Felaketin türü

İki tür felaket, fiyasko veya katastrof vardır:

1- Aniden gelen (Doğal afetler gibi): Önlenebilir değildir. Öngörülebilirdir; bu hasarı minimumda tutmanızı sağlar.

2- Uzun vadeye yayılan (Sistemsel hataların sonucu: 2008 Ekonomik Krizi veya Deepwater Horizon petrol sızıntısı gibi): Önlenebilir ve öngörülebilirdir. Hata sıfır, mümkündür.

Birincisi için “Hazırlan ve bekle!”, ikincisi için “Hep hazır ol ve devamlı izle!” metodu çalıştırılmalıdır. Aksi takdirde yıkım kaçınılmazdır.

Ben, Türkiye için iki riskin de her anlamda tedirgin edici boyutta olduğunu düşünüyorum.

Delilik

Açıklık olmadan güven tesis edemezsiniz.

Güven tesis etmeden satışta istikrar sağlayamazsınız.

Pazarlama bir kandırma sanatı değildir.

Bu meslekte gizlilik deliliktir: Yakalanırsınız ve o günden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Bozkurt meselesi

Bozkurt işaretinin yarattığı siyasi tartışmanın arkasında birçok faktör var. O alanda tartışmaya çalışmak birçok kişi ile anlamsız ihtilafların içine girmeyi kabul etmek demektir. Zaman kaybıdır.

Pazarlamanın sembollere yaklaşımı (Logolar: Nike’ın “Swoosh”u gibi…) ilk etapta materyalisttir. Çünkü simge olmadan önce obje olmanız gerekir. Türklük için bu obje bozkurttur, Tuğrul’dur yani Zümrüdüanka’dır veya geyiktir… Yüzlerce yıldır sembole/destana dönüştürdüğümüz birçok objelerimiz olmuştur.

Türkler eski ve yaygın bir ırktır. Bu nedenle bu konular dahil genel itibariyle fikir noktasında bir “E pluribus unum” (Çoktan bir) sağlamamız neredeyse imkansızdır.

Yaşanan talihsizlik/kaza niyet okuma hadsizliği ve _“The benefit of doubt”_ın yani hüsnüzanın dikkate alınmadığı bir siyasi ortamın ürünüdür. Bu siyasi ortama ise istisnasız her ülkenin katkısı vardır. Türkiye gibi Türk Devletlerin yaptığı hata ise bu objeleri resmileştirmemesi, destanlarına ve imgelerine sahip çıkmamasında saklıdır.

Isırılmış bir elma Apple’ı ve papyonlu bir tavşan Playboy’u çağrıştırır.

Çünkü isimlidir. Tescillidir. Resmidir. Nettir.

Yerli Wolverine

Öykü nasıl düşündüğümüzü belirler. Düşünce şeklimiz ise bir perspektif meselesidir. Bu durumda öykü perspektifimize ve nihayetinde gerçekliğimize form verir.

30 Sayfa’da şunu yazmıştım:

“Çünkü hepimiz gerçekliğe kendi perspektifimizden yaklaşırız. Ve bu anlamda gerçeklik hiçbir zaman tamamlanmış değildir.”

Bugün şu haberi okudum: “Aktör Hugh Jackman’ın canlandırdığı ‘Wolverine’ karakterine benzerliğiyle dikkat çeken Adanalı Özer Tetik, çevresinde ‘Yerli Wolverine’ olarak tanınıyor.”

Adana nere, Kanada’nın Alberta’sı nere…

Marvel’ın çizgi roman öyküsü bu Adanalı’nın dünyaya bakış açısını değiştirmiş.

İyi bir öykü bunu yapar: Gerçekliğinize şekil verir.

Ve bu Pazarlama için altın yumurtlayan tavuktan farksızdır.

Neredesin?

Instagram bugün burada, yarın yok. Ne kadar etkileşim aldığından çok nasıl ve ne için etkileşim kovaladığın daha önemlidir. Kahire’de bir arkadaş toplantısında konuyu hep IG’ye getirmeye çalışan aramızdaki bir sosyal medya fenomenine -bu platformlarda hiç varlığı olmayan bir dostum- şöyle bir tepki verdi: “Hmm demek ki, orada önemli birisin…”

“Orada…”

Çok ince bir dokundurmaydı. Odağımız bazen bu mikro dünyaların içinde heba olup gidiyor.

Gerçekte neler oluyor, ne inşa ediyoruz ve neleri değiştiriyoruz?

Pazarlama için kilit sorulardır.

Temenni

“İyi olan kazansın!”

Bu akşam temenni ettiğimiz bir şey değil.

İyi olanın kazanması gerektiğine olan anlayışımızı rafa kaldırmadık. Ancak en az onun kadar; bir gıdım fazla efor ve arzuya, şansa ve iyi bir fırsatı hakkettiğimize dair içimizde yeşerttiğimiz diğer inançlara da bağlıyız.

Ve işte bu, neredeyse her koşulda, pazarlamayı olası kılan sihirli arka plandır. Gerçek olmayabilir ama çoğu zaman işe yarar.

Yer al

Bahis istatistiklerine göre şu aşamada Türkiye’nin Euro 2024’ü kazanma ihtimali %1.50’tir.

Pazarlama ise şampiyonanın sattığı öyküyü satın almak için bu kaldıracın olasılığına bakmaz. Agresif Pazarlama yapar.

Çünkü öykü, katılımcı herkese cömert davranır. Kimin kazanıp kimin kaybettiğinden çok, kimin yer aldığı önemlidir.

Rakipsiz kalite

“Rakipsiz fiyat…” mümkündür. Bir deli çıkıp zararına bile satış yapabilir.

Ancak “Rakipsiz kalite” olası değildir. Çünkü daha iyiye doğru yarışın sonu yoktur.

Hangi kulvarda koşmak istediğin sana kalmış.

Seviye ayarı

Joker’i özellikle Amerika’nın yeni solu göklere çıkartırken çok eleştirmiştim çünkü anarşi alkışlanamaz. Ancak Joker bir Amerikan arabeskiydi; ezilmiş ve dışlanmışların iki yüzlü sistemlere karşı intikamıymış gibi servis edildi.

Değildi.

Joker akli dengesi yerinde olmayan bir bireydir. Bizim “Ya öyle deme, deli kuyuya bir taş…” dersen eğer, yıllar önce şunu yazmıştım: Delinin kuyuya taş attığı öyküde akıllı yoktur, 41 deli vardır.

Bazen karşı tarafı anlamak için seviye düşürmeniz gerekir. Bazen cesaret ve teşvik için ön vermeniz lazım gelir. Lakin bunların hiçbiri sorunlu kişilere yetki vermeye kadar uzanamaz, uzanmamalıdır.

Amerika’da son 10 yıldır yaşanan seçim süreçleri ve temsil şansı yakalayan Trump gibi karakterler tam bir Joker temasıdır. Bugün Amerika’nın Sol’u (Sağ cenah için Woke’lar) kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Çünkü extremism yani aşırıcılığa aynı şekilde radikallikle karşılık veremezsiniz. Seviyeyi birilerinin iki yüzlülüğü veya sistemin ne kadar yolsuzlaştığını ispat etmek için dibe çekmekteki risk, onu tekrar asgari düzeye çıkartamamakta yatar.

Zar atın, birine “Sen…” diye hitap edin. Bakalım “Siz”e dönüş mümkün oluyor mu…

Geri adım

Şu iki şeyi sıklıkla birbirine karıştırırız:

Geri adım atmak ve geriye doğru gitmek.

Birincisi birçok koşulda ilerlemek için zaruri olabilir: Suriye veya Mısır ile tekrar diplomatik ilişkiye girmek veya faizleri yükseltmek gibi. İkincisi eskide kalmayı dikte eden, doğru olanı yapmaktan kişisel çıkarları nedeniyle çekinen, değişimden ve yenilikten korkan bir zihniyetin meselesidir.

Birincisi ile karşılaştığınızda eleştirin ve hesap sorun ancak köstek olmayın.

İkincisini ise linç edin, kritikle zaman kaybetmeyin.