event günüydü. Apple intro’yu (giriş/tanıtım) yine insanla yaptı. Reklam filmi, gerçek insanlar ve onların Apple ürünlerini kullanarak hayatlarını nasıl kolaylaştırdığına odaklanmıştı. Tabi seçilmiş insanlar: Bu ne demek şimdi?

Bu bir stereotip meselesi; yani içinde bulunduğu grubu en iyi temsil eden özellikleri taşıyan, örnek gösterilebilecek kişilerin seçimi ile ilgili. Buna karşı değilim ve hatta bunun bir arketip olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kestirme yolları tercih eder ve kalıp yargılara inanırlar. Bazen, aslında öyle olmayan birini aptal ya da hayli başarılı birini başarısız olarak değerlendirebiliriz. Ancak Apple’ın ve -açık konuşayım- Batı entelijansiyasını elinde tutan aşırı solun etkisindeki tüm şirketler, eşit olmayanları eşit ve doğruyu yanlış yapmada absürt bir ısrar gösteriyorlar. Bu ortaya irrasyonel bir tablo çıkartıyor (Detaylara girmekten imtina ediyorum).

Bu kritikten sonra yine Apple’ı Apple yapan ve tüm dikkat dağınıklıklarına rağmen -AI üretimi içerikler vd.- vazgeçmedikleri geleneksel insan odaklı yaklaşımlarının altını çizmek şarttır.

Pazarlama ancak odakta insan varsa (Ama hangi insan? Hehe) anlam üretebilir.

Her neyse, yarın güzel işler yap.

Anayasa tartışması

Golf ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Tek deneyimim THY Lounge’taki simülatörden ibaret. Ülke olarak da golf dünyası hakkında fazla söz sahibi olduğumuz söylenemez.

Bazen sosyal bilimler ve ona bağlı meselelerin sınırları golf veya tenis gibi sporlar kadar net değildir. Uzmanı olmayan herkes kendine kritik hakkı tanır. Mesela “Anayasa tartışması” bunlardan biridir. Üzerinden çok zaman geçmeden, çuvalladığımız bir önceki deneyimin bize fazla bir şeyler öğretmediği ise vaka.

İş yine öyle veya böyle, duygusal katılımın öğrenmedeki önemine bağlanıyor. Hiçbir bebek, emeklemede ısrar ettiği için yürümeyi öğrenmedi. Bir sonraki aşama, Golf hakkında konuşmaya başlamadan önce eline golf sopası almakla başlar. Aksi taktirde o merada koyunsuz çobandan farkımız kalmaz.

Umarım bu defa doğru kararlar veririz.

İlgisiz başlıklar

Bugün akışa düşen ilgisiz olduğum bazı başlıklar:

-Dilan Polat’tan tahliye sonrası ilk yorum!

-Cübbeli Ahmet’e saldırı anı…

-Jennifer Lopez’in intikam yemini!

-Hangi yemeğe hangi tuzu koyalım?

-Muhalefet erken seçimle kışkırttı!

İlgimi çekenler:

-Batı Şeria’da ABD’li Türk protestocu vurularak öldürüldü.

-ABD hisseleri, yavaşlama endişeleri nedeniyle son 18 ayın en kötü haftasını geçirdi.

-Bilim insanlarını korkutan asteroitler bunlar. Onlara karşı hazırlıklı mıyız?

-Kamala Harris sert bir savcı mıydı yoksa “suç konusunda yumuşak” bir liberal mi?

-Japonya, onlarca yılın en kötü pirinç sıkıntısıyla karşı karşıya.

Pazarlama ihtiyaçtır

Pazarlama her yerde, her koşulda, her ölçekte ve her zaman yapılabilir.

Ve doğru yapılırsa %100 işe yarar.

Pazarlama, insanların ihtiyaç duydukları hikayenin yayılması için koşullar yaratır. Bu şekilde insanların gitmek istedikleri yere ulaşmalarına yardımcı olur.

“İhtiyaç duydukları hikaye…” ifadesi bir aldatmacanın özeti değildir. Pazarlama genellikle olmakta olandır ve evet, bazen olmakta olan sağlıksızdır: Bu durumda ancak küçük düzeltmeler yapılabilir. Kısa veya orta vadede kitlesel dönüşümler mümkün değildir.

Ve unutmayın; birçok pazar vardır. Dilan Polat’ın piyasası sana/bana hitap etmiyor olabilir ama ona ihtiyaç duyan insanların varlığı ve çokluğu vakadır.

Anlam ve tahakküm

Barınma ve beslenmeden sonra anlam arayışı biz homo sapiens için uzun bir müddet geçerli bir kronolojik sonuç olmuştur. Mağaralara binlerce yıl önce yaptığımız çizimler ile güncel eylemlerimizin ekserisi anlamı kovalamakla ilgildir.

Lakin anlam zamanla değişir. Mesela, eskiden tek kullanımlık plastik şişe sunmak; bolluk, lüks veya hijyen mesajı vermenin kolay bir yoluydu. Şimdi ise bu sadece israf ve dar görüşlülüğün karşılığı.

Anlamı bulduk mu? Zannetmiyorum. Ancak aramaya devam etmekte de bir beis görmüyorum. Sıkıntı onu bulduğunu zannedenlerin tahakküm etme arzusuyla birlikte ortaya çıkıyor.

Bize karşı

Dünyanın bize karşı olduğunu düşünmek güzel bir konfor alanıdır. Velakin gerçek ve olası değildir. Dünya ekseriyetle bizden habersizdir. Bittabi adaletsizlik ve basmakalıpların infaz ettiği, kin tutan küçük insan gruplarının varlığı vakadır. Gerçektir. Ancak son kertede olan biten her şey kendi inşa ettiğimiz öykü çerçevesinde örgülenecek ve hayat bulacaktır.

İşler istediğimiz gibi gitmediğinde -ki genellikle gitmez- dış etkenlere değil, kurguladığımız sistemlere bakmamız daha faydalı olacaktır.

Ölçek bir

Bu aralar yurt dışındayım: Gerçi yurt içindeyken bile bazen maillerin size ulaşması için kullandığımız sağlayıcı zaman sapması yaşıyor. Bu aralar bu daha sık olursa sebebi mesafedir. E-posta ile yıllardır her gün sürdürdüğüm bu rutin benim için çok önemli-gerekçesi ise güzel bir Pazarlama için hayati bir konsepttir, söyle ki:

Ölçek sizi yanıltmasın. Daha fazla müşteri, daha fazla çalışan veya daha fazla pazar payı… Daha fazlası işlerin daha iyi olduğunu göstermez. Çalışan bir ölçekte kalmak da asla ödlek bir kaçış değildir. Aksi de sizi cesur yapmaz. Yaptığınız işe önem veren asıl kitle için anlamlı işler yapmanın en iyi yolu belki sadece ölçeği korumaktan ibaret olabilir.

Apple’a, Mac ve iPod’u geliştirirken bir düzine tam zamanlı çalışan yetmişti. Bugün, bin kat daha fazla mühendise sahipler ve neredeyse 10 yıldan fazladır çığır açan bir tane ürün piyasaya sürmediler. Aynısı Google, Microsoft, Slack vd. için geçerlidir.

Detaylar önemlidir. Ölçek düşündüğünden daha az.

Bu e-postayı her gün bekleyen 10 kişi, benim için, herhangi bir platformda fikrimi paylaştığım diğer 1000 kişiden daha değerlidir.

Değişim noktası

Kırılma noktası değişime gecikmiş her sürecin son uğrak yeridir. Bu noktada yapacağın en büyük hata tamir ile zaman kaybetmek olur. Tuttuğun yeri tamir etsen -emin ol- başı kırılır. İnadı bir kenara bırakıp değişmeye başlamak için bundan âlâ uyarı olmaz.

“Bu bir kırılma noktası abi!” dedi.

İyi güzel, günaydın.

Fazlası değil

Morpheus’tan Neo’ya:

“Bu senin son şansın. Bundan sonra geri dönüş olmayacak. Mavi hapı alırsan bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve neye inanmak istersen ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin ne kadar derinlere gittiğini gösteririm. Unutma, sana vadettiğim tek şey hakikat, fazlası değil…”

Harika bir Pazarlama sunumudur.

-Son şans,

-Aksi taktirde acı bir son ve

-Güçlü bir vaat,

Ancak unutma, sana vaat ettiği tek şey gerçek. Fazlası değil.

Kim gerçekten fazlasını ister ki?