Tez olma

Amerikan iç savaşı başladığında büyük bir çoğunluk “90 gün sürecek!” demişti.

4 yıl sürdü.

Tez canlılık fıtratımızın önemli bir parçası. Fragmanlarımız, modellerimiz ve geri sayımlarımız bu huyumuzun bir ürünü. Bu huy bütünün kısmıyla yetinenlerin huyudur.

Tez canlılık zaman yönetiminin ve üretkenliğin düşmanıdır.

Dikkat edin.

Mucize gözlükler

88 yapımlı They Live’de ana karakterimiz her şeyin iç yüzünü gösterir güneş gözlüklerini keşfeder…

Gözlükleri takıp bilgisayar reklamı olan billboard’a baktığında ‘İtaat et’ klişesini, Karayipler’e davet eden turizm acentesi reklamına baktığında da ‘Evlen ve Üre’ mesajını okur.

Peki gerçekten pazarlama bir şey söylemek isterken aslında başka bir şey mi söyler?

Evet.

Ancak pazarlama kandırmaz, daha iyisine çağırır. Daha iyi bir ‘fırsat’ söz konusuysa sizi iknaya çalışır.

Sizin farkında olup bizim bilemediğimiz kaçırılan bir fırsat mı var?

Varsa anlatın.

Diğer 999 şeyin dışında ‘pazarlama’ budur.

Hazzı erteleme

Sürece inananlar sonuçlar hakkında kaygılanmaz. Çünkü sonuçlar çoğu zaman öngörülenden daha geç kendini gösterir. Odak sonuçta değil sürecin kendisinde olmalıdır.

Sürece odaklanan hazzı erteleme (pleasure delayer) güdüsü ile iş yapmalıdır.

Hazzı erteleme; süreçte olgunlaşan ve gelişenlerin huyudur.

Satış ise uzun ve yorucu bir süreçtir.

İyi satışçı sonuca değil sürece odaklanan haz erteleyicisidir.

Bitaraf olan bahtiyar olur

Hiçbir savaş toplumsal konsensüsle başlamaz. Çıkar grupların kılıç çekmesinden çok sonra toplumlar taraf seçer veya seçmek zorunda bırakılır.

Taraf seçmek bir opsiyon olarak sunulsa da çoğunlukla bir mecburiyettir.

“Bitaraf olan bertaraf olur!” tehlikeli bir klişedir.

Ekseriyetle tarafsızlık taraf olmaktan daha faydalıdır.

Özellikle markaların derin toplumsal ayrışmaları tetikleyen konularda taraf tutmaması çok önemlidir. Ancak argümanın çıkış noktası çevrecilik ve insan/hayvan hakları ile ilgiliyse aksiyon alınabilir.

Meşhur değil bilinir ol

Markalar için meşhur olmak (fame) nihai hedef değildir. Çok konuşulmak yani ‘şöhret’ ve ‘bilinir’ olmak arasında fark vardır.

‘Bilinir’ nitelikli olanla ilintilidir.

Victoria Beckham’ın 2001 tarihli otobiyografisinde ‘Persil Matik’ten daha meşhur olmak istiyordum!’ ifadesi çok konuşulmayı ve gündemde olmayı hedefler. Bunun için de koşul bildirmez.

Her kanalda aylarca reklamları dönen Persil Matik niteliksiz şöhret sahibidir. Sıfır reklam kampanyasıyla pazarlama yapan Tesla ise bilinirdir.

Öyküler ilham verir

Öyküler ilham verir. İlham ise yeni ve benzersiz olana teşnedir.

Tolkien fantastik öykülerini 1937 yılında yazmaya başladı. 64 yıl sonra o öykülerden ilham alan Peter Jackson 5.8 milyar dolar hasılatlı bir film serisi yarattı. Benzer ilhamla Howard Shore belki de hayatının müzik çalışmasını ortaya koydu.

İnsanlar öyküleri sever. Çünkü öyküler tüm gerçekliği ve acımasızlığıyla hayatın akışına karşı bir moladır. Gerçek veya değil alternatif olasılıklar ve gelecekler insanlara moral ve umut verir. 

İnsanlar öyküleri sever. Çünkü öyküler umut verir. 

Her daim yeniyi ve değişimi hedefleyen ve umut için sözleşen pazarlama; öyküsüz var olamaz. 

Bir markanız olacaksa bir öykünüz olmalıdır.

Yazmayı dene

Okumalı mısın? Evet…

Yazmalı mısın? Kesinlikle.

Okumak bir nevi tüketim alışkanlığıdır. Yazmak ise üretkenliği tetikler.

Yazmayı deniyor ama yazamıyorsan az denediğin içindir.

Aksiyon ve yorum

Neredeyse her disiplin iki metodoloji ile çalışır: Aksiyon ve yorum.

Aksiyon irade ile alakalıdır. İrade; ileriye gitmek ve engellerin üstesinden gelmek ister. Sorumluluk bilinci ile karar alır, uygular ve değişimi sağlar.

Yorumculuk ise anlam çıkarmakla meşguldür. İrade, değişim ve zaman onun kemirdiği ekmek kırıntılarıdır.

Etrafımızda az sayıda aksiyoner ancak pek fazla yorumcu bulunur. Bu nedenle değişime sıklıkla şahit olmayız.

Türkiye televizyonlarında futbolun saatlerce yorumlandığı 17’nin üzerinde program var. 

Yaptıkları katkı ve sonuçlar ortada…

Piyasa demokrasisi

Güç yozlaştırır mı? Evet. Mutlaka.

Güçle birlikte dejenere olan evvela tekelleştiği için korkutur. Korkuyu sadece ‘fiyat istikrarı’ kaygısı beslemez. Artık hizmetin ve tedariğin koşulları da keyfi olarak belirlenmeye başlar. Bu yüzden rekabet ve serbest piyasanın çalışması çok önemlidir.

Piyasa demokrasisi çok önemlidir.

Tabi ki, geleneksel yöntemlerle simit satan Seyyar’ın Getir’le rekabet etmesini bekleyemeyiz. Ancak Getir’in karşısına çıkan Banabi bizi sevindirmeli.

Rekabet hizmetleri iyileştirmenin yanında sürekliliği sağlar.

Markalarınızı sevin rakiplerinizi bağrınıza basın.

İletişimin bedeli

Teknoloji devrimi iletişimi güçlendirmek ve gündelik işlerimizi kolaylaştırmak için yapıldı. Öyle de oldu. Ancak her ödülün bir fiyatı vardır. Tıpkı endüstri devriminin mahsulü olan eğitim sisteminin ödettiği fiyatlar gibi… 

Daha çok üret daha çok tüketi gerektirdi.

Sanayi devrimi öncesinde herkesin belki 1 ayakkabısı vardı. Şimdi piramidin en altındakinin en az 3 ayakkabısı var.

Evet; üretmeyi öğrendik ama tüketmeyi değil.

Teknoloji devrimiyle iletişimi güçlendirdik ama şimdi de dikkatlerimizi çarçur ediyoruz. Tesla’nın oto pilotu sorunsuz çalışsın ‘Netflix’ izleyelim istiyoruz.

Lütfen bu noktada hataya düşmeyin: Dikkattiniz en değerli emtialarınızdan biridir. Eğer dikkatinizin 3 te 1’ni Sosyal Medya veya diğer benzer iletişim araçları tüketiyorsa hayatınızı feci şekilde hatalı yaşıyorsunuz demektir.

Türümüz geleceği tahmin etmede ekseriyetle başarısız olmuştur. Gelecek neye benzeyecek bilemiyorum ama ütopya olmayacağından eminim.