Limitsiz zekâ

Yanıldığımı veya en azından abarttığımı kanıtlamak için çok uğraşıyorum. Ancak olmuyor. AI her şeyi altüst edecek.

Bir tane film vardı Limitless diye. Konsept olarak AI’ın şu anda insanlara sağladığı tam olarak bu. Hem de bireysel düzeyde NZT gibi hiçbir yan etkisi yok.

Trump isim önerileri yapmış. Yapay zekânın insanları korkuttuğunu düşünüyorlar. Süper Intelligence vs. öneriler var. Bence Limitless Intelligence şu anda en uygunu.

Acelenin dozu kaçtı

Yeni Yıl ve Noel alışverişine kasımdan önce başlayan tüketicilerin oranının yıllara göre değişimi:

2017 - %19*
2018 - %27*
2019 - %39
2022 - %46
2024 - %45
2025 - %42

2017 ve 2018 oranlarını ben uydurdum. Diğer oranlar NRF’nin ABD araştırmalarından.

Bu veriler şunu gösteriyor… Noel ve Yeni Yıl alışverişi aylar öncesinden başlıyor. Peki, neden daha içinde bulunduğumuz sezon bitmeden bir sonrakine yetişmeye çalışıyoruz? Neler oluyor?

  • Şirketler daha çok satmak için acelenin dozunu kaçırdılar.

  • Bugünün stresinden kaçıp geleceğe sığınıyoruz.

  • Sosyal medya bizi sürekli yeni bir şey istemeye itiyor.

  • Beklersek pahalanır ya da tükenir diye korkuyoruz.

  • Başkaları başlayınca geç kaldığımızı sanıyoruz.

Ve şimdi AI ile birlikte otomasyon geliyor. Sadece sezonlar değil, her şey birbirinin içine girecek. Bu bir kehanet değil, tam bir tüketim distopyasının içinde yaşıyoruz.

Boktan işler

Boktan işlerin kokusu gelir, arkadaşım.

Üstünü ört, ifadeni değiştir, “Ben hiç farkında değildim” de, “Aa, öyle mi olmuş?” diye şaşır…

Yemezler. Türkiye şu anda iki modda yaşıyor:

Boktan işler ve üst seviye gerginlik.

Boktan işlerin sebebi belli, yıllardır yazıyorum: Dünyada Müslümanlardan başka üç asırdır aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmeye çalışan bir medeniyet yok.

Olağanüstü gerginlik ise “Galiba bizde bir terslik var” diye hafiften sezmeye başlamamızdan kaynaklanıyor.

Kokuyor. Geriyor. Patlayacak.

Az kaldı.

Pis Çin

Çin temiz görünmeye çalışarak kirli oynuyor ve oynamaya devam edecek.

Komünist rejimlerin âdetidir; dinler, çok dinler.

Meşhur Washington-Moskova casusluk hikâyeleri arasında en sevdiğim, Rusların büyükelçiye hediye olarak verdikleri ahşap armanın içine dinleme cihazı yerleştirip odasını aylarca dinlemiş olmalarıdır.

Düşünsene, adam sana hediye veriyor ama trojan.

Uzun yıllardır yazdığım, ufaktan dokunduğum bir konu: Çin’in etik, ahlak ve töre olarak dünyaya katacağı hiçbir şey yoktur.

Zarar verir, fayda vermez.

Yakından takip etmemiz gereken bir çekişme bu.

Çünkü ucu hepimize dokunacak.

Problemli problem

Problemler çözülür. Bu gerçektir. Yani mutlaka maliyet vardır ve her zaman, her koşulda maliyet olacaktır ama problemler çözülür.

Maliyet bazen ucuz bir yara bandı kadar zararsız, bazen insan kaybı kadar yıkıcı olabilir ama problemler çözülür.

Kidlin Kanunu’nun önerdiği şekliyle: Bir problemi açık ve net bir şekilde kâğıda dökebilirseniz, o mesele yarı yarıya çözülmüş demektir.

Problem bunu yapamadığımızda ortaya çıkar.

Şu anda yapay zekânın nasıl bir problem oluşturabileceğini Kidlin sadeliğinde kâğıda dökebilen yok.

İşte bu, maliyeti yüksek bir problem olabilir.

Normal kasap

Bulunabilirlik, yani görünürlük, daha da zor hâle gelecek.

Aslında şu aşamada burada bir paradoksla karşı karşıyayız.

Görünür olmak için araçlar çoğalmış ve çeşitlenmişken görünür olmanın zorlaşmasının arkasında, yapay zekânın sarsması beklenen ekonomik modele ilişkin tedirginlik yatıyor.

Yani?

Yani herkesin her şeyi yapabildiği bir ortamda “değer” nerede olacak?

Bu kalabalığın içinde nasıl görünür olabilirsin?

Benim için şu aşamada cevap çok açık: Kalabalığa karışmayarak. Mahallenin kasabı olarak. Nusret olmaya çalışmayarak.

Valla sen delisin

Anthropic’in bir çalışanı çıkıp “AI hepimizi öldürecek” dedi.

Whistleblower dedikleri bu karakter tam anlamıyla Amerikan iç siyasetinin bir ürünü. Monica Lewinsky gibi birini düşün. Demokratlar kafayı yemiş durumdalar. Ellerinden gelse iç savaş başlatacaklar; o seviyedeler.

Yine tüm bu tartışmayı genel insani didişmelerimiz üzerinden okuyacağım.

Geldiğimiz noktada şunu görüyoruz:

Çok tanımlı bir dünyada yaşıyoruz. Bu tanımlamaların içinde neyin rasyonel, neyin akıl dışı olduğunu anlamak bazen çok zorlaşıyor. Bazen empati bu okumaları yapmamızı engelliyor. Empati bir tuzağa dönüşmüş durumda. Yasanın üç evladını öldüren bir anne için siyah ve beyaz kadar net olması gerekirken biz empati dezenformasyonunda boğuluyoruz. Bu örneğin benim için bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Artık aklı başında gibi görünen deli insanların aramızda bolca dolandığını kabul etmemiz lazım.

Deliliğin adını koymamız ve deli olana deli dememiz lazım.

Lincoln'den mesaj

Abraham Lincoln’le aynı gün doğduk. Aramızda 100 küsur yıl ve bir okyanus var, ama takvimin bu küçük cilvesi onu bana hep biraz daha yakın hissettirdi.

Lincoln 1838’de, henüz 28 yaşında ve kimsenin tanımadığı bir taşra avukatıyken, Springfield’daki bir gençlik kulübünün önüne çıkıp Amerika’yı neyin yıkabileceğini anlatır. Cevabı yabancı bir ordu değildir.

“Eğer yıkım bizim kaderimizse, onun yazarı da tamamlayıcısı da biz olacağız.” der.

Lincoln’e göre bir ülkeyi asıl çökerten şey dışarıdan gelen bir düşman değil, içeride kaybedilen sabır ve adalet duygusudur. Reçetesi de basittir: Yasalara saygı, bir ulusun “siyasi dini” olmalıdır.

Bu konuşmayı bugün okumak tuhaf bir his veriyor, çünkü genç bir adam, 23 yıl sonra kendi başkanlığının karşılaşacağı sınavı satır satır tarif ediyor. Söylenmesi gerekeni, kimse dinlemezken bile söylemek; Lincoln’ü Lincoln yapan en önemli özelliğidir.

Çıkartılacak çok ders var.

Büyük çöküş

Şu anda Türkiye’de normal demokratik yollarla bir hükümet değişimi imkânsız.

Artık kâğıt üstünde demokrasi var; gerçekte ise de facto bir diktatörlükle yönetiliyoruz.

Bu siyasi seviye, 2010’ların başında büyük bir toplumsal hareketlenme ve Gezi’yi mumla aratacak bir isyan başlatırdı. Şimdi neden olmuyor?

İki sebebi var:

Birincisi, 2010’lu yıllar, Y kuşağının (1981–1996) en enerjik ve en hararetli zamanlarını yaşadığı ve X kuşağının (1965–1980) rehberlik ettiği aktivist bir ara dönemdi.

İkincisi, bu nesiller darbeleri görmüş, analogdan dijitale geçişi birebir yaşamış ve her şeyden öte, globalizasyonla gelen değişimi aynelyakîn hissetmişti. Maalesef Z’ler bu geçişleri tecrübe etmedi. AKP hükümeti dışında bir gerçeklikleri yok. Türkiye’de doğdular ancak arzu ve hevesleri bu topraklarda yeşermedi. Çoktan göçtüler.

E, hâliyle evlenmiş barklanmış Y’ler ve artık emekliliğe yüzünü dönmüş X’ler için, affedersiniz ama, çok da fifi yani…

Bu ülkenin geleceğiyle ilgili ne kadar karamsar olduğumu yıllardır biliyorsunuz.

Yazıyorum, okuyorsunuz.

Şu aşamada yanıldığımı itiraf etmek istiyorum:

Benim tahmin ettiğimin de ötesinde bir çöküş yaşayacak Türkiye.

Buna kendinizi hazırlayın.

Çalıntı merhamet

Dün yazdığım tema üzerinden gereksiz küfürler yedim.

Böyle zamanlarda şu işi neden devam ettirdiğimi sorguluyorum açıkçası.

“Bana ne ulan…” diyesim geliyor, diyemiyorum…

Sebebi merhamet değil.

Merhamet, intihara sürükleyen empatinin ana yakıtıdır.

Ve size ihtilaflı bir iddiada bulunayım: Merhametle kötülük işleyen insanlar, merhametsiz insanlardan daha merhametsizdir. Merhamet tam bir şark kurnazının aracıdır. FETÖ ve neredeyse her aşırıcı dinî akım, merhameti kullanarak yönetir. Sizin kendi hükümetiniz, merhamet duygunuza oynayarak ülkeye milyonlarca mülteciyi sokup çocuklarınızın geleceğine merhamet göstermedi. Batı’da yaşanan kırılmaların arkasında yine bu çıldırmış solcuların merhamet duygusuna sığınarak önerdiği akıl dışı işler yatıyor. Aynı şekilde, çocuklarını öldüren bu Amerikalı kadın için talep edilen merhamet, gerçek masumlardan çalınmış bir merhamettir.

Geçin bu ayakları kardeşim.

Siz, biz normal insanlarız.

Peygamberi oynamaktan vazgeçin.

Ülkenin de dünyanın da içine ettiniz!

Benim de kaç gündür sinirlerimi bozdunuz.