Sorunumuz seçim

Dünya genelinde yılda 30 milyar çift ayakkabı üretiliyor. Sadece hepsiburada.com 134.670 çeşit ayakkabı listeliyor. Bugün ayakkabı satın alırken sorununuz çeşit veya fiyat değildir; seçimdir.

Her şeyden önce tüketici en doğru seçimi en hızlı şekilde yapmak ister. Anahtar içerik zaman olmakla beraber, bilinçli veya değil seçim yaparken 2 unsuru daha dikkate alırız; fayda ve farklılaşma.

Marka olarak süreci optimize ederek öncelikle “zaman” kazandırın. İkinci aşamada konfor alanlarınızı tespit ederek “fayda” sağlayın. Son olarak ana mesajınız ile “farklılaşın”. Bu cycle‘ın bana göre en güzel örneklerinden biri **Amazon Go’**dur. Girişimi merak ettiysen tıkla.

Statü

Ödevini yapmadığı için çocuğunu azarlamış ve tatil planlarında sırf bu yüzden değişikliğe gideceğine dair tehditler savurmuş aslan bir baba; aynı gün “34 VM 18, kenara çek!” diyen polis karşısında dut yemiş bülbüle dönecektir.

Statü, sizi gün boyu değiştirir.

Statü size istediğinizi verebilir veya alabilir. Sizi daha mutlu veya mutsuz yapabilir. Statü sizi ayrıcalıklı veya dışlanmış hissettirebilir. Statü, sizi hızlandırabilir. Mesela Türk Hava Yolları‘nın “elit“ statüsü sizi onbinlerin içinden kayırıp sıranın en başına koyabilir.

Markalar statüler yaratır ve kitlelere şu sinyali verirler: “Bizim gibiler burada sizler ise oradasınız!”

Dünyanın son günü

Bugün yaklaşık olarak 150bin kişi için dünyanın son günü. Dünya genelinde günde ortalama bu kadar insan hayatını kaybediyor. Geri kalanımız için önemli olmaya devam eden her şey (IG hesabımız, sabah tweetlerimiz, banka ödemelerimiz vs) bu 150bin kişi için bugün anlamını sonsuza kadar yitiriyor. Bugün onlar için dünyanın son günü.

Son urgency instinct yani aciliyet içgüdüsüne oynayan bir terim. Pazarlama “son”u çok kullanır. Bazen “son”la korkutur. Hiçbir kampanya ve fırsat eğer 150bin kişiden biri değilseniz sizin için “son” değildir. Tuzağa düşmeyin.

Modelleri değiştirin

İstanbul için yerel seçime gidiyoruz… Olaya şu açıdan bakmanızı istiyorum: İstanbul’da halka açık olan yeşil alan oranı %2’dir. Bu oran New York’ta %29, London’da %33, Roma’da %38 ve Singapur’da %47’dir. Ancak sizin gündeminizde bu konu yok. Çünkü gündem modeliniz bu konuyu kapsamı içine almıyor. Şöyle ki:

Her akşam saat 21:00’da bir araya gelip TV izleyen bir aile düşünün. Bu bir tüketim modelidir ve sıradan bir yapımcı (üretici) bu tüketim modeline göre ürün üretmeye devam edecektir. Yani; yeni diziler, yeni reality showlar vs. Ailenin tüketim modelini değiştirmekle uğraşmayacaktır. Çünkü modeli değiştirmek çok zahmetlidir. Mesela “Netflix” bir model değişikliğidir.

Tüketim modelini değiştirmek, alışkanlıkları ve kültürü değiştirmek demektir. Kendi işinize bu çerçevede bir daha bakın. Modele göre mi üretiyorsunuz yoksa modeli mi değiştiriyorsunuz?

Pazarlama değiştirir

Çin’de Budistlerin yoğun olarak yaşadığı bir bölgede dini inançlardan dolayı çikolata tüketimi çok düşüktür. Bunun üzerine üretici firmanın pazarlama ekibi harekete geçer ve kampanyalar başlatılır. Yapılan çalışmalar kısa sürede sonuç verir; inanç esnetilir ve satışlar belli bir seviyeye getirilir. Bu hikayeyi bir dostum anlatmıştı. Hikayeyi doğrulamadım çünkü yalan bile olsa pazarlamanın yapması gerektiğini anlatıyordu: Değişim.

Pazarlama değiştirir. Pazarlamayı satış hevesiyle karıştırmayın. Pazarlama bir heves değildir. Pazarlama bağlılıktır. Daha iyiye olan inancın bağlılığı. Bugün daha iyiye inanmamızın arkasında geçmişte bir şeylerin daha iyi olabileceğine inanmış ve bunu gerçekleştirmiş insanların eylemleri vardır. Bu insanları daha iyiye inandıran pazarlamadır. Pazarlama değiştirir; daha iyisi için.

Reklam panoları

Bugün tüm bildiğimiz, dikkatimizi çekmiş reklam panoları (billboardlar) geri konulmamak üzere kaldırılsa çoğumuz fark etmeyiz. Fark edenlerimiz de “Billboardlarımızı geri istiyoruz!” demeyeceklerdir.

Orada mesajı asılı duran markalar; bizim size ihtiyacımız yok. Sizin bizim dikkatimize ihtiyacınız var. O yüzden lütfen layık mesajlar verin. Aciliyet içgüdüsüne oynayan, “En ucuzu bu!” tipi klişe ve stereotype (basmakalıp) sloganlarınızla değerli dikkatlerimizi harcamayın.

Güldürün, düşündürün ve her şeyden önemlisi değer yaratacak mesajlar verin. Şunun gibi:

Text and drive - (Wathan Funeral Home)

Araba kullanırken mesaj at - (Wathan Cenaze Hizmetleri)

Verimlilik önceliktir

“Uçakların geri vitesi yoktur.” bir klişedir. Uçaklar geriye doğru gidebilecek kabiliyete sahiptirler ama bu özelliği kullanmazlar. Bunun birkaç nedeni vardır. En önemlisi yakıt/enerji tasarrufudur (Reverse thrust maliyetli ve gürültülüdür). Bu nedenle apronda itme tercih edilir. Öncelik verimliliktir.

Bu noktada verimlilik önemli bir kavram olarak karşımıza çıkar. Çok özellikli, verimli ile doğru orantılı değildir. Bugün tüketiciler ürün özellikleri içinde boğulmuş durumdalar. Artık sadece el fenerleri yok. O alet aynı zamanda bir tirbuşon, bir radyo ve bir alarmlı saat. Peki verimli mi? Kesinlikle değil. Özellik değil verimlilik öncelik kazandırır.

Emeğe saygı

Türk forum ve video bloglarda çokça karşınıza çıkabilir bu talep. Başkalarının emeklerini izin veya telif almadan kullanan/paylaşan kişilerin kendilerine hak gördükleri saygı, satışta iki yüzlülüğe müthiş bir örnektir. Asıl ironi/sorun ‘emeğe saygı’yı korsan yayın tüketenin hararetle savunuyor olmasıdır. Peki bu tüketici korsan yayın arzı hususunu nasıl ele alır?

Bu konuda uyarı amaçlı yıllar önce bir video hazırlanmıştı. “Araba çalmazsınız…” diye başlayıp, toplumun konsensüsle günah kabul ettiği suçlar sıralanıyor ve korsan yayınlar ile analoji kurulmaya çalışılıyordu. Etkili oldu mu? Hayır. Sebebi şu: Sıradan bir vatandaş için araba çalmak çok zordur, Netflix korsanı olmak ise çocuk oyuncağıdır.

Tüketici en iyisine; en ucuza ve en rahat koşullarda sahip olmak ister. Bunun için gerekirse hırsızlık yapar. Tüketiciye bu konuda güvenmeyin, fikirlerinizi ve ürünlerinizi koruyun.

Pazarlama varsayımları ölçer

İnsanlar sizi kendi gerçekliklerine çağırır. Sizinle orada buluşmak, orada konuşmak ve alışverişte bulunmak isterler. Hawking gerçeklikle ilgili şunu söyler: “Gerçeklik diye bir şey yoktur; zihni modele göre gerçeklik vardır. Zihni modelinizin varsayımını değiştirirseniz, gerçeklikleriniz de değişir.” Herkesin varsayımları farklıdır, dolayısıyla gerçeklikleri de farklıdır.

Lacancılar arasında meşhur olan ve özellikle de Žižek’in çok kullandığı şöyle bir vaka anlatılır: Kendini tahıl çekirdeği zanneden bir hastayı doktorlar psikiyatrik bir enstitüde tedavi altına alırlar. Uzun uğraşlardan sonra tahıl çekirdeği olmadığına ikna edilen hasta taburcu edilir. Çok geçmeden korku içinde geri döner ve telaşla; “Kapının hemen dışında bir tavuk var.” der. Doktor, “Sevgili dostum, korkacak bir şey yok. Çok iyi biliyorsun ki sen bir tahıl çekirdeği değilsin.” diyerek hastayı sakinleştirmeye çalışır. “Tabi ki, biliyorum!” diye cevap verir hasta, “…ama tavuk biliyor mu?”

Varsayımlarımızı sadece bilinçle değil bilinç altımızla da geliştiririz. Bu çok sorunlu bir alandır. Bu nedenle pazarlama sadece tüketiciyi değil dışarıda bekleyen tavuğu da ikna etmelidir. Pazarlamanın özellikle kullanıcı arayüzü, ürün geliştirme ve yeni ürün lansmanlarından önce tüketicinin varsayımlarını iyi anlamış ve analiz etmiş olması gerekir. Tüketici varsayımları ürünün ne kadar başarılı olacağı noktasında en belirleyici faktördür.

Kırık yumurtalar

Genel itibariyle pazarlama ve yaşamla ilgili konular dışında yazmaktan kaçınıyorum. Ekonomi ilgi alanıma giriyor ama ekonomi yazacak düzeyde yetiştirildiğimi düşünmüyorum. Ancak hem Türkiye’nin 2019 ekonomik gidişatı ile ilgili hem de sosyo-politik atmosfer noktasında yaptığım tahminlerin doğru çıkıyor olması aklıma Panait İstrati’nin yumurta anektodunu getirdi.

1930’larda Sovyetleri ziyaret eden İstrati, tanık olduğu baskı ve yıkımı “Bir kaç yumurta kırmadan omlet yapamazsınız!” diyerek savunan komünistlere “Evet, kırdığınız yumurtaları görüyorum ama bahsini ettiğiniz omlet nerede?” cevabıyla kapak yapmıştır.

Bugün ülke olarak liberal-kapitalist bir ekosistemin içinde yaşıyoruz. Lakin geldiğimiz noktada yöneticilerimiz Stalinist bir tutumla kırılan yumurtaları aklama yarışında. Vâ esefâ ortada omlet yok.