Eskide diretme

Bazen gelenekler yeni icatlar ile değişir.

Artık Ramazan davulcusuna ihtiyacımız yok çünkü inovasyon geleneği değiştirdi.

Davulda ısrar etmek geleneğe sahip çıkmak değil yeni geleneği kabul etmemektir.

Bazı gelenekler ise soyuttur. Mesela mezarlıkta yüksek sesle konuşmamak gibi.

Eğer Dune’dan* fırlamış “Sessizlik Konileri” icat edemezsek bu gelenek uzun süre yaşayacaktır.

Gelenek yenileşim ile değişir. Eskide diretmek faydalı bir gelenek değildir.

Geleneğini koruma anlayışın, işleri ezbere yapıp hep kolay yolu seçmekten ibaretse geleneğini gözden geçirme zamanın gelmiş demektir.

**Roman: Frank Herbert, 1965.

Tele taciz

Geçen bir arkadaşım maruz kaldığı telefon pazarlaması tacizinden dem vurdu.

E-mail marketing gibi telemarketing de kısa vadeye odaklı markaların işidir.

Türkiye gibi regülasyonların zayıf kaldığı ülkelerde oltaya takılan olur ve işe de yarar. Ama uzun vade sadakat kovalayan markalar için telemarketing bir Kriptonit’tir.

Israrlı aramalar ilgisiz müşteriyi nefret eden müşteriye dönüştürür.

Geri dönülmez hasarlar bırakır.

Amaç daha fazlasını kazanmaktır.

Ancak çok kritik bir soru atlanır: “Neyin daha fazlası?”

Sinirli, bezmiş, ön yargılı, iştahsız müşterilerin mi?

Alternatif; daha çok önemsediğini göstermenin yollarını bulmaktır.

Yarın buradan başla.

Hayır

Ödediğimizin karşılığını alıyor muyuz? Zor bir sorudur.

Yaşlanmayı geciktirici ilaçlar faydasız, tüketmek zorunda kaldığımız gıdalar sağlıksız ve internet paketimiz yani teknoloji tahminin ötesinde fahiş fiyatlanır.

Paramızın yani emeğimizin karşılığı ‘makul’ veya ‘muamma’ gibi kavramlar arasında mekik dokur.

Ancak bu durum paradoksal olarak kendi ikiyüzlülüğümüzün sonucudur.

Ve pazar taleplerimize yanıt verme noktasında şaşırtıcı derecede hızlıdır.

Bu ikiyüzlülüğün temelinde yatan kavram ise açgözlülüktür.

Evet, tüketici açgözlüdür.

Çünkü endüstri bize “Hayır!” diyebilmeyi öğretmemiştir.

“Hayır!” diyebilmek süper önemli ve faydalıdır.

Mesela bir inanç kampanyası olarak oruç bu konsept için harika bir örnektir.

“Hayır!” demeyi öğretir ve teşvik eder.

Lakin tüketici paradoksu burada da devrededir.

“Hayır”ın ve temkinin hakim olması gereken bu kampanya, hayrete düşüren bir tüketim çılgınlığına dönüşür.

Bunu işlemek için can atan cani pazarlama ise tetiktedir.

Paradoksa kapılabilir ve bu özgün “Hayır” ile tüketimi coşturabilirsin.

Ya da “Hayır”ı doğru konuşup fark yaratabilirsin.

Pazarlama da bir seçimdir.

Dış güçler

Getir’i dış güçler durduramadı.

Getir Birleşik Krallık’ta.

Getir Amerika Birleşik Devletleri’nde.

Dream Games, Ace Games, Ödeal, Trio Mobil, Veloxia, Tarentum, EasyCep ve burada yazamadığım diğer birçok girişimimize o “Dış güçlerin” takati yetmedi.

Türkiye kendi ürettiği paranoyasının kösteklerine rağmen Avrupa’da en çok start-up yatırımı çeken 8. ülke oldu.

Norveç, Italya, Finlandiya, Avusturya, Danimarka, İrlanda, Belçika ve Polonya’yı geride bıraktı.

O dış güçler bizim iç güçlere milyarlarca dolar akıttı…

Galiba bu dış güçler bizim tarafımıza geçti.

1 Nisan

Bugün, bize bazı şeylerin göründüğü gibi olmadığını hatırlatan bir gündü.

Artık neredeyse her gün, hiçbir şey göründüğü gibi değil.

Her gün 1 Nisan.

Kutlu olsun.

Yarın tekrar

Bugün işlerini düzene koyma adına ne kadar efor harcadığını sadece sen bilebilirsin.

“Evet, elimden geleni yaptım!” diyorsan, tebrikler.

Aksiyse de üzülme. Hiçbirimiz optimize edilmiş algoritmalar değiliz.

Bazen korku, bazen bıkkınlık, bazen çaresizlik, bazen kararsızlık hükmedebilir.

Yarın tekrar dene. Bugün hiç yaşanmamış gibi.

Göz bağı

Sosyal medyadaki içeriklerin büyük bir bölümü sahtedir. Ya göründüğü gibi değildir ya da asparagastır. Ancak tıpkı şapkadan tavşan çıkartan illüzyon gibi, bizi eğlendirdiği ölçüde sorun yoktur. Gösteri devam etmelidir.*

İşin güzel tarafı ise şudur: “Uydurulmuş gerçekler” paylaşılır ve işe de yarar. Kabileler, takımlar, dinler, devletler bunu hep yapar. Babaannesinin koynunda kulağına fısıldanan öyküde huzur bulan bir çocuk gibi: İllüzyon seve seve satın alınır.

Eğer işine yarıyorsa kullan. Eğer işinin ihtiyacı varsa üret. Göz bağı, illüzyon veya pazarlama, adına ne dersen…

*The show must go on.

Yol gör

Uyaran işaretler ekseriyetle işe yaramaz çünkü tutuma yön vermek eğitimin işidir. Bazen ise eğitim, talep gören tutuma göre yön almalıdır.

ABD’de ortaya atılan Desired Paths* yaklaşımı buna harika bir örnektir. Kuzey Colorado ve Ohio gibi üniversiteler kampüs peyzajında patikaları öğrencilerin çimlere bıraktıkları izlere göre dizayn etmişlerdir.

“Çimlere basmayın!” tabelası çakmak kolay tercihtir ve işe yaramaz. Bazen yol göstermeden önce yol görmeniz gerekir. Eğitimin belki de en püf noktası budur.

Bırakın o çimlere bassınlar…

*Arzulanan patikalar.

Gerçekleri konuşmak

2012 yılında Michael Dubin isimli Amerikalı girişimci tıraş bıçaklarının üretim maliyetinin çok üstünde satılması modeline karşı “1 Dolara Sakal Tıraşı Kulübü”*nü kurdu. Mike’ın pazarlama çıkış noktası çok basitti: Olguları konuşmak!

Mike’ın parmak basmak üzere ‘vaka’ veya ‘olgu’ adına ne derseniz: Doğrudur. Yerçekimi, havanın sıcaklık derecesi veya Armstrong’un 1969 yılında Ay’a ayak basması gibi hakikatler sizin inancınız veya duygularınız ile ilgilenmez.

Olgular ölçülebilirdir ve gerçektir. Nokta.

Buna karşılık mahallenizdeki favori büfenizde yediğiniz tostun diğer tüm tostlardan daha lezzetli olduğuna inanabilirsiniz. Ve belki de öyledir… Ancak bunun bir olgu olduğunu iddia edemezsiniz.

Gerçek ile inanç arasında yaptığımız seçimler ise bugün hala Gilette’nin beş kuruşluk ürünü size beş liraya satması ile sonuçlanır.

Velhasıl Mike’ın olguları konuşup bize gerçeği göstermiş olması yetmez. İnanç (Kültüre, aileye, çevrenize verdiğiniz önem) çok önemli bir girdidir.

Yarın olgular ile konuşup gerçekleri haykırma hevesin, inancında diretenler yüzünden kırılmasın. Ve kendini fazla kaptırma, bazen inanmaya gerçeklerden daha çok ihtiyacımız olabilir.

Hayırlı haftalar.

*DollarShaveClub.com

Adaletin kanseri

Söylediklerimiz değil, yaptıklarımız geçerlidir. Buradaki ihtilaf ise ikiyüzlülüğün tanımıdır.

Dünya barışından bahsederiz ama bölgesel çatışmalara destek veririz. Demokrasiden taraf tutarız ama darbeye el atarız. Temiz enerji konuşuruz ama kirli sanayi satarız.

Kafan karışmasın ama adalet; doğruluk, denge ve taahhüt edileni teslim etme meselesidir. Riya, ikiyüzlülük ise adaletin kanseridir.

Hakim olduğu yerde hak kuraktır.