Jokerleştirme

Starbucks’ın Amerika’da başına gelenler, dünya geneline yayılacaktır. Starbucks düşüşte, bu bir sır değil. Woke kültürü tüm araçlarıyla USA’da emekçiyi yozlaştırdı.

Jokerleştirme diyorum ben buna. Hödükleri hödüklükleriyle kabul etmemizi telkin eden, kafayı yemiş bir zihniyetle karşı karşıyayız. Çok acayip.

Her neyse.

Starbucks paçayı kurtarır kurtarmaz, iş modelinin alacağı şekle bakar. Ancak marka ölmez. Hikayesi Woke için sağa, senin için ise sola doğru evrilmiş olabilir. Marka aşk gibidir. O kandile herkes ayrı anlam yükler. Kimseyi, görmek istediğini görmeleri için zorlayamazsın.

Zor iş be, marka olmaz.

Gerçekten zor.

Spam mı?

Spam, bizim onun farkında olduğumuzun farkında değildir. Etkili miyim değil miyim diye düşünmez. Spam’a göre hepimiz yem bekleyen balıklarız. O olta atar: Balıkları görmeden, kimin evrimsel olarak gelişip bu tuzağa düşmediğini bilmeden ısrarla devam eder.

Seni Spam’dan ayıran şey, bizi tanıma isteğin; bizim ne istediğimizi iyice anlama çaban olmalıdır. Çünkü gerçekten, Pazarlama’nın devrede olmadığı her satış mücadelesi, kendi içinde çokça spam içerir.

Pazarlama öğren.

Çırpın

“Ciddi şüphelerim var…” ya da “Her şey çok karmaşık!” yüzme bilmeyen birinin suda çırpınırken düşündüğü şeyler değildir.

Büyük sorularla meşgul olmayı severiz.

Zaman kaybıdır.

Aksiyon, seni bu dertten kurtarır.

Sadece çırpınmak da olsa, bu hafta harekete geç.

Gerizekalılarca*

Geri zekâlıya anlatır gibi anlatmak?

Şahsen, ben geri zekâlıların konuştuğu dili bilmiyorum.

Gerizekâlılarcaya hâkim olmak sizi herhalde biraz geri zekâlı yapar.

Büyük bir zaman kaybı.

Alternatif?

Aklı başında insanlarla konuşmak olacaktır.

*Yeni bir dil.

Yaptığınla sattığın

Ne yaptığımızla ne sattığımız arasında birçok sektörde karışıklık var. Pazarlama da tüm araçlarıyla bu ikiliğe aracılık ediyor.

Nike ayakkabı ve spor kıyafeti üretir ama inanç, motivasyon ve kültürel kimlik satar.

McDonald’s bir gayrimenkul ve lojistik zinciridir ama hamburger ve patates satar.

Starbucks kahve yapar ama aslında “üçüncü mekan” deneyimi ve günlük bir ritüel satar.

Bu markalar bunu açıkça yapar ve burada bir sorun yoktur. Ancak ne zaman ki sattığınızla insanları yanıltır, onları yaptığınıza mahkûm bırakırsanız, işte o zaman sorun başlar.

Özellikle Türkiye’de hizmet sektörü (reklam ajansları ve benzerleri) bu dipsiz çelişkiye düşmüş durumda. Bu tutarsızlık size köprü bile atlatmaz.

İnsanlar er ya da geç uyanacaktır.

Entelektüel

Bir kişinin entelektüel derinliğini diyaloğun ilk 5 dakikasında anlarsınız. Ancak entelektüellik sadece bir metriktir.

Deneyim/tecrübe, doğruluk/dürüstlük, çalışkanlık, cesaret, açıklık veya herhangi bir mesleğe eğilim, yani yetenek, en az entelektüel olmak kadar önemlidir.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama deneyimsiz. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama sahtekâr. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama tembel. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama korkak. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama gizli kapaklı. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama mesleksiz. Olmaz.

Ve bizim mahallede hepsi var, maalesef.

Mantalite

Bu akşam entelektüel birikimine güvenle, bir büyüğümle yaptığım tartışmaya istinaden:

Anlayış, mantalite çok hileli bir kavramdır. İlk etapta çok fazla bir şey ifade etmez gibi görünür. Ama bu kavram, düşünüş biçimi veya düşünce yolu etrafında örgülenir.

Bu, aynı yanlış yolda yürüyen doğru insan metaforu gibi çalışır. Bireyi ve nihayetinde toplumu mahveder.

Bizim meselemiz, bu idrak / telakki veya zihniyet dediğimiz kavram etrafında örgülenir.

Bu ülke, yanlış yollarda yürüyen doğru insanların ülkesidir.

Çok üzücü.

Zorba

Bugün yine birilerinin diğerlerine yapılmış darbeyi yeterli bulmadığı ve diğerlerinin birilerine yapılan darbelere yeteri kadar itibar etmediği, uzlaşısız bir zorbalar günü yıl dönümündeyiz.

Her darbe bir zorbalıktır. Bu, geçen gün sizin için alıntıladığım Plato’nun devlet düşüncesinde, “Sen kim oluyorsun kardeşim?” sorusunda hayat bulur.

Zorbalık ise -sakın hataya düşme- bir zihniyet meselesidir ve mikro seviye olan aile eğitiminden başlar. Bugün trafikte, ticarette, bürokraside, medyada, hukukta ve hayatın her alanında gördüğümüz zorbalık, bir kültür meselesidir. Ve bazen, görünenin ve sanılanın aksine, zorba daha cesur, daha girişken veya daha gözü kara değildir.

Zorba, pire için yorgan yakan bir korkaktır.

Arabasından yere çöp atan her zorba, yarın bir başka darbe girişiminin fitilini tetiklemek için gerekli zihni sıkıntılara sahiptir.

Bu nüansın farkına varmayıp zorba değil insan yetiştirmediğimiz müddetçe, başımız beladan kurtulamayacaktır.

Bireysel

Repliklerini ve her anını yazdığın o çocuğun sahneye ilk çıktığında dili tutulacaktır. Ve eğer biraz fazla zorladıysan sahneye çıkarmayı bile başaramayacaksın. Bundan emin olabilirsin.

Doğaçlama öğrettiğin çocuk?

Evet, belki yuhlanacak, belki alkışlanacaktır: Ama nihayetinde kendi oyununu oynayacaktır!

ABD bugün neden dünya lideri, biliyor musun? Çünkü insanını kendi oyununu oynaması için yetiştirmiş ve koşulları ona göre tasarlamıştır.

Sana bir ekonomik analoji daha yapayım.

Çocuk yetiştirme modeli:

Tam kontrol = Ekonomik daralma.

Bireysellik = Belki biraz volatil, ama büyüme potansiyeli çok yüksek.

Bırakınız yapsınlar!

Sonuna kadar

Bugün kasada fırın pişirme kağıdı aldım.

Rafından değil; kasanın dibinde, köşeye sıkıştırılmış tezgâh üstünden. Ait olmadığı yerden.

İş gördü mü? %100.

Neden? Çünkü doğru pazarlama bunu yapar: Kendini hatırlatır. Kendini gösterir. Bazen olağan, bazen de hiç beklenmedik yerlerde.

Bu efordan -yani pazarlama yapmaktan- vazgeçmemelisin.

Sonuna kadar.