Uzaktan klima

Tesla’lar yıllar önce, aracınız park halindeyken uzaktan klimayı çalıştırma özelliğini getirmişti. Yıllar geçmesine rağmen, onu uyarlayanlar da dâhil, bu özelliğin kullanımını özendirecek ve zamanlamayı kolaylaştıracak doğru bir bildirim yazılımı inşa etmediler.

Ürününüz, modeliniz veya servisiniz çok mantıklı olabilir. Ancak doğru teşviki ve alışkanlık kazandıracak patikaları inşa etmezseniz, kaymağını yiyemezsiniz. Yine çalışır, orada durur; ama hakkıyla hasat edilmemiş hâliyle.

Hayırlı haftalar.

Deneyim:Zaman

Eğer bu grafikteki kırmızı noktadaysan, kötü haber: Sinirlisin.

İyi haber: Yok.

Ama en baştaysan, deneyimli olanın sinirini umursama: Kazanırsın.

Tek yönlülük

Cracker Barrel logosunu değiştirmiş. Afedersiniz ama sıçıp batırmış. Jaguar kadar kötü olmuş diyebilirim. Kim bu Cracker Barrel dersen, 70 bin üzerinde çalışanı olan köklü bir ABD restoran zinciri.

Son yıllarda bu “tasarım ve yeniden markalama” işleri gerçekten -kusura bakmayın- boka sardı. Arabalarla başladı, her sektöre yayıldı. Ne yazık ki, bu konular öyle masaya oturup uzlaşılabilecek meseleler değil.

Ne demek istiyorum?

Ben yıllardır siyah t-shirt ve kot giyiyorum. Ne Cem Yılmaz yüzünden, ne siyah rengini çok sevdiğimden. Sadece seçeneklerimi azaltmak için. Çünkü modern insan günde 35 bin seçim yapıyor. 300 bin yıl önceki atamız belki 200. İşte böyle bir atmosferde hangi logoyu seçmemiz gerektiği meselesinin binlerce cevabı oluyor.

Hülasa, insanın düşünce biçimi sürekli evriliyor, kültüre ve kültürün ürettiklerine yön veriyor. Bunun karşısında tek yönlülük bir intihardır. ABD’deki wokism bunun en açık örneği. Jaguar, Budlight, American Eagle, Peugeot… Hepsi aynı akıl tutulmasından nasibini aldı. Adamların derdi gelenekle ilgili her şeyi yerle bir etmek.

Oysa gelenek, er ya da geç değişir. Yıllar önce yazmışım:

“Yayalara yol verme kuralı, mezarlıkta yüksek sesle konuşmama geleneğiyle karşılaştırıldığında etkisizdir. Çünkü kuralların aksine gelenekler güçlü ve etkindir.”

Evet, bazen inovasyon geleneği değiştirir. Artık Ramazan davulcusuna ihtiyaç yok çünkü alarm var. Davulda ısrar etmek, geleneğe sahip çıkmak değil; yeni geleneği reddetmektir.

Benim için ölçü basit:

-İnovasyonun önünde duran geleneğe sahip çıkmam.

-Ama inovasyonla ilgisi olmayan, kültürün üzerine inşa olduğu geleneğe saldıranı da anlamam.

Logolar, bayraklar, semboller…

Hepsinin birbirine benzediği yerler genelde distopyadır.

Ve galiba istenen de bu.

Kararla yaşamak

The Night Of (2016) harika bir mini diziydi. Belki de türünün en kusursuz örneği.

Sadece Riz değil, John Turturro’nun performansı ve canlandırdığı karakter de aklımdan çıkmaz.

Dizi, iyisiyle kötüsüyle alınan bir kararın hayatınızı nasıl kökten değiştirebileceğini ve aslında sadece bir hayatınız olduğu gerçeğiyle yüzleşmenin yaşı ve zamanı olmadığını anlatıyordu.

Bu tarz kararların doğasını anlamak çok önemlidir:

Çünkü karar alma sürecindeki yetkiniz ve özerkliğiniz, karar verdikten sonra gözden kaybolur. Bir kararla yaşamak, seçtiğiniz yolda birçok başka karar vericiyle karşı karşıya kalmak demektir.

Zordur.

Sizi tüketebilir ya da yeniden doğurabilir.

Ama her hâlükârda, sadece bir hakkınız vardır.

Tekrarı yoktur. Unutmayın.

Gerçeği hazmedemezsin

“Gerçek her zaman ikna edicidir.”

Hayır. Kesinlikle yanlış.

Gerçek, ikna etmez. Gerçek, kaçınılmazdır. Onunla eninde sonunda yüzleşiriz. Ama iyisiyle kötüsüyle, hazmedilemezdir.

Gerçeği sindirilebilir kılan şey, öyküdür.

İnançtır.

Anlam katma çabasıdır.

Ne kadar farklı biçimlerde anlatırsam anlatayım kulağa hoş gelmeyebilir, ama gerçek şudur: Bizim gerçekle işimiz yoktur.

Biz pazarlamacıyız.

İşimiz öykülerdir.

Nedenlerde uzlaşı

Ülkemizde aklı başında herkes, aşağı yukarı problemlerin neler olduğunun farkında.

Nedenlerin peki? Hiç sanmıyorum.

Biz maalesef sorunlarda değil, gerekçelerde uzlaşamıyoruz. Oysa ancak nedenlerde bir uzlaşı, kalıcı çözümler için alan oluşturabilir.

Bizi bu alanda buluşturacak bir siyasi iradenin var olmadığı da vakıa.

Dostlar, Türkiye’nin yarını bugünü aratacaktır.

İmkânsız yoktur

Viktor Frankl’den bir alıntı: “İnsandan her şey alınabilir, tek bir şey hariç: hangi koşulda olursa olsun tutumunu seçme özgürlüğü.”

Bu söz, okunduğu kadar kolay değildir. Zor durumda kalmış bir şirketin tabelasında, derin üzüntüye boğulmuş bir insanın bakışlarında bunun ağırlığını hissedersiniz.

Yine de moralini yüksek tut.

Büyük sıkıntılar yaşamış Mandela’nın meşhur sözünü hatırla:

“Her şey, yapılana kadar imkânsız görünür.”

Sadece para

Yarın işe koyulmadan önce bunu hatırla, kendini fazla kaptırmadan:

“Bu sadece para; bir kurgu, uydurulmuş bir şey. Üzerinde resimler olan kâğıt parçaları… Sırf birbirimizi öldürmeden bir şeyler yiyebilmemiz için var.” - Margin Call (2011)

Gerilatte

Coca-Cola’nın Costa kahve zincirini satışa çıkardığına dair söylentiler piyasaya düşmüş. Costa hakkında blogda birkaç kez yazmıştım. Bu yılın başında aynen şu cümleyi kurmuşum: “Starbucks iş modeli yoruldu.”

Haberlerin finansal detaylarına girmeyeceğim ama eğer Coca-Cola bu işten zararla çıkıyorsa, EspressoLab ve benzeri işlerin ömrü çok kısalmış demektir. Özellikle EspressoLab’ı burada çokça eleştirdiğime şahit olmuşsundur.

Her neyse, eğer kafanda hâlâ kahveci açma hayalleri ya da iş planları varsa, yol yakınken geri dön derim.

Potansiyeli unuttuk

Dün bir yerde silik halde “Turkey Discover the Potential” sloganını gördüm. O işe çok para gömdük. Fasa fiso oldu gitti. Bugün ülkenin haline, kolay seçimlere takılıp yanlış hesap yaptığımız her döneme baktığımda şunu düşünüyorum:

Potansiyel bizim için hiçbir zaman bir problem olmadı.

Hep potansiyelimiz vardı. Hep heba ettik. Hep yarını bugüne sattık. Hep kısa vadeli kârların peşinde koştuk. Hep vasatı aradık, vasatı inşa ettik. Hep vasatı seçtik, vasata oy verdik.

Keşke o gün de, bugün olması gerektiği gibi, aynayı kendimize tutup konuşsaydık ve “Discover the Truth” deseydik. Belki işe yarardı.