Süper güç

Pazarlamanın süper gücü tüketicinin kanaatsizliğidir. Yetinmek özgür irade ile alakalıdır ve serbest piyasanın bir parçası olarak regüle edilemez. Ancak eğitilebilir.

Örümcek Adam’ın süper güçlerine hayret eden bir çocuğa gözleri görmeyen yaşıtı için görüyor olmasının süper güç olduğu öğretilmelidir.

Evet, Spider Man müthiş bir öyküdür ama bu franchise’a* 27 milyar$ kazandırmış olmamız düşündürmelidir.

Click (2006)’da çok sevdiğim bir metafor vardır ve Morty şöyle der: Leprikon* sürekli gökkuşağının bittiği yerdeki altın küpün peşindedir. Ama günün sonunda oraya vardığında tek bulduğu şey mısır gevreğidir.

İşte kanaatsizlik Pazarlamanın sahte gökkuşağında bize satılan aynı mısır gevreğidir.

*İmtiyaz hakkından doğan gelirler.

**Cüce cin, İrlanda masal kahramanı.

Büyük teori

Tanı koyma ve tedavi arasında çok kompleks bir ilişki vardır. Bazen tanı sadece bir gösterge, bazen ise tedavinin ta kendisidir.

Mesela virüsü tanımlamada zorlandığımız için tedavi konusunda etkin olamadık.

Diagnoz sadece tıp bilimi için değil birçok alan için çok kritik bir konsepttir.

Ancak bazen tanı koymada ısrar etmek bizi bildiğimiz konularda aksiyon almada geciktirir ve sonuçta kayıp o kadar büyük olur ki, ortada tanı koyacak sorun kalmaz. 

Bu ikilemin arkasında büyük resmi görme refleksi, başka bir deyişle deyişle Büyük Teori ihtiyacı vardır. Bugün herkes kendi Büyük Teorisi peşinde.

Sizi uyarayım; Büyük Teori diye bir şey yok.

Eleştirileri dinleyin

Harry Potter popüler kitaplar arasında internet değerlendirmesi en düşük olan serilerden biridir.

500 milyon kitap satan serinin toplam film hasılatı yaklaşık olarak 8 milyar dolardır.

Eleştiriler her zaman doğruyu söylemez. Ancak…

Bazen biri ‘Ben bu elmayı sevmedim’ diyebilir. Bu ‘Kimse bu elmayı sevemez!’ demekten farklıdır.

Eğer o elmayı üreten markaysanız birinci cümle ile söze başlayanı diyeni dinleyin ve ona teşekkür edin.

Sizi değerlendirmeye ayırdığı zaman için teşekkür edin…

Hedef kitlenizi belirlemede size destek olduğu için teşekkür edin…

Eleştiri dinlemek onları kabullenmek demek değildir.

Dinlemek ‘Seni belki anlamıyorum ama beni değerlendirmeye zaman ayırdığın için teşekkür ederim!’ demektir.

Bu ise güven kazanmaya giden yolun ilk aşamasıdır.

Çünkü zor

Kennedy “Ay’a gitmeyi seçtik” konuşmasında sorar ve cevap verir:

Bazısı “Neden Ay’ı seçtiniz?” der. Bazısı da “Neden Everest’e tırmanıyorsun?” diye sorabilir. Biz Ay’a gitmeyi seçtik; kolay olduğu için değil zor olduğu için.

Alex Honold’un El-Capitan’a solosu veya Benoit Lecomte’nin Pasifik yüzüşü yetenek ve pratiğin işi değil her şeyi risk eden iradenin işidir.

Peki neden her şeyi risk etmek?

Çünkü bazen rakiplerinin çok önündesindir. Bazen düelloya davete değer tek ruh sensindir.

İşte o gün “Neden?” diye sorduklarında, “Çünkü zor!” de ve geç.

Fırsat ver

Bir işte ‘daha iyi’ ön koşulsa onu ‘ilk olmak’ takip eder. İlk çıkagelen, ilk teklif sunan, ilk teslim eden vs. Çünkü daha iyi olan ancak ilk olunarak alt edilebilir.

“Daha iyi ol veya ilk ol…” bir klişe değildir. Modern dünyanın çatışma konusudur.

Fırsatların eşit olduğu bir dünyadan bahsetmek zordur. Daha iyi olan ekseriyetle daha iyi fırsatlar habitatında yetişir.

Bu nedenle ilk olana daha iyi olmasa da fırsat verilmelidir. Çünkü bu çaba daha iyi olunacağına dair taahhüttür.

Eğer elinde fırsat verme kartı varsa -lütfen- yarın ilk çıkagelene şans ver.

Çünkü daha iyi olan zaten gecikti ve hey; eşit bir Dünya için bu jeste ihtiyacımız var.

Nezaket tercihtir

Geçenlerde ofisimizin bulunduğu kata yeni kiracılar taşındı. Taşınmanın doğası gereği kırdılar döktüler. Ancak taşınma etiği gereği bir bildirim verilmedi.

Bazen istemesek de eylemlerimiz birilerini rahatsız eder ve bu bir tercih değildir. Ancak zarar oluştuktan sonra takip eden her fiil bir tercihtir.

Müşterinizi huzursuz edecek 999 ihtimal olabilir ve bunları kestirmek zordur. Ancak gönül alan bir ihtimal vardır: Nezaket.

Diğer çoğu şeyin aksine nezaket bir tercihtir.

Sıfırlama

Bilgisayarda bir şey yazar, tasarlar veya montajlarken program yedek almadan kendini kapatırsa çıldırırsınız.

Çünkü bu adil değildir. Çünkü sıfırdan başlamak zordur.

Kurduğumuz bazı sistemler sıfırlayan kusurlara fazlasıyla hoşgörülüdür. Ve bunlar görmezden gelinir. Çünkü bilgisayar ile aranızda haklılığınızı doğrulayacak hakemler yoktur.

Ancak sizi yönetmesi için seçtiğiniz kişiler siz kendinizi mücadeleye kaptırdığınız anlarda fişi çekiyor ve sizin bu durumu tahkime götürecek araçlarınız çalışmıyorsa sistem çökmüş demektir.

Çünkü bu koşulda hüsran hakim duygudur. Çünkü sıfırdan başlamak zor, sıfırlandıktan sonra başlamak çok zordur.

Bu hafta emeği sıfırlayan değil ödüllendiren sistemler kurun.

Hayırlı haftalar.

Gazla olmaz

Apple’ın araba üreteceği ile ilgili söylentiler devam ediyor. Karşımıza ne çıkacak muamma.

Ancak birisi size “Apple araba üretse nasıl olur?” diye sorsa garipsemezsiniz. Hatta ürünü hayal eder, belki kendinizce modellersiniz.

Diğer taraftan “Peugeot cep telefonu üretecekmiş!” deseler neredeyse hiçbir şey düşünemezsiniz. Yadırgarsınız.

Çünkü Apple markadır, Peugeot ise sadece araba üreticisi.

Peugeot yeni marka yüzü için harika dijital içerikler üretmiş. Tüketicisine: Lions of our time!* demiş. Ancak ben heyecandan kükreyen kitleler göremiyorum.

Çünkü bir markanın ideal ve kimlikler etrafında tarikatlaşması** logo ve klişe ile değil dramatik değişimlerle mümkün olur.

*Zamanımızın aslanları.

**Apple ve SpaceX gibi.

Hatırla

Unuturuz. Tarihleri, olayları ve gerçekleştikleri koşulları (Yaz mıydı, kış mıydı?). Başladığımız noktayı, geliştiğimizi, eskidiğimizi veya yenilendiğimizi; unuturuz.

Hatırlamak ise çok güçlü bir konsepttir. Çünkü hatırlayan ölçüp mukayese edebilir. Ölçüp mukayese eden geliştirir.

1977 yılında ABD’li iki psikolog (Kulik ve Brown) olayları detaylı hatırlama yetisinde kişisel veya kitlesel travmaların etkisini keşfettiler ve ortaya Flaş Bellek terimini attılar.

Bu çalışma sevdiğiniz birini kaybetmediğiniz veya kollektif bir travmaya maruz kalmadığınız müddetçe ilgili bir günün detayları ile hatırlanamayacağını ortaya koydu.

Beynimiz maalesef bu şekilde çalışır ve bu bizim için yeterli ve kullanışlı değildir. Alternatif kayıt tutmaktır. Günlük, haftalık veya aylık; fark etmez. Not tut ki, hatırla.

Ve unutma; hatırlamak bir çabadır.

Hatırlayan progresiftir. Hatırlayan geliştirir. Hatırlayan aldanmaz.

Doğru yanlışlar

Üç yanlışın bir doğruyu götürmesi kuralı bilgisiz ama şanslı olanı engellemek için ortaya atılmıştır.

Bu aritmetik adil bir önlem gibi sunulsa da negatif koşullanma açısından çarpıcı ölçüde tehlikelidir.

Hayat sayısız kombinasyonda hataya toleranttır. Çünkü bu eğilim gelişimin yakıtı olan tekrar ve süreklilik gibi kavramları fitiller.

Edison’un meşhur 1000 başarısız ampul deneyi bu bağlamda harika bir metafordur.

Yanlışın doğruyu hiç saydığı bir kültür azmi saf dışı bırakır. Cesuru, kendine güveneni ve cömert olanı köreltir.

Samuel Beckett’ın sloganlaştırdığı gibi:

“Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.”