Şimdi karar ver

Daha çok zamana veya biraz daha düşünmeye değil, karar vermeye ihtiyacın var.

Karar verme, bir süreçmiş gibi hissettirebilir.

Bazen de bir içgüdü, risk veya dikkat dağıtıcı bir şeyi daha sonra yapmanın, şimdi yapmaktan daha iyi olduğunu telkin eder. Yanlış bir stratejidir.

Karar, hep şimdinin meselesidir. Sonra yeni kararlar içindir.

Değişebilirsin

Biz -tabi ki, sadece Türkiye değil- değişimden korkan ve çekinen nesiller yetiştirdik. Olgular değişince fikrini değiştirmekten ürken bu çoğunluk, bugüne kadar yaşadığımız birçok sorunun ana unsurudur. Çünkü değişim kaçınılmazdır. Değişime direnmek gelişime direnmektir.

Sebepler değişir ve yenilenir. Yeni vaka yeni bir fikir demektir. Eski fikrine ihanet ediyormuş yanılsamasına kapılıp anlamsız bir arabeskin esiri olmayın.

Değişin. Değişimden yana olun.

Ve nihayetinde şu Batı Rumeli deyiminin ifade ettiği gibi:

“Dilim duvar ben; dünebilerım.”

Değişebilirsin.

Deneyimleyin

Sosyal medyada (Özellikle US ve Türkiye sıkı takipteyim) fark ettiğim şöyle önemli bir problem var:

Kullanıcıların büyük bir bölümü yoğun gözlem ancak neredeyse sıfır deneyimli kişilerden oluşuyor. Belki şöyle diyebilirsin, “Internetin bizi bir Robert Venditti distopyası Suretler’e evireceği belliydi…”. Hak veririm, evet, bu alınan bir riskti ama bu kadar erken değil. Rivayete bu deneyimsiz çoğunluğun yön vermesinin ise iki tehlikesi var:

  • Gerçeklerden ciddi sapma,

  • Derin bir sınıf farkı.

Tavsiyem ancak şu olabilir gençler -ve atlamadan, siz tüm pazarlamacılar-; dışarı çıkın.

Deneyimleyin.

Gözlem ve yoruma ara verin.

Bana inan(!)

Son günlerde dönen “Din tartışması” başlığı altında yaşanan -münazara olmayan- atışmalara biraz kulak verdim. Yorumumu merak eden arkadaşlarım, şöyle:

Bu topraklar yüz yıllardır dini tartışıyor. Ve dindarlar dini dinsizlerle değil, kendi aralarında daha alevli tartışırlar. Bu tartışmalarda birbiriyle anlaşabilen iki dindarı bir araya getirmek, dinsizle dindarı bir araya getirmekten çok daha zordur.

Neden böyle? Çünkü inanmak bir varsayımdır. Çünkü her zaman her şeyi bilmemiz mümkün değildir. Bu nedenle birçok durumda farz ederiz. İnananlar ise ekseriyetle bunu biliyor olmakla karıştırır. Bu nedenle bir inananın bir akademikle münazarası anlamsızdır. İkincisi hep bilmek isteyecektir.

İnanmak ve bilmek arasında sıkıştığınızda; hoşgörü, hüsnüzan ve anlayışa danışın.

Unutmayın lütfen; zaman hepimizin aleyhine çalışıyor.

Yokuş aşağı

Millennials’lar (1981-96), Türkiye’de 2012’den bugüne nasıl geldiğimizi anlayamadı. Bugün herkesten çok yorgunlar. Çabaları boşa gitti.

Baby Boomer (1946-64) ve Gen X’lerin (1965-80) alıcılarını ise 2020’de Covid allak bullak etmişti. Bu umutsuz vakalar, bugün ekonomiye ve sosyale baktıklarında neredeyse hiçbir öngörülerinin tutmadığını görüyorlar. İstisnalar mutlaka vardır ama genel itibariyle halleri bu.

Ve Gen Z (1997-2012). Talihsizler. Neo nomad’ler, yani yeni göçebeler. Fikirleri çoktan bu toprakları terk etti. Bedenleri ise Schengen’e zincirli.

Dostlar, ben bir apokaliptik kişilik değilim, hiç olmadım. Ama bu kamyon yokuş aşağı gidiyor. İşimiz zor.

Nokia tuzağı

Nokia neden başarısız oldu?

Apple’ın yaptığını yapamadığı için mi?

Hayır. Yaptığı şeyi daha iyi yapmaya devam ettiği için. Apple gibi yapmayı denemediği için.

Bu bir sendromdur. Bir tuzaktır. Değişime direnmekle ilgildir. Her zaman eskidiğini yüzüne vuran işaretler olacaktır.

Balina yağından petrole, petrolden elektriğe, telgraftan telefona…

Azami

MVP’nin, yani asgari çalışır ürün devrinin sonuna geldik. Start-up’lar için bu konsept yatırımcının ve kimi durumda tüketicinin kurguladığı bir iyi niyet sahasıydı. Artık eğer Mars’a roket fırlatmıyorsan, ürünün %100 hazır olacak.

%99.9 bile yeterli değil. Çünkü herkes çok hazır. Herkes.

Böyle bir dönem, daha önce hiç yaşamadık diye düşünüyorum.

Gürlemeden önce

Zeus, Thor, Mikâil, Raijin veya Türk mitolojisinden Tengri’nin oğlu Kuara…

Bunların hepsi göklerin, şimşeklerin veya gök gürültülerinin tanrısıdır. Bizden haberi olmayan bir doğa fenomenini -şimdi değil tabi ki, antik çağda- tanıma ve anlama çabamızın ürünleridir. Ve mütemadiyen bunu yaparız, öyküleyerek anlamaya çalışırız.

Yenisin, ilksin, çıkış yapmaya çalışıyorsun, gürlüyorsun…

Lakin kusura bakma, senin öykünü biz yazamayız. Ama öykün olmadan da seni anlayamayız. Gürlemeden önce yaz, ver okuyalım.

Pazarlama buradan başlar.

Prefabrik

Dün itibarlı üç-dört kaynaktan önemli bir düşünürün vefat ettiği duyuruldu.

Bugün Noam Chomsky hayatta mı değil mi, bilmiyorum.

Çünkü yine dün bu bilgi eşi tarafından yalanlanmış.

Belki AI dijitalde kafamızı karıştırıcak birçok gerçek olmayan içerik türetecek. Lakin en dramatik yalanları üretme rölünü hiçbir organizmaya kaptıracağımızı düşünmüyorum.

Seviyoruz bunu.

"Islak Havlu"

Bugün çocuk reyonunda biraz zaman geçirdim. “%99’u Su, %1’i büyük bir sır” olan o ıslak mendillerden ararken, -gizli meşhur- Sleepy’nin “Islak Havlu” başlıklı ürününü fark ettim. Ambalajda havluya sarılmış bir bebek de vardı. Üçlü paket olduğu için yanındaki ürünlerden ebat olarak epey büyük duruyordu. Bir müddet rafın önünde bekleme moduna geçtim: Akıl yürüttüm…

Öncelikle, havlu neden ıslak satılır diye düşündüm. Sonra havluya sarılı bebek fotoğrafını görünce, “Herhalde seyahat durumunda bebeğin genel vücut temizliği için kullanılıyor” dedim. Nihayetinde ürünün aslında “Islak Havlu” değil, ıslak mendil olduğunu anladım.

Bakın, ben normal zekâda bir adamım. Bu anlamsız düşünce sürecini bana yaşatan Pazarlama departmanının inşa ettiği sıkıntılı kullanıcı arayüzüdür. Birçok açıdan kusurludur.

Pazarlama iş görmediğinde iş gördüğünden daha çok fark edilir.

Ve hayır, bu iyi bir şey değildir.