İtaatsizlik

Döner sandalyenin mucidi, Birleşik Devletler’in 3. Başkanı Thomas Jefferson‘un çok klas bir tespiti vardır:

“Eğer kanun adil değilse itaatsizlik göstermek doğru bir eylem olmanın ötesinde bir mecburiyettir.”

Bu düşünce kalıbını sadece hukukla değil bir çok konu ile ilintileyebilirsiniz. İnsanlar mantıklı ve adil olmayan uygulamalara boyun eğmemeye programlanmıştır. Bize bahşedilen özgür irade bunu gerektirir. Bu nedenle Wikipedia engelini kırıyoruz. Bu nedenle adil olmayan vergi ve uygulamalar yüzünden kaçakçılık ve usulsüzlük yapıyoruz. Yollarımız ve şehir planlamamız adil ve mantıklı olmadığı için trafik kurallarına uymuyor ve yayalara yol verecek sabrı kendimizde bulamıyoruz.

İyi yöneticiler itaatsizliği cezalandırmakla değil onu ortaya çıkartan koşulları düzeltmekle uğraşır.

Burger King ne yaptı?

Burger King’in Whopper Detour kampanyası Cannes’te Grand Prix kazandı. ABD’de yürütülmüştü kampanya. Kısa detayı şöyle:

Burger King’in mobil uygulamasını indirdikten sonra size en yakın Mc Donald’s’a gidip oradan 1c$ (Yani 0.05₺)’ye Whopper siparişi veriyorsunuz. Siparişi verdikten sonra uygulama sizi hemen en yakın Burger King’e yönlendiriyor. Eğer 5 kuruşa Whopper yemek istiyorsanız, bunu ancak McDonald’s’tayken sipariş vererek yapabilirsiniz.

Dahice.

Promosyonla kitlesel olmak kolaydır. Ama çabuk unutulursunuz. Unutulmamak için bir öyküye ihtiyacınız vardır. Burger King öyküsüne ezeli rakibi McDonalds’tan ‘U dönüşü’ yaptırmakla başlamış. Siz buna cesaret edebilir misiniz?

Gizemli gündemler

Nasca Lines, Stonehenge, Mayalar, Piramitler ve diğerleri… Gizemleriyle hatırı sayılı kişilerin gündemini belirliyorlar. İnsanın bir Pantomath olması yani her şeyi bilmesi mümkün değildir. Evren gözlem ve deneylerimize göre sonsuzdur. Bu nedenle gizem varlığını hep sürdürecektir. Ona harcadığımız dikkatler de aynı şekilde. Ancak teknoloji sayesinde dikkatlerimizi bu noktada optimize etmeyi kısmen başardık. Artık 7/24 kayıt altında olan şehirlerde, gulyabani veya ruhların dolaştığına dair gizemli haberler duymuyoruz. Bugüne kadar metafizik bir varlığın gözlemle kayıt altına alındığına da hiç şahit olmadık. İspat edilebilirlik öne çıktıkça bu tarz iddialar dolayısıyla oraya yönelecek dikkatlerin de fiyatı arttı.

Yalan veya doğru, faydalı veya değil birileri hep gizemli gündemler üretmeye devam edecektir. Gündem üretmek bir yönlendirme aracı olmasından ziyade ciddi de bir gelir kaynağıdır. Gündeme dikkatinizi verip vermemek, yani onu satın alıp almamak sizin elinizde. Tavsiyem şu: Her gündemi satın almayın. Dikkatinizi ucuza satmayın.

Kendime notlar #4

Popülizmin (sağ ve sol farketmez) en büyük silahı manipülasyon ve demagojidir. Bu silahlar şu temel perspektifi güçlendirmeyi hedefler: Bizler gibi düşünenlerin dışında herkes şeytandır ve ‘dış güçlere’ hizmet eder.

Popülizmin tükettiği yakıt koşulsuz sadakattir. Siyasi bir felsefe akımının veya herhangi bir dinin öğretileri doktrin olarak değil de dogma olarak pazarlanır. Bu dogma sadakati canlı tutar. Kararlar sorgulanamaz ve tartışılamaz derecede net, doğru yani a prioridir.

Popülizmin tamir edilemez yıkımlarından korunmak için antidot şudur: Hiç bir metin dogma değildir. Dini metinler bile birer rehber ve en nihai noktada ancak birer doktrin olarak kabul edilmelidir. Her olgu deneye tabidir.

'Sansasyonel' pazarlama değildir

Pazarlama dikkat çeker. Lakin dikkat çekmek yeterli değildir. Güven kazanmanız gerekir. Caner’in kafasında bardak kırması, Sabri’nin Esra Ceyhan’da uçma girişimi dikkat çekicidir. Sansasyoneldir ancak güven kazandırmaz.

‘Sansasyon’ Latin kökenli bir kelime. İnsanın şok halini ifade ediyor. Çoğu pazarlamacı bir dikkat çekme aracı olarak sansasyonel olmayı gerekli ve çekici bulur. Onları suçlayamam ne var ki, dikkatin ödemesi gereken bedelin ‘güven’ olduğu unutulmamalıdır. Bu ayarı yapmazsanız kampanyanız başarısız olur. Mesela George Lois’in (aka Mad Man) “Muhammed Ali’nin İhtirası” konulu Esquire kapağı sansasyoneldir ve fakat arkasındaki öykü de güven vericidir. Pazarlama, bu yolla hedefine ulaşır.

Kontrol vananız şu: Evet, pazarlama dikkat çekmelidir ama ne pahasına?

Rutin organik pazarlamadır

Rutin çok önemli bir kavramdır. Her insanın bir rutininin olması gerekir. Davranışsal psikolojinin alanına giren bu konu birçok tedavide metod olarak kullanılır. Hatta klinik psikiyatr Jordan Peterson, rutinsizliği bazı obsesif kompulsif bozukluklara sebep olarak gösterir. Yatıp kalktığınız belli bir saat, düzenli bir diyet, egzersiz programı veya kişisel gelişim için kendinize ayırdığınız bir zaman dilimi önemli rutinler arasındadır. Rutin kendinizi daha iyi anlamanızı ve değerlendirmenizi sağlar.

Markalar ve insanlar arasında bu noktada rahatlıkla bir analoji kurabilirsiniz. Markaların da bir rutini olmalıdır. Mesela Apple her yıl eylül ayında yeni iPhone lansmanı gerçekleştirir; bu Apple için bir rutindir. Bana göre rutin organik pazarlamanın bir parçasıdır. Babalar gününde Vito Corleone veya 10 Kasım’da Atatürk fotosunu Instagram’da paylaşma rutininden bahsetmiyorum. Değişikliğe teşne, beklenti oluşturan ve onu yönetecek rutinler oluşturun.

Markanıza has bir Black Friday veya bir Super Bowl günü yaratın ve bunu rutine çevirin.

Rutin hakkında yazmaya devam edeceğim…

İsim değil nitelik

Jobs’un ikinci şirketinin ismi Sonraki’ydi (Next). İlk şirketinin ismi Elma (Apple). Bu kadar basit ve alelade. Şirket kuran ve büyük hayallerle iş hayatına atılmaya çalışan çoğu girişimci marka ismine takılıyor. Odaklarını asıl önemli olandan kaçırıyorlar: Nitelik.

Bugün Türk Dil Kurumu AU (altın)’ın ismini ‘teneke’ olarak değiştirme kararı versin altın borsa değerinden hiçbir şey kaybetmez. Altına değer veren ismi değil paslanmaya karşı yüksek direnç gösteren niteliksel yapısıdır.

İzafiyet

Beyaz Saray Bütçe ve Yönetim Ofisi’ne göre insan hayatının değeri 7 ila 9 milyon $ arasında değişmektedir. Bu rakam ekonomik bir varsayıma dayanıyor. İnsanların hayatları boyunca yaptıkları riskli seçimlerin ve genel yaşam koşullarının ortalaması alınıyor. Aynı ortalama, cinayet endeksinde dünya lideri olan El Salvador için farklı sonuçlar verecektir. Keza insan hayatına Oslo’da farklı Kabil’de farklı değer biçilecektir.

Varlığın gerçek değeri nedir? Sevdiğinizin hayatını 9 milyon $‘a değişir misiniz? MoMA’daki van Gogh’un Yıldızlı Gece’si niye paha biçilmezdir? Peki aynı tabloyu Irak’ın kırsal bir köyünde 100$’a satabilir misiniz? İzafiyet/Görelilik sadece bir teori değildir; hayatın kendisidir. Eğer zaman ve emek tüketerek değer ürettiğiniz işiniz, markanız, ürününüz veya sanatınız hiçe alıcı buluyorsa; ürününüzde değil pazarınızda sorun var demektir. Pazarınızı değiştirin değeriniz artsın.

Babalar gününüz kutlu olsun.

Pazarlama risk alır

Pazarlama değiştirir, bariyerleri yıkar ve geleceği yeniden tanımlar. ‘Bunu nasıl yapar?’ sorusu çokça soruluyor. Her şeyden önce; risk alarak!

Ricky Gervais bana göre bu yüzyılın yetştirdiği en iyi komedyenlerden biri. The Office’in yaratıcısı 2010 yılında Golden Globe’u sunmayı kabul ettiğinde aldığı riskin farkındaydı. Çünkü alışılmışın dışında mizah anlayışıyla, kalıpları yıkarak olayı ele alacağını biliyordu. Show’un bir bölümünde HFPA’yı (Organizatörü) tiye alan şakasının ardından, Golden Globe sunuculuğunu kastederek şu cümleyi kuracaktı:

“Nasıl olsa bu işi bir daha yapmayacağım…”

2010’dan sonra Ricky 3 kere daha aynı organizatör tarafından geri çağırılacaktı. Ricky’nin yer aldığı bölümler ise Youtube’da milyonlarca kez izlenecekti.

Risk almanın bir tanımı da budur. Zihni yapının (mindset) bazen olaylara bu çocuksu içgüdü ile yaklaşması gerekir. Bazen fırsatlar anlıktır. Olayı Ricky’nin yaptığı gibi bir daha olmayacak çılgınlığı ile ele almak geleceği değiştirir.