Baştan çıkarma

Baştan çıkarma bir hile türü olarak sınıflandırılabilir ve belki de İngilizce tabiri -seduction- gibi; daha ileri gidip ihanet olarak da okunabilir.

Ancak değildir.

Pazarlama bu kavramı dikkatli ve sınırları hileye varmayacak seviyede kullanmaya ve işlemeye devam etmelidir.

Çünkü cazibeye kapılma ve ayartılmaya kapı aralanır ve yan etkileri rıza ile sineye çekilir.

Çünkü köken bilim her ne kadar aksini öne sürse de baştan çıkarılmak, hile ile kandırılmanın aksine bir tercihtir.

Komplo teorilerinin cazibesine kapılanlardan, lüks ürünler ile baştan çıkarılmaya “Hayır!” diyemeyen kitlelere kadar örnekleri saymakla bitmez. Bir markayı kimileri tamamen görmezden gelirken, kimileri ayartılmayı tercih edebilir.

Hile ile baştan çıkarılma arasında tatlı bir çizgi vardır.

Usta Pazarlamacılar bunu bilir. İşler.

Sistem çıkmazı

“Lütfen el bagajlarınızı yerleştirirken koridordaki geçişe müsade ediniz…”

Mümkün değildir. Fiziksel değil tinsel bir varlık olmanız gerekir.

Bu tipik bir sistem çıkmazı semptomudur.

Ve ne zaman sistem benzer aksamalar yaşasa yolsuz tertipler hüküm sürer (Örnekleri için; gümrükler, adalet sarayları ve şehir planlamalarında yapılan usulsüzlüklere bakabilirsin).

İstisnalar ve belli bir acilin üstesinden gelmek için ürettiğimiz kısa yollar sistemin kendisini tüketir.

Bazen problem, problemin kendisi değil: Problemin üstesinden gelemeyen sistemdir.

Aklı yok saymak

İnsana acı veren bir çok olgu vardır ama aklın yok sayılması farklı acıtır.

Çünkü bu eylem kişinin sadece zekası değil, niyeti ve geçmişi hakkında da en kötüsünü varsayar.

Ve bu profil genellikle önemli gördüğü her bilgiyi tıpkı yüzsüz ve hırsız Pazarlamacıların yaptıkları gibi; en küçük puntoyla sayfanın dibinde yayımlar.

Senin problemin: Kendini insanlardan daha zeki görmen değil, insanların senden daha zeki olduklarını anlayamayacak kadar aptal olmandadır.

Geçmiş olsun.

Öz güven meselesi

Öz güven çok amaçlı bir el aleti değildir.

Ticari pilot olmak için gerekli öz güven, topluluğa konuşma yapmak için talim etmen gereken öz güvenden farklıdır.

Dün akşam kokpitten konuşan yardımcı pilotumuz belli ki, bu işi ilk defa yapıyordu. Türkçe’de sesi titredi. İngilizce’de sözlerini bitiremedi.

Öz güveninin zıttı anksiyete, endişe veya kaygı değil, kararsızlıktır.

Bilgi ve tecrübenin işlenmesiyle giderilir.

Ve evet, diğer bir çok şey gibi öz güven de bir pratik meselesidir.

Sözden başla

Pazarlama hedef kitlesine derdini ve kendini binlerce farklı araç kullanarak anlatabilir.

Bu araçları çalıştırabilecek ise tek bir model vardır: Söz verip tutmak.

“Verdiğin sözleri tutuyor musun?”

Cevaplaması çok zor bir sorudur. İmaların, mimiklerin, oturuşun ve kalkışın sözün bir parçasıdır. Sloganında, komik/eğlenceli olduğunu düşündüğün bilboard mesajların ve Tweet’lerinde sözün hissesi vardır.

Başarılı Pazarlama yapmak çok zordur.

Çünkü söz verip tutmak çok zordur.

Hangi aşamada olduğunun bir önemi yok. Eğer tökezlediğini hissediyorsan: Sözden başla.

Tekrar.

Cesaretin bedeli

Ray Kroc, McDonald kardeşlerden bir şirket değil bir icat satın almıştır.

Çünkü McDonalds’ı icat etmek ile McDonalds’ı kurmak arasında hatırı sayılır bir fark vardır.

Ray’in McDonalds’ı icat edecek zekası, birikimi ve vizyonu yoktu. Bu çok açık.

Uslanmaz bu girişimcinin ise mucit kardeşlerde olmayan belirgin bir aktifi vardı: Cesaret.

Ray 1961 yılında, 59 yaşındayken -ödemesi gerektiğinden belki biraz fazla ödeyerek- 2.7 milyon* dolarlık bir yatırım ile bugün değeri 200 milyar dolara dayanacak bir şirket kurdu.

Mac ve Dick kardeşler ise patentlerini değerinin hayli üzerinde satmış oldular.

Çünkü bulmak başka, başa çıkmak başkadır.

Ve bu ikisi ekseriyetle aynı kefeye koyulur.

Cesaretin üzerinde ise fiyat etiketi yoktur.

*Bugün yaklaşık olarak 24 milyon $.

Hangi gelecek

Bu yıl üniversitelerin billboard reklamlarının ortak bir teması var: Gelecek.

“Gelecek senin…”, “Geleceği sen aydınlat!”, “Gelecek sensin!”, “Geleceği burada yaz…” ve benzerleri.

Hangi gelecekten bahsettikleri ise muamma.

Yarın veya bir hafta sonra mı? Ya da belki bir yıl sonrası…

Norveç’in şimdiki zamanı bizim geleceğimizin konusu olabilir ama bizim şimdiki zamanımız kimin meselesi olacak?

Çünkü önemsediğimiz budur.

Bizimle dosdoğru konuşun.

Özellikle aklına, enerjisine ve cesaretine ihtiyaç duyduğunuz gençlerle…

Çünkü gelecek burada.

Bugün ve yarın.

Acele Mesaj

Mesajı iletmede aceleci davranamazsınız. Teşbihte hata olmaz Kuran bile insanlığa 23 yılda aktarıldı.

Ve unutma; en iyi öykü güzel katlanmış desenli bir kumaşa benzer. Açıldıkça değişir, güzelleşir ve anlamlaşır.

Geçenlerde, probiyotik ürünler üreten Enterogermina’nın şu sloganı dikkatimi çekti: “Siz hazır olun ya da olmayın bağırsaklar hazır!”

Anlamlı bir slogan değildir. Zira öncelikle bizim hazır olmamız gerekir. Dönüp bir daha okuduğunuzda ima ettiği şeyin aslında işleri daha da çirkin hale getirebileceği ihtimali gözden kaçırılmıştır.

Çünkü mesajı iletenin acelesi vardır. Satış baskısı altındaki Pazarlama bunu yapar.

Tüketicinin kafası ise güveni aceleye getiremeyecek kadar karışıktır.

Uzun bir yol katedip, heyecanlı bir ulak telaşıyla kapımıza dayanmadan önce soluklan lütfen.

Köy yanıyor, Padişah tahttan iniyor olabilir…

Anlamak için zamana ihtiyacımız var.

602

Instagram hesabı bu Blogu’un ayna boyutu.

Tabi ki, Sosyal Medya’yı geleneksel Web’ten ayıran birçok unsur var ancak en baskını şüphesiz algoritmadır.

Birinde istediğini tüketirken, diğerinde akvaryumdaki balıktan bir farkın yoktur.

Sadece tüketmek ve amaçsız öne çıkmak için neredeyse her şey bir diğer “(…) kopyanın kopyasının kopyası gibi. Dünyayla arana öyle bir mesafe sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin ne de bir şey sana.”*

Kopya ise yedek tuttuğum harici diskim dışında kullanmaya dahi tenezzül etmediğim bir kavramdır.

Kopya -çok konuştuk, biliyorsun- kısa ömürlü, uyuşuk ve hastalıklı bir konsepttir.

Yalnızca üretmek değil, maruz kalmak da yorar ve bezdirir.

Blog’a hem Web sitemi güncellemek hem de daha iyi bir Blog deneyimi sunmak için ara vermiştim.

Blog yine her gün* bu adreste: www.saridje.com/blog

Eğer www.saridje.com/blog ’dan abone olursan; siteyi ziyaret etmene gerek kalmadan -her gün- aynı saatte e-posta kutunda…

16 Ağustos’a kadar Web Blog’a abone olursan; bu arada kaçırdığın ne varsa 30 Sayfalık mini kitapla hediye*:

*Tyler (Dövüş Kulübü, 1999) bu tanımlamayı uykusuzluk hali için yapar.

**Her Pazar günü ise seçilmiş bir içerikle Instagram hesabımda.

***Kargoyla adresine teslim.

Hep burada

Bugün biri Tesla dediğinde aklına meşhur bir fizikçi değil de Elon veya araba geliyorsa sebebi pazarlamadır.

Kültürü şekillendiren organik pazarlama bunu yapar:

Bir fikir veya tartışma ile başlar. Onu işler ve huya dönüştürür. Nihayetinde kültürün bir yapı taşı haline getirir.

Bir noktada ‘kavram’ sanki hep oradaymış gibi gelir. Hiçbiri, hiçbir şey “Hep orada…” değildir. Pazarlama bunu bilir.

Bu IG’de 601. yazım; artık hep buradaymışım gibi hissettiriyor.