Başarı olmaz

Yaratıcı işlerde başarı ölçü birimi yoktur. Çünkü yaratıcılık çerçevesizdir: Ne başı ne de sonu vardır. Da Vinci için Mona Lisa belki bir kontrol noktasıdır, bir başarı değil. Başarı ancak hayallerinle gerçek eşleştiğinde kutlanabilir ki, bu meslek için böyle bir münasip düşme mümkün değildir.

Başarı? Podyumda bir üst basamakta durma veya o son çizgiyi geçme hissi?

Bunun için bu meslekteysen, vakit varken geri dön.

Değilsen, Outfit’ten Leonard’ın şu sözlerini hatırla:

“Mükemmel değil. Bununla barışık olman gerekir. Nasıl? Şöyle: Tezgahın başına oturursun, aletlerini ortaya dökersin ve yeniden başlarsın!”

Gündem

Çoğunlukla gündem yazmıyorum. Çünkü gündem genellikle viral olanla ilgildir. Viral olan ise -biliyorsun, hep konuşuruz- anlıktır. Tekrarı yoktur. Viral üzerine öykü inşa edemezsin, tutmaz.

Öykü tam bir “Roma bir günde inşa edilmedi…” metaforunun merkezinde durur.

Ticaretin yolunda gidebilir ve sosyal medya bir kaldıraç gibi seni viral yapabilir. Bu durumda “Marka oldum!” yanılgısına kapılma. Etrafta bu tiplerden çok var. Ve yine hatırlatayım, bu bir ölçek meselesi değildir. Lokal kalıp da markalaşabilirsin, şaşırmam. Evet üzer ama olağandır: “Kurukahveci Mehmet Efendi” gibi.

Bu Blog’u takip etmen için birçok nedenin olabilir. Hepsine hakim olamam ama küçük bir tavsiye: Gündeme düşmeden günü anlamak istiyorsan okumaya devam et.

Mutlu bir pazar olsun.

Aynışım

Apple’ın yeni iPad Pro’nun inceliğine vurgu yapmak için hazırladığı reklam filmi; beğenildi, tiye alındı ve nihayetinde işi bilen herkese “Apple prodüksiyon yapıyor abi!” dedirtti.

Ta ki…

Apple’ın bu fikri 2008’de yapılmış LG’nin telefon reklamından arakladığı öğrenilene kadar.

LG’nin reklamını izlediğimde ben de hatırladım. O dönemde de -rastlantı- LG kullanıyordum, iPhone kasırgası ise yeni kopuyordu. Kendime LG adına şunu dediğimi hatırlıyorum: “Bu işler reklamla olmaz abi, iPhone geliyor…”

Gerçekten olmaz. Ancak reklamsız da olmaz. Olacaksa da otantik/orijinal olmak zorundadır.

Benzeşim, mutlaka olur kaçamazsınız. Ancak aynışım öldürür.

Ve unutma sadece Apple’ı değil, seni, küçük işletmeni de bulurlar.

Yapma.

Motivasyonun babası

The Adjustment Bureau’nun hikayesini çok otantik bulmuştum. Her ne kadar gişede o yıl Rango’yla birlikte hüsran yaşasalarda sorun öyküde değil, senaryo ve işleyişteydi.

Otantikti çünkü New York’u bilenler bilir: “Burada bir şeyler dönüyor…” hissi uyandıran nadir şehirlerden biridir. Bu his hakimse olağanüstü hiçbir yakıştırma sırıtmaz.

Filmin ana karakteri irtibatını kaybettiği ve çok hoşlandığı o kız ile tekrar karşılaşma ihtimali için her gün aynı otobüse biner. Bunun gerçekleşmesine engel olmaya çalışan öykünün antagonisti, nihayetinde kahramanımızın kıza denk gelmeyi başardığını duyduğunda iş arkadaşıyla şu diyalog yaşanır:

+Bir sorunumuz var…

-Ne?

+David Norris planın dışına çıktı.

  • [Küfür] Kızı nasıl buldu?

+Şans, sokakta karşılaştılar.

-En başında karşılaşmalarına izin vermemeliydik.

+Protokolü harfiyen uyguladık.

-Adam aynı otobüsü üç yıldır, her gün kullanıyor! Bunu kim yapar ki?

Aşık olan yapar. Bu bir romantizm meselesi değildir.

Aşk -işine, idealine, evine, eşine- her neyse, motivasyonların babasıdır.

İşe yarar.

Varsa şanslısın.

Yoksa sen de gör.

Görünen Pazarlama

Pazarlama sizi görünür kılar.

Görünür olmak ise bir buz dağı metaforu gibi çalışır.

Eğer suyun üstündeki altından büyükse derdin Pazarlama değil, üründür.

Aksi

Aksine ikna etmek Pazaralama için en büyük problemlerden biridir.

Risk faktörün işin içinde olduğu durumlar ve diğer benzer geçişli beklentileri çözümlemek ise on yıllar sürebilir.

İlaçların buzdolabında saklanması gerektiğine kanı inşa etmiş birine tersini kabullendirmek imkansızdır. Bu aynı kişi emniyet kemerini takmamanın risk ihtiva etmediğine de inanmış olabilir. Çelişki, kanı için kayda değer değildir.

Pazarlama bunu kutunun arkasına “Buzdolabında saklamayınız!” yazarak veya dramatik “Kamu Spotları” ile çözemez.

Pazarlama ancak sorunu tespit edip, eğitmenlerin üreteceği çözümü satabilir.

Çiğneyebileceğinden fazlasını alma.

Az çok

Çok ne kadar problemse az da o kadar sorunludur.

Bir yere geç kalmak ile erken varmak aynı ölçüsüzlüktedir.

Otobanda aşırı hız yapmakla hız limitlerinin çok altında seyretmek belki aynı seviyede tehlikelidir.

Cimrilik savurganlıktan daha ihtiyatlı veya etik değildir.

Eğer limitlerin altında kalmayı üstünde durmak kadar abuk kabul etmezsek güzel standartlar inşa edemeyiz.

Az, çok kadar sıkıntılıdır.

Seçimsizlik hali

Gerald Zaltman’a göre bilişimizin %95’i bilinçaltında gerçekleşiyor. Bu yolla günde 30 ila 35 bin arasında seçim yapıyoruz.

Ancak yine de seçimlerin doğasını anlamakta zorlanıyoruz.

Seçimin en güzel özelliği, o gerçekleşmeden önce sırtında taşıdığın; kaygılar, şüpheler ve korkuların hepsini yansız bırakmasıdır. Çünkü neredeyse hiçbir önemli seçim sütlü ve sütsüz kahve arasındaki çelişki kadar kısa vadenin konusu değildir. Dolayısıyla uzun vadeyi yaptığımız bir seçim değil, takip eden binlercesi inşa edecektir.

Gabi olma. Takılma. Seç git.

Çünkü zaten farkında olmadan bunu yapıyorsun.

Ve sen, Pazarlama yapmaya çalışan güzel arkadaşım: Seçimleri kolaylaştır.

Deneyimin yönü

Deneyim tıpkı zaman gibi geriye doğru akmaz. Hep doğrusal, tek ve geleceğe yöneliktir.

“Bu dondurmayı beğenmedim!” kanıtlanmış bir deneyimdir. Kendini bir daha aynı dondurmayla test etmez.

Müşteriye yaşattığın deneyim, bugün ne kaybettiğinden çok yarın ne kazanacağın ile ilgilidir.

Mahir ol.

Eşsiz | Verimsiz

“SGK tarafından özel hastaneye günlük 8 bin lira ödeme yapıldığı için bebek hastalar iyileşmiş olsalar bile yoğun bakımda tutuluyordu. Şebekenin bu yolla devleti yaklaşık 1 milyar lira zarara uğrattığı tespit edildi.” - NTV Haber

Nüfusumuzun belki %1’inden azı bizi kendi bencil çıkarları için birbirimize düşürüp zarara uğratmaya çalışıyor. Bu oranı verdim çünkü özellikle bu vakalarda herkes birbirini şeytanlaştırma yarışına giriyor: O durumda herkes birbirine düşman olur. Bu ülkemiz için geçerli bir olgu değildir.

Alternatif olarak şuna kafa yormamız daha anlamlı olur:

Fırsat eşitsizliği ve verimsizlik, yolsuzluğun ana etmenleridir. Erişim ve olasılık yaratırken; cehalet ve kaçırılan fırsatları ortadan kaldıracak yeni habitatlar inşa etmemiz gerekiyor.

Verdiğimiz sözleri tutmak ve işleri daha iyi hale getirmek için hala fırsat var.