Ürünsüz olmaz

Sosyal bilimler tacize müsaittir. Yoruma çok açıktır ve haliyle çıktılar ihtilaflı olabilir.

Mesela pazarlamayı ele alalım: Instagram’da taktikler, stratejiler ve hatta yeni yaklaşımlar öneren veya icat ettiğini iddia eden onbinlerce hesap var.

Neredeyse hepsi birbirinin tekrarıdır ve önerileri şu iki başlıkta filtrelenebilir:

1- Tasarım

2- Dikkat

Evet, ikisi de birçok altbaşlık açabilir ve anlamlı araçlar ortaya çıkartabilir. Ama pazarlamanın meselesi bu değildir.

Pazarlama değişim yaratır. Yaptığı işin tanımı budur ve bu doğru ürünsüz olmaz.

Reklam, ambalaj, slogan, logo, sosyal medya hesapları tasarlayabilirsin. Kendini yakarak dikkat çekebilirsin. Ancak bunların hiçbiri yanlış ürünü kurtaramaz. Kaldı ki, pazarlamanın işi kamuflaj değildir.

Tam aksi; pazarlama doğru ürünü ortaya çıkarır. Bunu ise ürünle yatıp kalkmadan, ürüne katkı sunmadan gerçekleştirme şansı yoktur.

Elinde sihirli değnek, çözüm paketleri satan şarlatanlara kanmayın. Paranızı ve en çok da hevesinizi boşa harcamayın. Ürünü odaklanın.

Ne zaman?

Dünyamıza bir asteroit çarpacak mı? İklim değişikliği yaşanacak mı? Küresel bir ekonomik kriz veya savaş çıkacak mı? İstanbul depremi olacak mı?

Evet, kesinlikle. Takip eden “Ne zaman?” sorusunun ise hiçbir önemi yoktur.

Kötü kararlarımızın temelinde iki kritik sebep vardır:

1- Girdileri analiz edecek vaktimiz yoktur. Çok acelemiz vardır.

2- Çok vaktimiz olduğu yanılgısına düşeriz ve gecikiriz.

“Ne zaman?” vadeli veya belirsizse alacağımız kararlar ikinci sebebin tuzağında heba olur.

Emeklilik için para biriktirmiyoruz, depreme göz yumuyoruz ve hatta aşı karşıtlığı gibi saçmalıkları hep bu yüzden tolere ediyoruz.

Ne zaman? Şimdi.

Açık görüşlü

Bu tabir İngilizceden* dilimize girmiştir. Hiç hazzetmem çünkü altyapısı çok subjektiftir.

Eğer kavramı ‘harfiyen’ ele alıp bu noktadan tüme varırsanız konu karmaşıklaşır.

Çünkü açık görüş bulunduğun konum ve şartlara göre değişir. Tekrar, harfiyen konuşursam: Araba kullanan biriyle, bir gökdelenin terasından şehre bakan kişinin görüş koşulları esaslı şekilde çarpıktır. Bu iki deneğin karşılaştırılması ve birinin diğerine üstünlüğünün koşullar ele alınmadan tartışılması abuktur.

Boston’da doğup IVY League* okullarından birine gidebilmiş biriyle, Hartum doğumlu bir Sudanlının görüş açılarını karşılaştırmak deliliktir.

Delilikten öte -belki kasıtla- dikkate almadığın şey; fırsatların adaletsizliğidir ve yine bu koşulda talep ettiğin açık görüş kişi veya toplum değil bir kapital problemidir. Yaptığın eleştirin ise bağnazlıktır.

Üzgünüm.

*Openminded, 15. yy.

**ABD’de 8 vakıf üniversitesinin oluşturduğu Sarmaşık Ligi.

***Bu temada detaylı bir makale yayımlayacağım.

Dikkat kapan var

Tuzak doğası gereği gizli kurulur ve haliyle uyarı gerektirmez. “Dikkat kapan var!” ise harika bir istisna ve belki farkında olmadan kendi çapında süper bir sosyal deneydir.

Tecrübe/deneyim ile inşa edilmiş bazı engel ve çıkmazlar alıcısı için aynı “Dikkat kapan var!” uyarısı gibi çalışır.

Dinlemeyebilir*, dikkat vermeyebilirsin…

Uyaran için sonuçları izlemek memnun etmese de eğlenceli olur.

*Gençler! Tecrübe konuştuğunda dinleyin, lütfen.

Güzel kapak

“Asla kitabı kapağına bakarak yargılamayın!”*

Yargılarım.

Öncelikle pazarlamanın işi budur. Bundan ötesi ise dış görünüşe önem veririz. Fit olmak için spora gidiyoruz, iyi görünmek için giyiniyoruz, güzel kokmak için parfüm sürüyoruz.

Ve evet, belki bu yüzden bazen güzel içerikleri ve fikirleri gözden kaçırabiliyoruz ama alternatif ne olabilir ki?

10 binlerce kitabın, restoranın, insanın arasından nasıl seçim yapabiliriz?

Belki de sen beni yargılamadan önce; çirkin tasarımın, özensiz tabelan ve kıyafetin ile emeğini sabote etmemeyi denemelisin.

  • Don’t judge a book by its cover ya da zarfa değil, mazrufa bak.

Özel servis

Bugün arabamı servise bıraktım. Servis danışmanı beni bekletirken yaptığı çok önemli bir telefon görüşmesi esnasında şöyle bir cümle kurdu:

“Aman abi, full dikkat edelim. Cumhurbaşkanı korumasının o araba…”

Mesele diğer arabaların hak etmediği full dikkati bu arabanın hak ediyor olması değil, bu hizmet ve servis sağlayıcısının operasyonlarını standartlaştırmamış olmasıdır.

Bazen iyi iş çıkartmak için harcadığımız efor sadece günü kurtarmak için ortaya koyduğumuz çabanın çok gerisinde kalır.

Alan yorulur, satan yorulur.

Azamiye karşı asgari

Neredeyse hepimize varsayılan ayarlar tanımlıdır. Bunların bazısı genetik bazısı da telkin ve eğitimle aktarılır.

Bardağın boş tarafına karşı dolu tarafı, şüpheye karşı güven, suizanna karşılık iyi niyet, bencilliğe karşılık cömertlik, idare edere karşılık mükemmel, yarına karşılık şimdi vd.

Varsayılanları tanımlamak çok önemli bir konsepttir. Size kim olduğunuzu anlatır.

Devletlerin, organizasyonların, şirketlerin de varsayılanları vardır ve en revaçta olanı azamiye karşı asgaridir.

Azami zamma karşı asgari ücret (?) gibi…

Kendinize hayatınızın bir noktasında şunları sormanız gerekir:

Varsayılanlarım ne kadar işime yarıyor?

Bana dayatılan varsayılanlar ne kadar adil?

Maksimum yerine minimumu hak ediyor muyum?

Karar vermeden seç

Neredeyse her gün onlarca seçimle karşı karşıya kalırız. Latte mi, Americano mu? T-shirt mü, gömlek mi? Şu 2 renkten hangisi? E5’ten mi, TEM’den mi?

Pek fazla bir önemi yoktur. Seçip devam etmeniz gerekir. Çünkü bazı seçimler karar vermeden yapılabilir.

Basit seçimleri karar verme çıkmazına sokanlar; enerji, heves ve zaman kaybederler.

Yazı tura at, aklında bir sayı tut… Önemli değil. Seç ve devam et.

Bu hafta karar gerektiren asıl konular için zaman kazan.

Gündem bağıran

Bu blog genellikle popüler gündemi konuşmaz çünkü gündem çok değişken bir kavramdır.

Bugün senin gündemin sınav, diğerinin futbol maçı ve bir başkasının kemoterapi olabilir. Bu pazar düğünü olana pazartesi, pazartesi ölümü olana pazar olur.

Ve bunların hiçbiri aynı duygu ve motivasyonda değildir.

Elinde megafon, kendine göre gündem bağıran genellikle sadece boşlukları doldurur.

Pazarlama için alternatif; bağırmadan önce dinlemektir. Bu ise birebir iletişimle alakalıdır. Dinlemek, dayatılan gündeme yüz vermemeyi gerektirir.

Eğer bunu yapamıyorsan en azından sessiz kal.

Hikayenin bedeli

Amerikan İngilizcesinde ‘colour’ (renk) bir harf eksik ‘color’ ve ‘cancelled’ (iptal edilmiş) kelimesi ‘canceled’ şeklinde yazılır çünkü Birleşik Devletler’de yayımcılar ilanları harf başına fiyatlar.

İlanı ucuza mal etme çabası yani Kapitalizm dil bilgisine bile zarar vermiştir.

Bu hikaye bir uydurmadır. Diğer tüm hikayeler gibi.

Pazarlamacı için ise önemli olan ‘gerçeklik’ değil hikayenin yalnızca şu üç unsurudur:

1-İlginç olması

2-Hedef kitlenin dünya görüşüne hitap etmesi

3-Paylaşmaya değer olması

Cartier’den 10.000$’a satın aldığınız altın bileklik Kapalıçarşı’da belki 1.000$’a alıcı bulur. 9.000$ hikayenin bedelidir.

Bu farkı ödetecek hikayeyi üretmek ise kolay değildir: Ambalajdan satışa, mimariden tasarıma her detayın ilmik ilmik işlenmesi gerekir.

Maalesef Türkiye’de şirketler hikayeye fazla önem vermiyor, özen göstermiyor ve yatırım yapmıyor.

Girişteki uyduruk hikaye çoğunuz için bir şey ifade etmiyebilir.

Ama eğer bir Kapital düşmanıysanız bu rivayet dikkatinizi çeker.

Ve eğer ben solcu bir mahallede sözlük satmayı planlıyorsam…