Zararın ölçeği

Herkes hata yapar, kısa vadeli düşünür, üşenir, öfkelenir, erteler, yargılar, kötü kararlar verir ve basiretsiz davranır.

Herkes.

Herkesin içinde ise mentorun, hocan, o çok sevdiğin liderin, patronun, canın baban, Süpermen ve sen* de varsın.

Eğer bu ‘herkes’ konusunda uzlaşıyorsak geriye sadece zararın ölçeği kalır.

*Kendin dahil kimseyi koşulsuz savunma.

"Sokak Hayvanları"

Nasıl evsiz veya yuvasız insan kavramına etik olarak karşı duruyorsak ve “Sokak İnsanı” kavramını kutsamıyorsak; aynısı evcil hayvanlar için de geçerli olmalıdır.

Nasıl “Sokak İnsanı” olmuyorsa “Sokak Hayvanı” da olmamalıdır.

Bu hayvanlar bu şekilde aşağılanmamalı, bu koşullarda yaşamalarına göz yumulmamalıdır.

Kendi ve çevreleri için oluşturdukları birçok tehlikeden bağımsız, bunun etik olarak doğru olmadığı konusunda uzlaşmamız gerekiyor.

New York’un Central Park’ında kır kurdundan rakuna, kızıl tilkiden sincaba kadar birçok vahşi hayvanla burun buruna gelebilirsiniz. Ancak asla başıboş evcil bir hayvan ile karşılaşmazsınız.

Her ne kadar evsizlik bazı gelişmiş ülkelerde bir yaşam biçimi olarak ortaya çıksa da genel itibariyle onur kırıcıdır.

Eğer hayvan sevginiz “Hangi koşulda olursa olsun hayatta kalsın!” evresini geçemiyor ve onurlarını kapsama almıyorsa; sevginizi gözden geçirmenizde fayda vardır.

Evet, Los Angeles’ın “Sokak İnsanları” krizi ve Türkiye’nin de akut bir “Sokak Hayvanları” problemi mevcuttur.

Eşit ölçüde onur kırıcıdır.

Çözülmesi gerekir.

Problem çok

“Problemlerden problem beğen…” çok doğru bir önermedir. Milyonlarca çözülmeyi bekleyen problem vardır.

Problem söz konusu olduğunda ise mesele zorluk veya çokluk değil, talip olmaktır. “Çözümsüz problem” diye bir şey de yoktur. Çünkü çözümsüzse problem değildir: Durumdur, sonuçtur.

Ve problemleri görmezden gelemezsin.

Problemler kendilerini göstermekte, göze sokmakta ve hatırlatmakta mahirdirler.

Ya çözersin ya da tükenirsin.

Seçim senin.

Orijinal olmak

Orijinal olmak ile orijinali takdir etmek, beğenmek ve anlamak arasında büyük fark vardır.

İkincisi olmadan birincisi yaşayamaz.

Birincisi olmadan ikincisi üretemez.

İkincisini birincisiyle karıştıranlar ise ucuz bir taklit kültürü üretir.

Zaman kaybeder ve kaybettirir.

Anlamak ve yapabilmek aynı şeyler değildir.

İşine odaklan.

Neofiller

IKEA sorun çözer. Zara ve Apple gibi. Ama Dua Lipa da öyle.

Çünkü bu isimler/markalar sadece temel ihtiyaçlarını gidermek için çalışmaz. İnovasyon yapar. Sen ise etrafındaki birçok kişi gibi bir neofilsin: Yani yenilik bağımlısısın.

O yüzden soğuk baklava diye bir ürün var.

O yüzden Dua Lipa’nın 43 adet Single’ı var.

Pazarlama sorun çözer.

Ve belki bugün en büyük sorun neofillerdir.

Önerecek yeni bir şeylerin yoksa geride kalırsın.

Kim iş başında?

Geliştirdiğin hünerlerin nedeniyle mi, yoksa sorumluluk almaktan kaçmadığın için mi iş başındasın?

Eğer hüner yani ustalıksa, öğrenmişsin demektir.

İkincisiyse yetenektir.

Birincisini herkes ikame edebilir. Çünkü herkes öğrenebilir.

İkincisi, genetik piyangodur.

Hangisinin iş başında olduğundan emin ol.

Kendini ucuza satma.

Özel görelilik

Einstein’ın özel görelilik kuramı “İki olayın aynı anda gerçekleştiği” ifadesini anlamsız kılar.

Her hadise birilerinin şimdisi olabilir.

Görelilik tüm deneysel testlerden geçmiştir, saat gibi çalışır.

Ama saat ikimiz için aynı hızda dönmez.

İkimizin şimdisi gözlem noktamıza göre değişir.

Sakın hataya düşme, işlerimiz çoğu zaman ‘anın’ etrafında düğümlenir.

Bu nedenle göreliliği inkâr etmenin hiç kimseye bir faydası yoktur.

Ve iyi bir lider; etrafındaki dünyayı inkâr ederek iş yapmamalıdır.

Hayırlı haftalar.

Kayıp piyasa

“Artık hiçbir şey şaşırtmıyor!”

Hem Pazarlama hem de sosyalin geneli için çok üzücü bir ifadedir. Çünkü bu ifade beklentinin kısırlaşması ve tek yönlülükle ilgilidir. Bu kişi en kötü ihtimalin de kötüleşmesine hazırlık yapar ve ekseriyetle savunma pozisyonundadır.

Defans ise pasif/edilgen bir haldir.

Yarınla değil, bugünle ve her koşulda statükoyu korumak ile ilgilidir.

Diğer taraftan Pazarlama tam aksi beklenti içindedir. Pazarlama eylemle ilgilidir. Hedef ve ihtiyaçları için heyecanlanacak, yeniyi hayretle karşılayacak koşulları yaratmaya çalışır.

Şaşkınlık duygusuna ket vurulmuş bir piyasa meraksız ve ilgisizdir. Kayıptır.

Eğer kimseyi şaşırtamıyorsanız; konuşulmazsınız, satamazsınız ve pazarlayamazsınız.

Üzgünüm.

Esbabımucibe

Aracındaki dörtlü ikaz lambaları bir sorun yaşadığının belirtisidir. Sana istediğin yerde durma hakkı veren sihirli bir lamba seti değildir.

Bu ve benzeri indikatörleri yani göstergeleri ‘gerekçe’ olarak kullanmaya başladığında iki şey olur:

1- Gerekçenin veya esbabımucibenin içi boşalır. Mucip sebeplere ise hepimizin ihtiyacı vardır.

2- Artık göstergeler işe yaramamaya başlar: Bu iletişim diline zarar vermek ise anlaşabilme, tolerans ve empati ihtimalini sekteye uğratır.

Arıza, acil bir durum, kötü hava koşulu veya kaza durumu; hepsi güçlü gerekçelerdir. Bizi sosyal hayatta bu ve benzeri durumlara ikna eden göstergeleri -maalesef-, uzun zamandır her alanda manipüle ediyoruz.

Pişman olacağız.

Gerçek kapıyı çaldığında

“Kafamı olgularla karıştırma!” provokatif ancak gerçek bir klişedir.

Baban sana yalan söylese itibarı zedelenir. Oy verdiğin politikacı aynısını yaptığında daha da güçlenir. Çünkü sattığı gerçek değil, başka bir şeydir.

Bugün veya yarın gerçek kapını çaldığında o gün olguları neden göz ardı ettiğini hatırla.

Şu iki soruyu sor:

O gün neye inanıyordum?

Ve bugün neden inanmıyorum?