Kombin süreci hızlandırır

Kombin yapmak yorucudur. Tabi her şeyden önce insan üşengeç ve zor bir karar vericidir. Hele hele önüne birden çok seçenek sunulduğunda tam bir tıkanma yaşanır. 18. yüzyılda cansız mankenleri icat ettik ve kıyafetler için kombinler üretmeye başladık. Amerika’nın yoğun katkısıyla 1950’lerden sonra başlayan pazarlama furyası hazır kombinleri her alana yaydı. McDonald’s menüleri ve fantezi isimleriyle seçimlerimiz kolaylaştı.

Hazır kombinlerle müşterilerine hizmet vermek isteyen markaların şunu anlaması gerekir; ‘kombin’ seçimi kolaylaştırmak ve satış sürecini hızlandırmak için yapılır, karmaşıklaştırmak için değil. Özellikle Türkiye’de bazı markalar bu işi eline yüzüne bulaştırıyor. Pizza menüsünde ürün ismini ‘Supreme Stuffed Exclusive Lux Pizza’ koyup çarşaf gibi açıklamalar yapmaya gerek yok.

Kiminle tartışılmaz?

Fikirlerinin olgulardan değerli olduğunu düşünen kişiyle tartışılmaz. Sizin fikirleriniz ve duygularınız inciniyor diye gerçekler değişmez. Popülariteyi doğruyla aynı kefeye koyan kişiyle tartışılmaz. Bir şeyi çoğunluğun kabul ediyor olması o şeyin doğru olduğunu kanıtlamaz. Sadece muhalefet olsun diye konuşan, argümansız ve manipülatif olan kişiyle tartışılmaz. Tartışma tezleri kanıtlamak için yapılır, sidik yarıştırmak için değil.

Kur riskli ama kazançlıdır

Craig Ferguson yıllarca Amerika’da talk showculuk yapmış İskoç bir komedyen. Aşina olduğunuz Letterman, Leno ve Kimmel gibi isimlerin aksine Craig, sıra dışı konuları ele almış ve alışılmışın dışında bir tarzla kadın konuklarına kur yaparak yardırmış bir komedyendi.

Gücendirmeden kur yapabilmek beceri ister. Ölçüyü biraz kaçırsanız tacizle suçlanabilirsiniz. Duygulara oynamak hayli zordur. Lakin doğru yapılırsa ciddi kazandırır. Bazı markalar bunu ustaca yapmaktadır. Güncel, iyi örneklerden biri Wendy’s’tir. Kendinizi bu alanda konumlandırmak isterseniz markanın Twitter hesabını bir gözden geçirin derim.

Sadelik dikkat çeker

Lincoln’ü çok severim. Kitap aşkı ile yaşamış bu lideri kitaplardan tanıdım. Şeksiz/şüphesiz, yakın tarihin gördüğü en önemli şahsiyetlerden biridir. Bir arkadaşının mektubuna cevap verirken sona şu notu ekler: “Kusura bakma kısa yazamadım çünkü vaktim yoktu.”

Sadelik zor zanaattir. Sade olmak zaman alır. Da Vinci “Sadelik nihai karmaşıklıktır” der. Sadeliği DNA’sına işlemiş Apple en karmaşık olanı bu prensiple en sadeye dönüştürmüştür.

Özenilmiş sadelik, şatafatla tevazunun füzyonudur.

Karmaşık olan yorar. Sadelik dikkat çeker. Markalar! İlk hedefiniz ‘dikkat’ yolunuz ‘sadelik’ olsun.

Rutin fevrinin zıttıdır

Rutin çok önemlidir. İstisnasız, başarılı olan herkesin sağlam bir rutini vardır. Rutin sürece inananların ve ölçmeden iyileştiremeyeceğini bilenlerin kıblesidir. Rutin fevrinin zıttı, temkinin eş anlamlısıdır.

Son dönemde özellikle Z neslinin kıskacında absürt bir durum yaşanıyor. Hatalı veya değil çalışan sistemlere karşı hep daha iyisini talep eden bir isyan, bir çağrı var. Bu çağrı özellikle çok iyi mobilize olmuş neslin elinde hemen karşılık buluyor. Çalışan sistem devre dışı bırakılıyor ve fakat yeri doldurulamıyor veya süreklilik sağlanamıyor.

İnsanlığı bugünlere getiren çalışan rutinlerdir. Yeni ve süper bir fikriniz olabilir, lakin fikir rutine dönüştürülemiyorsa sonuç hezimet olacaktır. Şirketinizde, markanızın pazarlama stratejisinde bir şeyleri değiştirmeye çalışırken (Bu Z neslinin baskısı veya başka bir nedenle olabilir) rutin kavramını radarınızdan çıkartmayın.

Slavoj Žižek, devrimin galip gelip İngiltere parlamentosunun havaya uçuruluşu ile biten V for Vendetta filmi için şu yorumu yapar:

“Tabirimi mazur görün ama V For Vendetta Bölüm II’yi görebilmek için annemi köle pazarında satardım. Sebebi şu; evet arkadaşlar gücü elinize aldınız, peki ya şimdi? Önerdiğiniz yeni model ne?”

İki kritik soru

Şansın başarıda etkisi çok tartışılır. Bazı düşünürler şansın önemli bir faktör olduğunu vurgularlar. Bazılarına göre de şans bir illüzyondur, asıl önemli olan çok çalışmak ve gayrettir.

Şansın ölçülemeyecek bir girdi olduğunu dikkate alarak, çalışma ve gayretle aynı safta değerlendirmekten imtina ediyorum. Lakin şansın ne anlama geldiğini didiklemek hoşuma gidiyor. Eğer “Bugüne kadar her şeyi doğru yaptım ama neden istediğim yerde değilim?” diye soruyor ve şansı suçluyorsanız; yanılıyorsunuz. Şans olarak tasvir ettiğiniz hayati önemde olduğunu düşündüğüm iki kavram ve bağlı olarak iki sorum var:

  1. Sizi kimler tanıyor?

  2. Size kimler güveniyor?

İş dünyasında yeteneklerinizin ve çok çalışıyor olmanızın bir noktadan sonra önemi yoktur. Etrafınızda sizden çok daha yeteneksiz olduğunu düşündüğünüz yöneticiler vardır. Sizin üstünüzdedirler çünkü iki kritik soruya kapsamlı ve kaliteli cevapları vardır.

Verdikleri cevaplar network demektir.

Mentor vs hero

“My dad is my hero!” or “My fiancé is my true hero” kind of phrases we hear a lot. These people time to time fails to continue their connections due to false anticipations. Concept of ‘hero’ is based on unknown and distance. Your hero never is aware of your existence. Insomuch that you never know her true identity. Fair enough she never exposes that (Like Spider-Women). These are conditions of being a hero.

On the other hand what you mean, moreover what you need is a mentor. Mentor follows up and rates your progress. Mentor voluntarily takes your side.

You don’t need a hero you need a mentor.

Yeterli?

2011 yılında Mark Duggan isimli siyahi bir gencin polis tarafıdan öldürülmesiyle başlayan isyanlar İngiltere’nin 15 şehrine yayılmıştı. Ardında 5 ölü ve 300 milyon $ yıkım bırakan protestoların kısa sürede amacından saptığına şahit olmuştuk. İnsanlar mağazaları ve bankaları yağmalamışlardı. İlginç olan böylesi kritik bir durumda bile tüketim çılgınlığının ağır bir dramayla varlığını devam ettirmesiydi. Sosyal yıkım tüketiciyi durdurmak için ‘yeterli’ olmamıştı.

Özellikle son 10 yılda tüketim eğilimimizde ‘yeter’ noktasını görmekte zorlanıyorum. İstanbul’da 160 adet Starbucks var. Söyleyeceklerim kulağa antagonist veya leftist refleksli gelebilir ama inanınki, İstanbul çöl olsa ve tek su satan ben olsam 160 şubeye ulaşamam. Provokatif olsun diye verdiğim İngiltere örneğindeki gibi, yaşadığımız tüketim sorununun sınıf problemleri ile alakalı olduğunu düşünmüyorum. Bu bir fıtrat meselesi ve gördüğüm şu; ‘yeterli’ kavramının -maalesef- 21. yüzyıl postmodern sözlüğünde yeri yok.

Tasarım mükemmel olmalıdır

Tasarımın büyülü bir şey olduğuna inanıyorum. Akıllı telefonunuz veya kullandığınız arabanıza baktığınızda yüzlerce detaydan birçoğu size hiçbir şey ifade etmez. Yine de bir bütünün parçaları olarak oradadırlar. Apple’ın efsanevi tasarımcısı Jon Ive şunu söyler:

“Söz konusu tasarımsa; iyi mükemmelin düşmanıdır.”

Tasarım mükemmeli hedeflemelidir. Aksi taktirde ‘iyi’ ağır bedeller ödetir. Mesela Sabiha Gökçen Havalimanını ele alalım. 1998 yılında projeyi tasarlayanlar proje alanına ve aslında Türkiye’ye o kadar dar gözle bakmışlardır ki, ilerleyen yıllarda ihtiyaç duyulacak genişlemeyi göz ardı etmişlerdir. Şu anda SG Havalimanı genişletme projesi için suni tüneller, 30 milyon metreküp zemin dolgu velhasıl on milyonlarca dolar ekstra maliyet yapılmaktadır. Bugün ödenen bedel başlangıçta yapılan tasarım hatasının sonucudur. İyi tasarım size bedeller ödedir. Tasarım mükemmel olmalıdır.

Hurdles to hustles

We have more than 30,000 different type of smartphones in our lives. More than a dozen will fit your needs. Having options is not a problem anymore. Choosing tho is kinda tricky.

We are living in an era which I describe as replacing old world hurdles to new world hustles. We solved connection issues yet we are less connected. Ironically; less connected to our loved ones, neighbors, clients etc. Connection matters. When you are connected you are wired to listen, to understand and to care. People who receive such an attentions are more tended to make decisions.

Listen, understand and care for your clients. Among thousands of options and in an era of hustlers they will choose you.