602

Instagram hesabı bu Blogu’un ayna boyutu.

Tabi ki, Sosyal Medya’yı geleneksel Web’ten ayıran birçok unsur var ancak en baskını şüphesiz algoritmadır.

Birinde istediğini tüketirken, diğerinde akvaryumdaki balıktan bir farkın yoktur.

Sadece tüketmek ve amaçsız öne çıkmak için neredeyse her şey bir diğer “(…) kopyanın kopyasının kopyası gibi. Dünyayla arana öyle bir mesafe sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin ne de bir şey sana.”*

Kopya ise yedek tuttuğum harici diskim dışında kullanmaya dahi tenezzül etmediğim bir kavramdır.

Kopya -çok konuştuk, biliyorsun- kısa ömürlü, uyuşuk ve hastalıklı bir konsepttir.

Yalnızca üretmek değil, maruz kalmak da yorar ve bezdirir.

Blog’a hem Web sitemi güncellemek hem de daha iyi bir Blog deneyimi sunmak için ara vermiştim.

Blog yine her gün* bu adreste: www.saridje.com/blog

Eğer www.saridje.com/blog ’dan abone olursan; siteyi ziyaret etmene gerek kalmadan -her gün- aynı saatte e-posta kutunda…

16 Ağustos’a kadar Web Blog’a abone olursan; bu arada kaçırdığın ne varsa 30 Sayfalık mini kitapla hediye*:

*Tyler (Dövüş Kulübü, 1999) bu tanımlamayı uykusuzluk hali için yapar.

**Her Pazar günü ise seçilmiş bir içerikle Instagram hesabımda.

***Kargoyla adresine teslim.

Hep burada

Bugün biri Tesla dediğinde aklına meşhur bir fizikçi değil de Elon veya araba geliyorsa sebebi pazarlamadır.

Kültürü şekillendiren organik pazarlama bunu yapar:

Bir fikir veya tartışma ile başlar. Onu işler ve huya dönüştürür. Nihayetinde kültürün bir yapı taşı haline getirir.

Bir noktada ‘kavram’ sanki hep oradaymış gibi gelir. Hiçbiri, hiçbir şey “Hep orada…” değildir. Pazarlama bunu bilir.

Bu IG’de 601. yazım; artık hep buradaymışım gibi hissettiriyor.

Yalan tabela

Bu arada biraz yol yaptım. ATS nedeniyle Petrol Ofislerini kullanmak durumundaydım.

WC’lerde şöyle bir sloganları var: “Hijyen Hareketi, Burada Hijyen Var!”

Musluklar çalışmıyor. Sabun, peçete yok. Hijyen Hak getire*.

Eskimiş, solmuş bir tabela ile gıcır gıcır ama karşılığı olmayan bir klişe aynı şeyi söyler:

İş modelinin çalışmayıp, liderin başarısız olduğunu.

Burada eleştirim kaliteye değildir. Çünkü kalite pazarlama için mutlak bir ölçü değildir**.

Aslolan verdiğin sözü tutmaktır.

Önemsediğimiz budur.

PO’nun liderine iki soru:

1- Verdiğin sözleri tutmak ile ucuz seçimler yapmak arasındaki yarışı kazandığını düşünüyor musun?

2- Başka birileri bizi arzu ettiğin sonuçlara daha hızlı götürebilirse, onlara izin verir misin?

*3 farklı lokasyonda da durum aynıydı.

**Bu konuyu farklı bir yazıda tartışalım…

Fikir kırılır

Belki aklına ilk gelen kişi sen değilsin ama ilk yapan sen olabilirsin.

Akıla gelmek yeni bir fikri, ilhamı refere eder ve bunlar sadece kırılgan değil belli belirsizdir.

Çünkü milyarlarca insanın aklına günde milyonlarca fikir gelir. Bu nihai birlikten yoksun unsurlar ile yarışa girmek anlamsızdır.

Fikir konuşmak ile fikri hayata geçirmek arasında ise yarış yoktur.

İkisi farklı kategorilere aittir. Fikir konuşmak pasif ve aylak bir tutumdur.

“Vallahi, aklıma gelmişti” diyen olmamak güzel bir his olmalı.

Lafın değeri

Birçok eylem ve girişimimiz “Değer mi?” sorusu etrafında örgütlenir.

Alışverişlerimiz fiyatın veya maliyetin değil değerin konusudur.

Neye mal olduğundan ziyade; emeğe, zamana ve sanata verilen değer fiyatın önüne geçebilir.

Mesela anılar, bir nesneyi kavrayamayacağımız ölçekte değerli yapabilir.

Tüm bu değiş tokuşların arasında ise “Değer mi?” sorusu ile tetkik etmediğimiz ve bol keseden tükettiğimiz konuşmalarımız vardır.

Birileri, olaylar veya fikirler hakkında çene düşürmeden önce sormakta fayda var:

“Konuşmaya değer mi?”

Maliyeti düşük olabilir ancak değeri dinleyen dahil, muhatabı herkes için izafidir.

Sormaya değer 3/3

Pazarlama insanları kandırarak ihtiyaç duymadıkları veya fayda göremeyecekleri ürünleri onlara satma işi midir?

Yoksa onları değiştirecek, aşık olunası fikirleri tevsi* etme sanatı mıdır?

Hangisini icra ettiğin fark etmeksizin, nihayetinde şu soruyu cevaplamak zorunda kalacaksın:

“Seni kim önemsiyor?”

Sormaya değer 2/3

Nerede ve nasıl yaşarsan yaşa mecburiyetlerin vardır.

Hatırlamak, bunlardan biridir.

Sağlıklı bir karakter için olmazsa olmazdır.

26 yıl önce bugün Bosna-Hersek, Srebrenica’da binler katledildi.

Hatırlıyoruz. Çünkü şu sorunun ne kadar önemli olduğunun farkındayız:

“Gittiğinde seni kim özleyecek?”

Sormaya değer 1/3

Manipülasyon maruz kalanın uzun soluklu deneyimlediği bir illettir.

Sosyal veya birey manipülasyon şüphesi varsa:

Öncelikle bil ki, yakıtı dezenformasyondur. Bu pürüzü çözebilirsen, takip eden şu soru antidotun olacaktır:

“Ne bildiklerini bilseydin, istediklerini yapmaktan mutlu olur muydun?“

Duygudaş

Empatinin zıttı kayıtsızlıktır ancak ilgisiz olmak bir bakıma pasif bir tutum olduğu için bu karşıt anlam; empati yoksunluğunu anlatmada yetersiz kalır.

Empati benzer nadir kavramlar gibi: Ya vardır, ya yoktur.

Empati ise uyumun tesisi için asli unsurudur. Denge getirir. Olmazsa olmazdır.

Başkalarının senin bildiklerini bilmediğini, herkesin senin arzu ettiklerini istemeyeceğini anlamak duygudaşlığı pratik etmede iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Mutlu bayramlar.

Kötü eşleme

1831 yılında İngiltere’de, Broughton asma köprüsünü uygun adım yürüyerek geçmeye çalışan 74 asker, köprünün çökmesine sebep olmuştur.

Senkronizasyon ile ortaya çıkan ritim bağlantıları koparmış, bu tarihten sonra ise benzer köprülerde askerlerin uygun adım yürümesi yasaklanmıştır.

Senkron olmak her zaman faydalı sonuçlar vermeyebilir.

Seni eş zamanlamaya çalışan cihazlarından, sosyal medya haber akışlarına kadar her şeyin aynılaştırdığı vakadır.

Alternatif: Senkron olmaktan vaz geç.

Uygun adım yürümemek seni kötü bir asker ama güçlü bir lider yapabilir.