Hareket berekettir

Nikola Tesla’nın bir dahi ama yokluk içinde öldüğü için berbat bir kapitalist olduğu söylenir. Bu doğru değildir. Tesla yaptığı sıra dışı işleri servet kazanmak için yapmamıştır. Otel odasında arkasına hiçbir şey bırakmadan ölmek onun kendi tercihidir. Gandhi öldüğünde geriye bir yemek kabı ve bir çift sandal bırakmıştır.

Eşyaya sahip olma güdüsü ve ihtiyacı türümüz için büyük illüzyondur. Bu yanılsama çoğumuzu hareket edemeyeceğimiz yüklerin altına sokar. Lütfen, sahip olduğunuz tüm eşyaları küçükten büyüğe kafanızda şöyle bir sıraya koyun ve bir sırt çantasına doldurun. Şimdi yürümeye çalışın…

Art niyetli pazarlama ihtiyacınız olmayan eşyaları size satarak sizi hareketsizleştirmeye çalışır. Doğruluğundan şüphe duymadığım bir Türk atasözü varsa o da “Nerede hareket, orada bereket” sözüdür.

Her pazarlama bereket için yani daha iyisi için çalışmaz. Daha çok satabilmek ve sizi asla sahip olamayacağınız bir illüzyona zincirlemek için mesai harcar. İhtiyacı arzularınız ile karıştıran tuzakları sinsi mesajlarla yayar.

Unutmayın; hava, su, gıda ve konaklama ihtiyaçtır, geri kalan hemen her şey arzularınızdır. Arzularınızı kontrol edin manipüle olmayın.

Katılıma iknanın zorluğu

İnsanların katılımcı olmasını sağlamak pazarlamanın başarması gereken en zor işlerden biridir. Dikkatini çektiğiniz tüketicinin üye veya dahil olmasını istemeden önce 2 soruya cevap vermeniz gerekir:

1- Katılımın tüketiciye faydası?

2- Tüketicinin organizasyona faydası?

Birincisi daha kritik gözükse de düğüm ikinci aşamada çözülür. Mesela oy vermeyi ele alalım. İptal edilen İstanbul seçimleri seçmenine katılımın rasyonalitesini sorgulattı. Anketler ”Seçilecek adayı dikkate almadan, seçimin değişim getireceğine inanıyor musunuz?” diye sorduğunda “İnanmıyorum!” cevabını verenler artık çoğunlukta. Yani seçmenin seçime (organizasyona) katkısını sorgulattığınız anda çıkacak sonucun (ürünün) olası kişisel faydası önemini yitiriyor.

Pazarlama da aynı dinamikle çalışır. Kaydolmanın organizasyona sağlayacağı katkıya ikna ettiğiniz tüketici kişisel çıkarlarını ikinci perdede değerlendirecektir. “Biz neden buradayız?” sorusunun cevabı çok önemlidir. Starbucks’ı dolduran kitleler sadece kahve için orada değildir. Tüketicinin öncelikle “Bizim gibiler buradayız ve bunu yapıyoruz!” mesajını satın alması gerekir.

Gerçeği söylemek

Pazarlama eğer sadece vurkaç mal satmak, kandırmak ve değerli dikkatlerimizi suistimal için yapılıyorsa pazarlama değildir. Pazarlama değiştirir. Değişime inandırır. Daha iyisi için söz verir. Bunları yaparken de öyküler anlatır. Her öykü gerçek olmak zorunda değildir ama ekseriyetle en dikkat çekeni ve en çok gürültü çıkaranı gerçek olanıdır. Gerçekle yüzleştirenidir.

Helsinki’de asılan bir pankart tam da bunu yapmıştı. Yine de pazarlama nedir diye sorarsan budur arkadaşım:

[Aklı başında hiç kimse Kasım’da Helsinki’ye gelmez. Sen hariç sert çocuk, hoşgeldin.]

Önemsemeyenler

İş dünyası için önemsemenin önemini vurgulayan birkaç yazı yazdım. Bu hayati özelliğin öğretilemeyeceğini savunanlardanım. Önemseme e_motional intelligence_ (Duygusal zeka)’nın en önemli ürünlerinden biridir. Önemseme yoksunu kişileri açığa çıkartan 3 tipik semptom vardır:

1- Vermezler hep alırlar.

2- Düzeltmek ve yapmak yerine eleştirirler.

3- Çalışmanın yerine tedirginlik içinde beklerler.

Şunu asla unutmayın A klas bir şirket yapısına C klas çalışanlarla ulaşamazsınız. Sizi temin ederim ki, önemsemeyenlerin sınıfı C’dir.

Jon Snow

GOT has ended so is the watch. Leaving trash of unsatisfied, devastated fans behind. Epic series wrapped with the most unlikely fashion imaginable.

Beside of compressed and primitive script, poor CGI and weak production GOT didn’t keep her main promises. Promises bred while main character of the show was built by GRRM heedfully.

Promise 1: Jon Snow (Bastard) became the Lord Commander of the Night’s Watch.

Promise 2: Assassinated Lord Commander resurrected by Lord of Light.

Promise 3: Jon Snow (Bastard) became King in the North.

Promise 4: Samwell Tarly and Bran revealed that Jon Snow is the son of Rheagar Targaryen and the rightful heir to the Iron Throne.

Promise 5: Jon Snow united armies to fight the Death and leaded them to the victory.

Above all Jon was only character devoted enough to go to the fiery edges of his highest limits. Only one actually can make the change happen. And you Benioff and Weiss; marked him assassin, exiled him to the land of no man, expelled the Dragon, the true King, alongside Wildlings (No offense but tribe of savages). Congratulation jerks, you did reductio ad absurdum.

79460893

Ancak süper sıkı bir Lost hayranıysanız bu sayılar sizin için bir anlam ifade edebilir. Constant/Sabit serinin bana göre en iyi bölümlerinden biriydi. Tabi her şeyden önce zamanda yolculuk konseptine çok farklı bir açıdan bakılmıştı. Diğer taraftan unique (eşsiz) bir aşk hikayesi müthiş bir drama ile işlenmiş ve ‘sabit’ kavramı izleyiciye aşkın eş anlamlısı olarak satılmıştı. 8 yıl sonrasına çok spesifik bir söz isteyenle, cesaret edip o sözü veren arasındaki eşine az rastlanır güven ilişkisi anlatılmıştı.

Constant’ın işlediği ‘sabit’ kavramı beni çok etkilemiş ve hep düşündürmüştür. Öncelikle sabitin seçimi çok önemlidir. Kahramanımız Desmond uzatmalı sevgilisi Penny’i seçmiştir ve bu işe yaramıştır. Penny Desmond’un onu araması için 8 yıl beklemiş ve söz verdiği gibi telefon numarasını (başlık) değiştirmemiştir.

Sizi gelecekte karşılayacak, sözleştiğiniz sabitiniz ne veya kim olacaktır? Müşteriniz mi? Hayranlarınız mı? Para mı? Kalite mi? Güven mi? Peki aradığınızda orada olacaklar mı?

Markalar da insanlar gibi sözler verip sözler alırlar.

“Daha iyisine inananlarla gelecekte buluşacağız!” sözünü veren Tesla’yı tüketicisi Penny’in yaptığı gibi sabırla beklemiştir. Tesla da sözünü tutmuş ve zamanı geldiğinde o aramayı yapmıştır.

Size layık olduğunu düşündüğünüz sabitinizi bulun ve gelecek için sözleşin. Gelecek o halde sizin olacaktır.

Doğru ve alçak gönüllü

Süper güçlü ve havalı mahallenin örümcek adamı, teyzesinden okul çantası satın almak için borç para istediğinde izleyicisi tarafından sahiplenilir. Gece nöbetçilerinin komutanı, kuzeyin kralı ve yedi krallığın imparatoru ünvanlarını elinin tersiyle iten Jon Snow’u seyircisi bağrına basar.

Güçlü ama doğru, layık ama alçak gönüllü olan sahiplenilir ve sevilir. Sadece güçlü ve layık görünen sevimsizleşir, korkutur. En iyisi olabilirsiniz ancak sahiplenilmek ve sevilmek istiyorsanız her koşulda doğru ve alçak gönüllü olmak değişmez kuralınız olsun.

Acaba

Niels Bohr’a “Sen bilim insanısın, kapının dışına nal asarak kötü ruhlardan korunmaya çalışmak sana yakışıyor mu?” diye sorduklarında “İnanmasan da işe yarıyor dediler!” cevabını verir.

‘Acaba?’ sorusu kritik bir sorudur. Bir arketiptir. Her şeyi bilmemiz, sebep ve sonuçlarını anlamamız mümkün değildir. Gözlem ve deney ile ölçen bilime güvenimiz tam olsa da ‘Acaba?’ sorusu evren varlığını sürdürdükçe sorulacaktır. Verilerinize güvenin ama konu tüketici karar ve alışkanlıkları noktasında karar vermeye geldiğinde bir acabalık yeriniz olsun.

Peak

Peak bir yazılım şirketi. Reklam kampanyaları ile Türkiye’nin gündemine oturdular. Sadece fikrin kendisi değil çalıntı olması da büyük sansasyon yarattı.

Peak asıl hedef kitlesinin dikkatini çekmektense herkese seslenmeyi tercih etti. Tüm televizyon kanallarını aynı anda, aynı mesaj yayını ile kapattı. Bunun büyük bir hata olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce Peak’in mesajı TV izleyen kitlenin %99,99’unun ilgi alanına girmiyordu. %0,01’i etkilemek için %99,99’un maliyetine katlanmak akıl karı değildir. Maliyet bir tarafa kendi kitlenizi seçkin ve hariç tutarak mesaj göndermek daha etkin sonuçlar doğurur.

Çok insana çok para harcayarak ulaşmak yerine doğru insanlara doğru mesajlar vererek ulaşmaya çalışın.

Fikirler değersizdir

İnsanlar fikirlerinin çalınmasından korkarlar. Kimsenin aklına gelmemiş (Ki çok çok nadirdir) bir fikirleri varsa gizlilik telaşına kapılırlar. Fikri mülkiyetin korunması meselesi alelade bir konu değildir tabiki. Derdim konuyu hafife almak değil ancak fikrin kendisi şu 3 unsur olmadan değersizdir:

-Strateji

-Hedef

-Heyecan

Stratejiniz fikrin hedefine ulaşması için olgunlaşmasını sağlayan sürecin bütünüdür. Strateji de ham fikirleriniz gibi tek başına rakiplerinizin işine yaramaz. Çünkü strateji çok kapsamlıdır. Lakin stratejiyi çalıştıran taktikleriniz bazen fikrin kendisinden daha değerli olabilir. Bu nedenle taktiklerinizi sıkı koruyun. Hedef ise fikrinizin doğuracağı sonuçların buluşma noktası olacaktır. Bu buluşma noktasına ancak heyecan dolu bir ekiple yürüyebilirsiniz. Son kertede; stratejinin heyecan dolu bir hedefe ulaştırmadığı fikirler değersizdir.