Değişim zor değil

Çok zordur.

Ancak onu ertelemek öldürücü olabilir.

Ara vermek ise ertelemek değil bazen asıl değişim için bir sıçrama tahtası olabilir.

Şimdi bayram için araya gidiyoruz.

Arayı açmaya değil daha çok ve belki yeniden bağlanmak için birbirimize şans vermeyi deneyeceğiz.

Döndüğümüzde değişmiş olma ümidiyle.

Herkese mutlu tatiller*.

*Biiyorsun, blog için tatil yok. Yine her gün buradayım.

Dünün sorusu

Retrospektif olarak Türk insanının doğru zamanda doğru soruları sorma ve öne çıkma cesareti kırılmıştır.

Sorgulatmayan bürokrasimiz ve soru sordurmayan 1960’ların patron zihniyeti ise problemler çözülemeyecek evreye geldiğinde tepkiyle şunu sorar:

“E, ne yapacağız şimdi?”

Sevgili patron, geciktik.

Bu dünün sorusuydu.

Kızıl tehlike

Çin’in geliştiren, inovatif ve liderliği kabul gören bir süper güç olma ihtimali çok düşüktür.

Çünkü Çin orijinal değildir.

Evet, orijinallik tartışılır ve hep ifade ettiğim üzere her yeni fikir bir öncekinin ilintisi olabilir.

Ancak fikri mülkiyetin kanunla korunduğu koşullarda ihlali desteklemek ve görmezden gelmek apayrı bir boyuttur.

Adı taklitçiliktir.

Apple’dan daha iyisi için ilham alabilir ve bu markanın katkılarını bir kaldıraç olarak kullanabilirsiniz.

Buna uyarlama denir.

Uyarlama yani adaptasyon ise taklitin aksine; inceler, nedenlerini anlamaya çalışır, analoji kurar ve yepyeni veya mutant bir sürüm inşa eder.

Adaptasyon dinamik ve değişime hazırdır. Özgündür.

Taklitçilik ise inovasyonun kanseridir.

Sahteye maruz kalmak yavaşlatır, bezdirir ve nihayet uzun vadede saf dışı bırakır**.

*Çin marka/patent ihlal ve sahtekarlığında Dünya lideridir.

**Dünya insanlığı saf dışı bırakmaya çalışan bir Kızıl Ejderha tehlikesi ile karşı karşıyadır.

İhtilaf

1970 yılında Arizona’lı avukat Russel T. Tansie sekreteri Betty Penrose’ın evine zarar veren yıldırım nedeniyle Tanrı’ya 100.000$ tazminat davası açar.

Savunma makamı hazır bulunamadığı için de davayı hükmen kazanır*.

İhtilaf insanoğlunun en belirgin özelliğidir. Bizi biz yapar. Daha iyi olanı ortaya çıkartır. Kötüyü saf dışı bırakır. Başarılı insanlar ise ihtilafa bayılır ve onu hep pratik eder.

İhtilaftan çekinen, kaçan ve saklanan beyinler uyuşuktur.

Uzak dur.

*Eyaletin tazminatı ödeyip ödemediği konusu muammadır.

'Şimdi' görmezden gelir

Gelecekle ilgili akliselim tek yaklaşım: Hikayesini bugünden deneyimlemektir*.

Çünkü küresel ısınma, gıda ve göç krizi gibi konular dahil tüm sorunlarımız aslında

kısa vadelidir.

Çünkü er ya da geç zaman, şimdiki zaman olacaktır.

Ve ‘şimdi’, hazır değilsen görmezden gelir.

*Bu inşa etmeyi planladığın geleceği bugünden yazmanı gerektirir.

Değerleme

Ülkemizde akut bir değerleme problemi olduğu vaka. Para birimimiz bulunduğu sıralamayı hak etmiyor.

Çünkü hizmet ve işlerimizin karşılığı bu seviyeler değil. Sorunumuzun ise teknikten ziyade siyasi olduğu artık çok net.

Pazarlama için ise fiyatlama çok kritiktir. Ve avamın anladığının çok üstünde bir değer kavramı oyunudur.

Minibardaki gofret pahalıdır çünkü o 28 metrekarelik odada seçeneklerin kısıtlıdır.

Paramızın Zimbabve Doları ile aynı vitrinde sergilenmesi bir fiyat, enflasyon problemi değil değerleme problemidir.

Bu tarz cümleleri sık kurmam ama: Gözünü aç, minibara mecbur bırakıldığını gör. Uyan!

Zorunlu giriş

İstanbul Havalimanı dış hatlar karşılama Duty Free* mağazası seyahat yasaklarından sonra hasılatı toparlamak adına sağ ve soldan geçişleri bloklamış, mağazaya girmeyi zorunlu istikamet yapmıştı.

Dün akşam uzun bir aradan sonra bu yaklaşımın terk edildiğini gördüm. Barikatlar geçiş için kısmen kaldırılmış ama bu sefer de mağazanın sınırları neredeyse yürüyen merdivenin dibine kadar getirilmiş.

Ne umuyorlar bilmiyorum ama bunun da işe yaramayacağı kesin*.

Öncelikle, Duty Free müşteri profili kompleks değildir. Şu şekilde sınıflandırılabilir:

1- Motivasyonu yüksek alıcılar (Zaman veya ücret kısıtlaması yoktur, mağazanız yerin 5 kat altında olsa bile bu alıcı iner ve alır).

2- Olmasa da olurcular (Özellikle zaman belki motivasyon, tercih ve ücret kısıtlaması da olan, kararı pamuk ipliğine bağlı tüketiciler).

3- Ölsem almamcılar (“Satın almadan bu limandan çıkamazsın!” desen “Tamam o zaman, çıkmam!” diyecek olanlar. Bunlar ya kaybedecek 1 dakikası bile olmayan “Frequent Flyer’dır ya da parası olmayan, motivasyonu çok düşük kişilerdir).

Eğer sıralamada mutabıksak, üstüne oynaman gereken, ikna edilecek kitlenin 2. sınıftakiler olduğu barizdir.

Bunları kazanmak için, öncelikle mağazanın etkin ve zaman kazandıran bir modelle çalışması gerekir. Bu deneyimle ilgilidir. Güncellemenden sonra, hızı tecrübe eden ve modelinle teyitleşen tüketici, alım kaygısı zaman olduğunda bunu kendiliğinden giderecektir.

Motivasyon, niyet veya ücret kısıtlaması olan 2. sınıftaki diğer arkadaşları ikna serüvenin ise alana girmeden çok önce başlamalıdır. Bu da yakışıklı bir yatırım gerektirir. Başka alternatifi yoktur.

O yürüyen merdivene dayadığın vitrinleri körüğe bağlasan faydası olmaz.

*Sebelerini anlamak istersen ilgili yazıma profildeki linkten ulaşabilirsin.

Bu mağazanın geçişleri bloklaması ile ilgili Ağustos 2021’de yazmıştım. Birileri dinlemiş veya kendiliğinden uyanmış olacak ki, barikatlar kalktı. Umalım buna da kulak versinler.

İlgili yazımı okumak istersen link: https://www.saridje.com/post/zorunlu-gecis

Öngörü

iPhone ile ilgili kayda değer pazarlamacılar, teknoloji guruları ve önemli yöneticilerin yaptıkları hatalı öngörüleri bir kitaba sığdıramazsınız.

Bu bir mübalağa değildir. Gerçektir.

Konuştukları zaman, konum ve perspektiflerini derlediğinizde ise hepsinin bir bakıma anlaşılır ve haklı kaygıları olduğunu görürsünüz.

Yanıldılar çünkü tahminlerinde spesifiktiler.

Tahminde özellikli olmak ise beni korkutmaz.

Korkutan yıldız falı ve benzeri uhrevi kehanetlerin tahmin için kullandıkları genelliliktir:

“Bu hafta yeni bir başlangıç yapıp, bazı kapıları kapatacaksın…”

Yani, çok mümkün.

“Dünya bir felaket ile yerle bir olacak…” Oldu da, bilmediğimiz, beklemediğimiz bir şey değil.

Bir işin ilerisini kestirme bilgi ve tecrübenin işidir.

Bu araçları kullanarak yaptığın samimi ve spesifik tahminler tutmayabilir.

Yüzünün kızarmasına gerek yoktur. Bırak, o falcılara kalsın.

Atalet

İran’a son ziyaretim 4 yıl önceydi. Gözlemlediğim, not düştüğüm kadarıyla dünden bugüne hiçbir şey değişmemiş.

Bu ülke bazı yönleriyle 70’leri bazı yönleriyle de hala 90’ları yaşıyor. Bugünden elinde çok fazla bir şey yok.

Etrafımızda zamanın değiştirdiklerinden yakınan çok insan var.

Bu nostaljiklerin fark etmediği değişimin daha iyi ve farklı olanın etrafında örgütlendiğidir.

Bu ise yer değiştirmek değildir. Sevdiklerinle mailleşmek veya FaceTime hoşuna gitmiyorsa hala mektup yazabilirsin. Elini tutan yok.

Seçim şansım olduğunda hiç Zoom’dan yana olmadım. Çünkü bir video konferansın yüz yüze iletişimin yerini alma iddiasında olmadığını biliyorum.

Seçim yaptığımız şey statüko/süredurum ile hareket arasındadır.

Hareket ile birlikte gelen farklılığı, değişim ve gelişimi eylemsizlikle karıştırma.

O insanı öldürür.

"O daha iyi"

“O daha iyi…” sık duyarsın.

Ve hep daya iyisi vardır.

Bazen daha iyinin problemi varlığı değil hep kıt tarafta olmasıdır.

Bu ise bir bakıma bir adil dağılım ve fırsatların eşitliği problemidir*.

Ve evet, zor bir problemdir.

Çünkü özgürlük, adalet ve eşitlik daha iyiye erişim için anahtardır.

O daha iyiyse bu üçlü lehine çalışıyor demektir.

*Maruz kalanın eşit ölçüde çok çalıştığını varsayıyoruz.