İyi Pazarlama
İyi Pazarlama yapabilmen için iki şeye karşı yüksek direnç inşa etmen gerekir:
-Can sıkıntısı ve
-Fazlalıklar
Birincisi hasta eden bir odak, ikincisi ise ancak korkusuz bir salıverme ile mümkün olur.
İyi Pazarlama yapabilmen için iki şeye karşı yüksek direnç inşa etmen gerekir:
-Can sıkıntısı ve
-Fazlalıklar
Birincisi hasta eden bir odak, ikincisi ise ancak korkusuz bir salıverme ile mümkün olur.
“Yapay Zeka çağı başladı!”
Yapay mı, organik mi? Bilemiyorum.
Ancak zekanın hiç olmadığı kadar değerli olacağı bir döneme girdiğimiz kesin.
Eforun diskalifiye edildiği bu sosyal habitata zeka hükmedecek.
“Pahalıyız evet, ama verdiğinden çok daha fazlasını alacaksın.”
Pazarlamanın ikna etmek zorunda olduğu önemli bir şiardır.
Ve Pazarlama bunu söylemeden önce müşterisini seçmek zorundadır.
Müşterini seç; fiyatını yani geleceğini seç.
Beymen’in* 1 milyon üzerinde Instagram takipçisi var. Gönderileri ise 1000 beğeniyi zor görüyor. Bu kabaca %0.08 geri dönüş** demek.
Sosyal Medya kullanıcısı tüketici değil de ürün olduğunu anladıktan itibaren -2015 ve sonrası: Tabiiyet yani sadakat duygusunu kaybetti. İşine gelmeyeni görmezden geliyor. İşini gördüğünü de sessiz sedasız tüketiyor. Tüm bu “Lütfen beğenin/paylaşın!” yakarışları bu yüzden.
Hala beğenip/paylaşmaya devam ettiği şeyler sadece kimliğini yansıtan içerikler. Bu bir iz bırakma mevzusu. Beğen tuşunu hak edenler ancak sevdiği bir müzisyen veya mizahında, felsefesinde kendini bulduğu kişilerden oluşuyor.
Bu Pazarlama için ciddi bir problem. Ve bu problem sadece influencer/fenomen desteği veya organik içerikle çözülebilecek bir mesele değil. Yapısal bir mesele. Veriye yaklaşımımız, onu işleme şeklimiz ve inşa ettiğimiz kimliklerle alakalı.
Erişime ve virale kafa yoran hızlı tükeniyor. Bugün belki en önemli iş; istikrar ve süreklilikle kimlik inşa etmektir.
Beğenmeyi ve paylaşmayı unutma :)
*Beymen burada rastgele bir örnek. Bir anlam arama.
**Benim Instagram sayfam neredeyse sıfır çabayla %15’lerde.
Internet’in en iyi teknoloji kritiklerinden Marques (@MKBHD) “Değerlendirdiğim en kötü ürün… Şimdilik” başlıklı bir video paylaştı. Humane adlı yakaya takılabilir bu “Yapay Zeka Asistanı”nı yerden yere vurdu.
USA ve UK’de Internet bu sert değerlendirme nedeniyle derin bir tartışmanın içinde.
Marques’in yaptığı kritiğe büyük ölçüde katılıyorum. Ancak benim bu konuyu yazma nedenim başka:
Humane’yi inanılmaz teknolojik bir alet. Bu satırları okuyan birçoğunuzun üretmeyi bile hayal edemeyeceği sınıfta. İnanılmaz bir girişim, çaba ve yatırım ürünü. Ve yerden yere vuruluyor…
Bunun size Pazarlama noktainazarından şunu düşündürmesi veya biliyorsanız hatırlatması lazım:
Artık; ürünü süper ince görme, özenme, sorun çözme arzusu hiçbir dönemde olmadığı kadar varsayılan beklentiler. Bu anlamda rekabet o kadar güçlü ki, özenilmiş birçok ürün alelade.
Hiç özenmeyenler sınıfındaysan, halini sen düşün…
Bugün başımdan ilginç bir hadise geçti.
Üzerinize afiyet, Fişekhane’de tuvalet ihtiyacım oldu. İşaretleri takip edip tuvalete girdim. Çıkışta ellerini yıkayan bir kadınla karşılaştık. Haliyle kadın “Ben yanlış girdim herhalde…” dedi. Kendimden emin, “Evet…” dedim. Çıkışta hemen karşı kapıdaki kadın tuvaleti işaretini gösterdim. Kadın çıktığımız yeri göstererek, “Bakın bu da kadın” dedi.
İkisi de kadın tuvaletiydi.
Burada iki problem var.
Birincisi işletmenin: İlgili alana yönlendiren işaret tabelalarına hem erkek hem kadın imgesi yerleştirilmişti. Alanda ise alışılmışın dışında sadece iki kadın tuvaleti bulunuyordu.
İkincisi benim: Karşımdaki kapıyı kadın görünce diğerine bakma ihtiyacı duymadan içeriye dalmışım.
Birincisi bir yönetim tercihidir. Detaylara hakim olmadığım için fazla yorum yapamam.
İkincisi ise hepimizi şekillendiren işaret kültürünün bir problemidir.
Bu konuda hep yazarım biliyorsun:
Davranışa yön vermek eğitimin konusudur ve eğitmek işaretlerden fazlasını gerektir.
Gördüğünüz gibi; bu konuda işaretler beni eğitememiş.
Inox yani paslanmaz çelik görünümlü bir ürün üretirsin. Moda sana bunun “Şık ve sade bir yön…” olacağını telkin eder. Ürün tutar.
Belki biraz fazla…
Üstünde birçok parmak izi bırakır.
Tüketici bundan şikayet eder.
Aynısının parmak izi tutmayanını üretmen istenir.
Yapar mısın?
Yaparsın…
Çünkü Pazarlama biliyorsan, bilirsin; Pazarlama bitmez, terk edilir.
Dün sosyal medya bir savaş başlasın istedi. Başlamadığı için de hayal kırıklığına uğradı.
Haruki Murakami’nin şöyle bir lafı vardır:
“Herkes kalbinin derinliklerinde dünyanın sonunun gelmesini bekler (..)”
Bu laf bizim büyük olayların, başlangıç ve bitişlerin tutkunu olduğumuzu ifade eder.
Kitlesele müptela insanoğlu için ise bireyselde kayıp hep büyük olmuştur.
Spider-Man cuma namazına gitmiş.
Ve camiden kovulmuş.
Bu cami güzel bir Pazarlama fırsatını elinin tersiyle itmiş.
Hani örümceğin ağı peygamberi müşriklerden korumuştu?
“Bayram tatili bilançosu: 48 can kaybı, 6184 yaralı.”
Bugün konvansiyonel birçok savaşta 4 günde bu rakamlara ulaşılamıyor.
Trafik dünya genelinde yılda 1.35 milyon kişinin ölümüne sebep olur (Saate yaklaşık 154 kişi). En yaygın kanser türü olan göğüs kanseri saate 200 kişiyi öldürür.
Araba endüstrisine yöneltilen -yıllardır söylüyorum- “Çevre Kirliliği” kritiği buz dağının sadece görünen tarafıdır.
Ve bu ölümcül makineler pandemisi de -maalesef- bir Pazarlama ürünüdür.