Problem

Problemle ilgili beni bu hafta başı düşündüren iki önemli unsur:

Her problemi düzeltecek çözüm bugün yarından daha ucuzdur.

Her problemin çözümü vardır. Yoksa problem değildir.

Kısıtlar

Satranca baktığında 62 karelik alana sıkışmış 32 figür görürsün.

Katı kurallar içinde her figürün hareket kabiliyeti oldukça kısıtlanmıştır.

Ve tüm bu kısıtlamalara rağmen 10 Duodesilyondan* daha çok kombinasyon, ihtimal ve olasılık…

Mesafe, fizik, zaman veya sermaye kısıtın olabilir.

Bu olasılıkların kısıtlı olacağı anlamına gelmez.

Yap hamleni.

İnkarcılık

İnkarcılık gerçeklerle yüzleşme korkusunun bir ürünüdür. Şüphecilikten açık ara ayrılır.

Dennis Lehane’nin Zindan Adası; inkarcılığın alternatif gerçeklikler üreten bir hastalığa dönüşme sürecini işler.

Dürüst sorgulamaya ve anlamaya dayalı şüpheciliğin aksine inkarcılar kati suretle dinlemeyi reddeder.

Salgın, küresel ısınma ve benzeri konularda alternatif/hayali gerçeklikleri vardır.

Hikayeler, dış etkenler ve kültürel bağlantılar bizi bazen tahkikattan alıkoyabilir.

Sorgulamak ise değerli bir usuldur ve inkarcılık bir yöntem değil, bir çıkmaz sokaktır.

İki tür şikayet

En iyi şikayet etme yöntemi çözüm üretmektir.

En kötüsü konuşmak.

İkincisi ancak birincisini yapmaya cesaretin ve kabiliyetin yoksa sineye çekilebilir.

Ve genellikle çoğumuz birincisini yapmaya ehilken ikinci yolu seçer.

Dinle

Aslında neredeyse hiçbir zaman karşındaki kişinin tam anlamıyla fikrini dile dökmesini beklemezsin. Ve aslında hiç pratik etmediysen, bu bir bakıma imkansızdır. Çünkü daha ilk ifadede beynin fikir yürütmeye, yargılamaya ve infaza soyunur.

Birini gerçekten dinlemek üst düzey cömertlik gerektirir ki, bunu ücret karşılığında ancak bir terapist yapabilir.

Kardeşin kardeşi, eşin eşi, dostun dostu dinlemediği bir sosyalde ise şirketlerin bizi dinlemesini beklemek saflık olur.

Bırak dinlemeyi ne dediğimiz anlamaya bile zaman ayırmayan destek hatları; bizi 0 ile 9 arasındaki tuşlamalarla değerlendirir.

Çünkü bir ticari kuruluş için dinlemek sadece fokus değil taahhüt de gerektirir.

Bu taahhüt sözlerimiz arkasıdaki duygu, niyet ve deneyimi ölçmeyi gerektirir. Bu korkutucudur. Buna kapı aralamak sizi değiştirebilir.

Velhasıl, şirketlerin ekserisi dinlemekten çekinir. Çünkü değişmekten çekinir.

Değişim korkutucudur. Dinlemekle başlar.

Ne alaka?

İlginin olmadığı yerde ilginç sadece dikkat dağıtır. Çünkü alakalı* değilse, amaçsızdır. Uygulanabilir değildir.

Birilerinin hep dikkat çekmeye ihtiyacı olabilir ve bu belli bir müddet prim yapabilir. Ancak alakasızlık iki tarafı da hızlı şekilde yoracaktır.

Çok ilginç bir öykü anlatabilir, enteresan bir siyasi tirat döşeyebilirsin**:

Eğer alaka/ilinti kuramıyorsan, boşa kürek çekiyorsun demektir.

*Relevant.

**Ülkemizin siyasi gündemi tam bir “Ne alaka…” safhasındadır.

Refleks

Pasaport sırasında önümdeki çocuğun minik sırt çantasından oyuncağı düşüyor. Eğilip elimdeki bir paket M&M’s ile birlikte uzatıyorum. Gülümsüyor.

Annesi bu organik anı: “Teşekkür edelim abiye!” klasiğiyle tuhaf bir ana dönüştürüyor. Çocuk, teşekkür edemiyor. Anne, ısrar ediyor. Ben, pişman oluyorum. Bu ebeveynin geliştirdiği refleksin çocukta çalışmaması örneği. Çünkü bir insana esneme anında ağızını eliyle kapatmasını öğretemezsin. Bu tepke zamanla ve tercihen öğrenilir. Eğer çocuğun, bir refleks olarak minnet ve şükran duysun istiyorsan kafası ödülle karıştığı o an doğru an değildir. Ve aslında buna ihtiyaç da yoktur.

Tüketicinin de refleksleri vardır. Mesela sen, blogun müdavimi olarak bu yazının artık nereye varacağını kestirebiliyorsun. Bu kazanılmış bir reflekstir. Refleksler işe yarar. Kısa yollar üretir ve bazen çıkmazların içinden kurtarır. Ama refleksiz gözlem yapan kadar heyecan verici değildir.

Bu bloga ilk defa giriş yapmış sen gibi. Tıpkı elinde ödülü, heyecan dolu o çocuk gibi.

Ancak siz biz refleks sahiplerinin aksine yeni bir şey önerebilir veya üretebilirsiniz.

Pazarlamanın size ihtiyacı var.

Pazar dağıldı

Bu milenyumun başında biri “Yok abi, ben TV izlemiyorum…” deseydi “Vaktini nasıl harcıyor acaba?” diye sorardık.

Şaşırırdık. Düşünürdük. Bugün değil.

Birleşik Krallık’ta sadece 5 yılda TV’nin ev eğlencesindeki payı %35 geriledi. Vakit öldürmede aslan payı: Internet medya hizmetleri, sosyal medya, Seç-izle konseptler (Netflix, Disney) ve oyun dünyasınının elinde artık.

Hedef kitlen TV’de değilse bunların birinde veya birkaçında. O yüzden artık kitlesel yok.

ABD’de 1950’lerde TV’de hit olan nerdeyse herkese ulaşırken bugün %2’yi bile yakalayamıyor.

Artık istesen bile kitlesel olamıyorsun.

Pazar dağıldı, çeşitlendi.

%2’ye oyna.

"Hissedilen"

Gerçekler, olgular her zaman kısa yol değildir. Bazen anlaşılamaz ve karşı çıkılır.

Çünkü olgu/vaka* da olsa doğru yapıda/formda olması ve muhakkak dünya görüşümüze uyması gerekir.

24 °C senin için keyifli, bir Sudan’lı için soğuk hava olarak kabul görebilir

“Hissedilen…” bir form ve perspektif meselesidir.

Dikkate al!

Yoksa gerçekler ezilir.

*TDK: Varlığı deneyle kanıtlanmış şey.

Bizim hikayemiz

İnsanların bilimsel metodu geliştirmeleri on binlerce yıl sürdü.

Bilim dünyasının mikrop teorisini kabullenmesi ise yüzyıllarımızı aldı. Çünkü nasıl hasta olabileceğimizle ilgili kendimize anlattığımız öyküler kanıttan daha belirleyiciydi. Gözle görünmeyen bir organizma bize nasıl zarar verebilir ve dahası nasıl bulaşıcı olabilirdi?

İnsanların ekserisi için öyküler değişmeden kanıtların bir önemi yoktur. Çünkü birinin su üstünde yürüyebileceğine inanmış bir kişiye; aksi fizikle değil, ancak daha güçlü bir öyküyle kanıtlanabilir.

Çoğumuz “Fikrini değiştirmek için nasıl bir kanıt görmen gerekir?” sorusunun muhattabı değildir.

Ve unutma: En iyi öğretmenler, ebeveynler, patronlar ve pazarlamacılar harika birer öykü anlatıcılarıdır.