Anlamsız tekrarlar

Genellike tekrarları sevmeyiz ama mecbur bırakılırız.

“Yine, yeniden…” gibi sloganlar ise aksiyonun aynını değil, tatmin eden sonuçların tekerrürünü arzu eder.

İkisi farklı şeylerdir.

Farkı anlamayanlar Monte Kristo’nun ayak üstü sohbet ettiği telgrafçıya benzer. Kontun’un bu tutkulu bahçıvan ile arasında şöyle bir diyalog geçer:

“Gerçekten de bana sizin, anlamadığınız işaretleri tekrarladığınız söylenmişti,” dedi kont.

“Çok doğru mösyö ve ben bunu yeğlerim,” dedi telgrafçı gülerek.

“Neden bunu yeğliyorsunuz?”

“Çünkü böylece hiçbir sorumluluğum olmuyor. Ben bir makineyim, başka bir şey değil, yeter ki işleyeyim, benden daha fazlası istenmesin.”

Çoğunuz yarın işlerinize bu devinim ile gideceksiniz. Anlamadığınız tekrarların bir parçası olmak için tekrarlamaya devam edeceksiniz.

Sevmediğiniz aşikar, mecbur bırakıldığınız vaka.

Sorumluluk almanın zamanı gelmedi mi?

İzahın kolay yolu

Bir şeyin neden daha iyi olduğunu izah etmek, neden daha kötü olduğuna ikna etmekten daha zordur.

Çünkü daha iyi ‘yeni’ olan ile ilgilidir ve her yeni kabulleniş gerektirir. Bu ise fikirlerin değiştirilmesi demektir: Çok zordur.

Pazarlamacı yeninin iyisine vurgu yapmadan, eskinin kötüsünü göze sokmalıdır.

Anlam

Üstüne düşünürsün veya ertelersin ama “Anlam” nihayetinde etraflıca cevaplaman gereken önemli bir sorunun çıkmazıdır:

“Tüm bunların ne anlamı var?” hayatta kalma zorluğunu aşmış birçok insan* için önemli bir müşküldür.

İnanç bir cevaptır ve kimine göre kırılgan bilim veya diğer kadim öyküler de öyle.

Bazen bir anlığına bir parça çikolatada anlam bulabilir veya Woody’nin (Belki Groucho’nun) dediği gibi: “Gerçeğe hayran olduğum söylenemez ama yine de düzgün bir yemek yiyebildiğim tek yer orası.” diyebilirsin.

Anlam “Yeterince…“yi nasıl tanımladığına bağlıdır. Çünkü yettikten sonra daha fazlasını değil, daha iyisini arzuladığımız vakadır. Ve daha iyi her zaman daha fazla anlamına gelmez: Daha dürüst, daha cömert, daha anlayışlı, daha sürdürülebilir, daha kaliteli…

*-ki II. Dünya Savaş’ından sonra gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bu kesim çoğunluktadır-

İstemek üzerine

Yeni bir şey öğrenmek için ortaya koyman gereken irade; onu öğrenmen için gerekecek zaman ve efordan daha maliyetlidir.

Bu bir “Başlamak zordur…” metaforu değildir.

Başlamak veya bitirmek sürecin kendisidir ve süreç düşündüğünden daha kısa ve kolaydır.

İstemek: Çok zordur.

Gerisi çocuk oyuncağıdır.

300 milyon

“Kıtaların yeri değişecek! Afrika Ukrayna ile kara sınırı olacak!

Türkiye Yeni Dünya’da nerede yer alacak?“

Bu bir manşet.

300 milyon yıl sonra gerçekleşmesi muamma bir teori için çağrıda bulunuyor.

300 milyon yıl…

Dinazorlar 65 milyon yıl önce yok olmuştu. Biz ise 2030’un neye benzeyeceğinden emin olamıyoruz.

300 milyon yıl sonrasına seslenen ve bağlantılı soru soran bir manşet(!)

Acil serviste kanaması süren, ölmek üzere olan bir hastaya “Estetik Cerrahi ile ilgilenir misiniz?” diyen bir doktor…

Ne israf ama!

Tiran sistemler

Otomatikleşmiş olanlar hariç her sistem tefsire açıktır. Birlikte çalışılır veya karşı konulabilir olmalıdır.

Paris’teki eski metro vagonlarının kapıları kolludur. Trene binmek ve inmek için kolu yukarı kaldırmanız gerekir.

Yöntem meşakkatli gözükse de otomatik kapılara kıyasla birçok avantaj sunar: Hava sıcaklığı kapıların gereksiz yere açılıp kapanması ile değişmez. İhtiyaç duyulmayan kapı kullanılmayan kapıdır; bu enerji tasarrufudur. Gerek olsun veya olmasın her durakta açılan kapıların bakım döngüsü daha kısadır. Ve diğerleri…

Otomatik ikinci tahmine ve ihtimale hayat şansı tanımaz. Evet, işleri kolaylaştırır ama iradeyi sakatlar.

Güncelleme/iyileştirme azmini yok eden her sistem ise tirandır.

Karşı konulmalıdır.

Gizlenmek

Biliyorsun; politika yazmıyorum. Apolitik olduğum için değil, yazmaya değer görmediğim için. Ancak İran’da yaşananlar politikanın ötesinde bir insanlık ve etik meselesi.

Liderleri Hamaney isyanlarla ilgili ilk kez konuşmuş ve şöyle demiş: “İsyanlar ABD ve İsrail’in projesi.”

Nihai bir benzerlik, her yer öyle değil mi(?)

Yaşadığımız Dünya artık bilginin serbest kaldığı berrak bir habitat sunuyor. Bu neredeyse her iş, sektör ve seviyedeki insan için geçerli.

Kilit soru şu:

Bilgi serbest bırakıldığında; size yardımcı mı oluyor, yoksa sizi incitiyor mu?

Eğer incitiyorsa, bir şeyleri gizliyor ve değişime direniyorsunuz demektir. Bu ise evin içinde perde çekmeye benzer: Evet, belki görünmez olursunuz ama göremezsiniz de.

İran’da bilmek, değişmek ve görünür olmak için öne çıkan herkese bol şans dilerim.

Aç gözlerini

Sık uçan bir yolcunun havalimanında bavul giydirmesi mantıksızdır. Çünkü 10 giydirme fiyatına yeni bir bavul alınır. Bu hizmet pahalı olmasının yanında, efektif değildir: Süreçte insan faktörü aradan çıkarılmalıdır. Müdavimleri görmezden gelen fukara iş modeli ise daha kapsamlı bir perspektife oturtulmalıdır.

Olması gerektiği gibi olduğunu düşündüğün; dönüp ikinci defa bakmaya, kritik etmeye tenezzül etmediğin bir çok model, buna benzer kısa akılların işidir.

Olması gerektiği gibi görünen ama aslında tırnak tutturamayan* bu zombi girişimler, iş fırsatları kovalayanlar için arka kapılardır.

Aç gözlerini. Kurtar bizi.

*Dikiş tutturamamanın Rumeli ağzı versiyonu.

Estetik bir işlevdir

Sitemizdeki açık verandaların kapatılması ile ilgili bildiri dağıtan PVC firma temsilci şöyle bir giriş yaptı:

“İyi akşamlar. Bahçe katlarının ‘Pimapen’ ile kapatılmasına izin verildi. İlgilenir misiniz? Ölçüleri alalım mı?”

Hayır*.

Çünkü bazen estetik işlevin önüne geçer ve yanlış anlaşılmasın estetik olmak da başlı başına bir görevdir, bir fonksiyondur.

Yapılan değişikliğin estetiği işlevsizleştirmesi tabi ki, kapitalin/tüccarın problemi değildir. Hataya düşmeyin, aynı şekilde: Bir şehri boydan boya yarıp kanal açmak isteyen sermayenin de tek izlevi kâr ve gelirdir.

Peki ya geri kalanımız?

“Değiştirmiyoruz çünkü bu şekilde estetik…” veya “Değiştiriyoruz çünkü daha iyisini yapabiliriz!” diyenler…

Öne çıkmanın zamanı gelmedi mi?

*Nezaketen, demedim.

Her komplo güzeldir

Gerçekte var olan bir probleme dört yönlü yaklaşabilirsin:

1- Problem yok, veriler hatalı.

2- Problem var, lakin problem değil.

3- Problem var, sebebi biz değiliz ve açıkçası elimizden bir şey gelmiyor.

4- Problem var, bununla yüzleşmemiz, çözümler üretmemiz ve zorlukları aşmamız gerekiyor.

Bu ele alışların sadece dördüncüsü komploya kapı aralamaz. Diğerleri komplonun palazlandığı çıkmaz sokaklardır.

Net olalım: Mesele bilim ve araçlarıysa tamamının iyisi ve kötüsü vardır. Ancak komplolar öyle değildir. Çünkü hepsi konfor-kontrol ikilisini vaat eder ve bunda neredeyse %100 başarılıdır. Her komplo tüketicisi için güzeldir, iyidir. Diğer taraftan ‘bilim’ her önerdiği teorinin aksi kanıtlansın şevkiyle iş görür; başarısızlıktan korkmaz, onu tahrik eder.

Hakikat (Yer çekimi, Küresel Isınma gibi…) ona inanıp inanmamanız ile ilgilenmez ve hatta umursamaz.

Gerçek, ancak onu anladığımızda umuma faydalı olur. Onu anlamanın kanıtlanmış tek yolu ise bilimdir.